Yaklaşık iki aydır süren ABD/İsrail ortak yapımı İran savaşı her hafta, her gün, her saat ve neredeyse her dakika değişebilen gelişmelere, açıklamalara sahne olmaya devam etmektedir. Bunun sebeplerinden bazıları manipülasyon yaparak algıları yönlendirmek veya psikolojik harp gibi başlık altında incelenebilir ama biz bu yorumumuzda daha çok ABD başkanının tutarsız, ilkesiz ve yalan odaklı yaklaşımlarına dikkat çekmeye çalışacağız. ABD başkanı Trump’ın tutarsız ve ilkesiz oluşunun en büyük göstergesi sürekli yalan söylemesidir.
Bunu bütün TV yorumcuları ve Türk halkı kabullenmesine rağmen yine de bazı örnekler verecek olursak; “Bu gece İran’a çok sert bir darbe vuracağız” “İran’la anlaşma çok yakın” “İran bize Yalvarıyor” “Hürmüz tamamen kontrolümüzde” “İran’ı taş devrine geri göndereceğiz” derken birde bakmışsınız o gece ateşkes ilan edilmiş. Veya “İran’la ABD heyetleri on beş maddede anlaştı” İran’la barış çok yakın” gibi açıklamalar yapılabiliyor. Yani sürekli tenakuz ve çelişkilerle dulu, insanların aklıyla alay eden ve kendiside alay konusu olan büyük bir dengesizlik söz konusudur.
İran’dan yapılan karşı açıklamalarda ise “ABD ile İran arasında hiçbir maddede anlaşma olmadı “Trump yalan söylüyor” ve “O dünyanın en büyük yalancısı” gibi açıklamalar gelebiliyor ki, İran’ın yaptığı açıklamaların daha ilkeli, daha doğru, daha gerçekçi ve daha anlaşılabilir olduğunu sahada yaşananlardan görebiliyoruz. Bu minvalde iki aylık savaş sürecinde sürekli değişen ABD teklif ve tehditlerine abartmadan yüzlerce örnek verilebilir, çünkü Trump savaşı iki ay boyunca yalan üzerinden yürütmeye çalışmıştır.
İşin doğrusu İran’a reva görülen büyük yıkıma rağmen ABD ve İsrail’in aldığı yara da sansürleyip gizlemelerine rağmen küçümsenemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Trump İran’dan hiç beklemediği tokadı yedikçe ve yenilgiyi tattıkça, düşmanını bu şekilde alt edemeyeceğini de anladıkça zaten sorunlu olan ahlaki seviyesi daha da dibe vurdu. Gerçi savaştan önce ahlaklı mıydı, değil miydi? Bu da başka bir tartışma konusu. İran gibi savaşçı ve ölünce yok olacağına değil tam tersi şehit olup cennete gideceğine inanan bir toplumu dize getirmenin hiç de kolay olmadığını bir kez daha anlamış olmalı Trump. Bu anlamda çetin bir cevize çatan Trump, üstesinden gelemediği sorunları tehdit ve şantajla halletmeye çalışmış ve hatta baskıcı İran İslam cumhuriyetini ortadan kaldırarak İran halkına özgürlük(!) ve demokrasi adlı yeni bir rejim getireceğini de vaat etmişti ama olmadı.
Halbuki İran halkı onların getireceği demokrasinin ne işe yaradığını ve ne menem bişey olduğunu çok iyi bilmektedir. Ama Trump bu hayallere ne kadar inandıysa İslam Cumhuriyeti yöneticilerinin kimini şehit etti, kimini de şeytanlaştırarak itibarsızlaştırma yolunu seçti. Ama başaramadı ve tam tersine yöneticiler sokakta halkla iç içe dolaşma cesaretini göstererek yıkılmadık ayaktayız mesajını vermekten çekinmediler. Bu kadar sığ, bu kadar vizyonsuz, bu kadar ilkesiz, bu kadar yalancı bir adamın hiç ama hiç bilmediği tanımadığı bir gerçek vardı, o da karşısında Venezuela değil İran gibi ilkeli, cesur ve davasına iman etmiş bir devlet ve millet vardı. Galiba Trump, İran’ı, savunamadığı ama müttefiklerim dediği ve dilediğinden trilyon dolarları bir parmak sallamasıyla ABD ye aşırdığı Arap ülkelerine ve fosil liderlerine benzetti, fakat yanıldı.
İran’ın eski İran olmadığını çok geç anlayan Trump, galiba Şah rejimiyle İran İslam cumhuriyetini birbirine karıştırmıştı. Hâlbuki 4 Kasım 1979’da 444 gün boyunca ABD Büyük elçiliğinin öğrenciler tarafında işgal edilmesi ve 22 Eylül 1980 de başlayıp sekiz yıl süren İran Irak savaşından ders almalıydı Trump. Tarihi hadiselerden ders almayan kibirli ABD yönetiminin ve layık olduğu başkanının ilkesiz ve ahlaksız bir savaş stratejisi karşısında İran’ın kararlı, ilkeli ve onurlu duruşu tüm dünyayı şaşırttı dersek doğruyu söylemiş oluruz.
Aslında bize göre şaşılacak bir şey yok çünkü biz Müslümanlar savaşın kurallarını da ahlakî ilkelerini de demokrasinin sahte vaatleriyle değil vahyin evrensel mesajsıyla öğrendiğimiz bir gerçektir. Bu stratejiyi “kadınlara, çocuklara ve yaşlılara dokunmayın” diyen Muhammed (sav)’in on üç yıllık Medine hayatından ayet, ayet satır, satır öğrendik ve kabullendik. Dolayısıyla İranlı kardeşlerimiz bunu ilkesel anlamda içselleştirmiş olmalı ki belden aşağı bir tek cümlelerini duymadığımız gibi günahsız bir çocuğu da kasten öldürmeye teşebbüs etmediler. Ama gözü dönmüş düşman Gazze’de olduğu gibi İran’da da doğrudan okulu hedef alarak yüz seksene yakın masum kız çocuklarını saniyeler içerisinde katletti.
Her defasında tehditlerle İran’ı barış masasına çağıran ilkesiz ve yalancı bir adamla veya bu adamın ekibiyle savaş veya barış masasına oturulur mu? Tabi ki oturulmaz, onların güvenilmez ve yalancı olduklarını en iyi bilen Gazze halkı ve Hamas’ın kahraman mücahitleridir. İlkesi olmayanın dini olmayacağı gibi sözüne de güven olmaz. İlkesizlik ve onursuzluk konusunda sicili bu kadar bozuk, her türlü ahlaki söylemden ve eylemden yoksun olan bir adamla hangi ateşkesi ve hangi barışı imzalayacaksınız. Savaş bir hile de olsa savaşın bir ahlakı var. Ama bu ahlak, Müslümanlar için geçerli, kafirler için değil.
Peki, bu savaştan Müslümanlara nasıl bir ders çıkar dersek. Gerçekten çok sayıda ders çıkar. Müslümanların Kur’an ahlakına, İslam ahlakına ve nebevi terbiyeye ve nebevi hareket metoduna ne kadar da ihtiyaçları olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Şunu da unutmayalım ki yakılan, yıkılan, birçok şehit veren, ekonomisi yerle bir olan taraf olmasına rağmen, ağlamadan, sızlamadan, kimseye küfür ve hakaret yapmadan savaşı sürdüren ve ilkeli duruşundan taviz vermeden büyük bir cihadı devam ettiren İran halkına teşekkür etmek de bizlere düşer. Teşekkür yerine küfretmeyi seçenler bir gün utanacaklar ama belki bu dünyada belki de ahir hayatta, orasını Allah bilir.
Gazze savaşının başlamasıyla ve Kassam Tugaylarının başarılı operasyonuyla İsrail’in yenilmezlik algısı yerle bir olmuş ve dünya büyük bir şok yaşamıştı. Kassam Tugaylarının bu başarısı üzerine biz bu sitede “tarihin dönüm noktaları” diye başlık atmıştık. Bu günde aynı cümleleri tekrarlayabiliriz. Tarih çok ciddi bir kırılma yaşıyor ve bu kırılma Müslümanlar açısından çok heyecan verici diye düşünüyoruz. Hele hele de Osmanlı İmparatorluğunun şer güçler eliyle ortadan kaldırılmasından sonra tüm dünyaya efelenen kibirli küresel Siyonist çeteler bugün İran’dan büyük bir ders aldılar ve daha da alacaklar. Ders aldılar diyoruz çünkü İran bunun hakkını verdi. Biz daha savaşın ilk gününden itibaren İran halkının ve İslam Cumhuriyetinin galip olduğuna yürekten inandık ve inanıyoruz.
Düşünsenize dünya müstekbirlerinin, tağutlarının, zalim ve azgın kafirlerinin o kibirli burunlarının kırılmasına, imajlarının yerle bir olmasına Afganistan’dan sonra Ortadoğu coğrafyasında ilk defa şahit oluyoruz. Bunun tek sebebi ise İran halkının ve İran İslam Cumhuriyetinin küfrün karşısında izzetli, şerefli, onurlu ve ilkeli duruşudur. Birileri İran’a farklı baksa da şunu unutmayalım ki Trump’ın gönderdiği her bir bomba aslında İran’a atılmadı, o bombalar İslam’a, İslam Peygamberine ve Müslümanlara atıldı. Çünkü küfür Müslümanların bir türlü anlamak istemediği şeyi asırlar öncesi anlamış görünüyor.
Biliyorlar ki eğer İslam iktidar olursa ve İnsanlar demokrasi gibi sahte dinlerin değil de İslam gibi hakikatin İnsana verdiği değeri yakinen müşahede ederse, işte o zaman sömürü düzeni son bulacak sırf kafirler için yeryüzünde bir cennet kurma tasavvuru sona erecektir. Küfür cephesi çok iyi biliyor ki, İslam güneşi yeryüzünü nuruyla aydınlatırsa, adaleti ve merhameti yeryüzünde hayata geçirilirse ortalıkta ne İsrail kalır ne de Amerika. Bunun için diyoruz ki asıl mesele kâfirlerin bildiğinden daha fazlasını bizim bilmeye ihtiyacımız var. Ama önce tefrikadan uzak durup tüm Müslümanların mümince, kardeşçe ve ümmetçe mezhepli ama mezhepçi olmayan birlikteliğine çok ama çok ihtiyacımız var. Selam ve dua ile.











