4 Nisan 1949 da komünizmle mücadele gerekçesiyle kurulan NATO, kapitalizmin garantörü olarak 77 yıldır varlığını sürdürmektedir. Kuzey Atlantik Paktı veya Örgütü olarak adlandırılan NATO’ya Türkiye’nin üyeliği ise 18 Şubat 1952 de Demokrat Parti iktidarı ve Başbakan Adnan menderes tarafından gerçekleştirilmiştir. Biz de zaten bu yorumumuzda yaşadığımız ülke gerçeğini göz önüne alarak NATO’nun işlevini anlamaya çalışacağız. 20. Yüzyılın başlarından itibaren Sovyet komünizminin yayılmacı politikalarına karşı Avrupa’yı korumak amacıyla kurulan NATO, aslında ABD ve Batılı emperyalist devletlerin sömürü mekanizmasını işleten taktiksel bir kurumdan başkası değildir. Ki bu anlamda örgütün içerisine Türkiye gibi halkı Müslüman olan İslam ülkelerini üye olarak kabul etmeleri bile tam bir ikiyüzlülüktür ve şeytani planlar içermektedir. İkiyüzlülük diyoruz çünkü bu ikiyüzlülüğü yaşanan süreçte açıkça görmekteyiz. Mesela Kıbrıs meselesini asla çözüme kavuşturmazlar. Yine buna benzer bir mesele olarak ABD’den veya Avrupa’dan tedarik edilen savunma sanayi silahlarına olan talebe karşı Türk tekerleğinin önüne sürekli taş konması vs.
Demek ki Türkiye’nin de bir gün İran gibi gerçek kimliğine kavuşmasından endişe ediyorlar ve tabii ki Türkiye’nin geçmişini bildikleri için bu endişelerinde de haklılar. O halde bizim özgürlüğümüzü kısıtlayan ve sadece kendisine itaat etmemizi isteyen NATO’da ne işimiz var? Onların her türlü ihanetine rağmen, tepki olarak Türk hükümetlerinin de İncirlik ve Kürecik Radar Üssünü kapatıyorum deme hakkı yok muydu? Elbette vardı ama bu tavır şu an ve yakın gelecekte imkansız görünüyor. Halbuki İran direnişi bize ABD’nin bir hiç olduğunu ispatlamiştır.
Koruma kollama adı altında örgüte otuzdan fazla ülke üye yapılmıştır. Üye yapılan ve üye olmaya çalışan iktidarlar veya ülkeler, ne yazık ki zaman içerisinde sömürü çarkının dişlileri arasında ezilmekten bir daha kurtulamıyorlar. Fakat işin ilginç yanı 21. Yüz yılda kominizim tehlikesinin ortadan kalkmasına ve hatta bugün için böyle bir tehlikenin bir hayal olmasına ve Trump’ın da NATO’yu eleştirmesine rağmen söz konusu örgütü sürekli güçlendirmeye çalışan bir akıl ve bir irade hala gücünü korumaktadır. Peki, bu örgütü dağıtmak, lağvetmek yerine, güçlendirmeye çalışmak ne anlama geliyor acaba?
Bu sorunun şu an için bize göre en can alıcı cevabı, İslam korkusu. Her an dünyanın herhangi bir köşesinde İslami bir uyanış, tevhidi bir başkaldırı veya onların tabiriyle tam bağımsız Teokratik bir devlet (bu onlara göre bir terör devletidir) varlık gösterirse buna izin vermemek ve anında müdahale edip ileri gelen Müslümanların başını ezmektir. Bunu abartılı bulan dostlar varsa NATO’yu kuran iradenin bugün tüm Ortadoğu coğrafyası dediğimiz Suriye’de Irak’ta, Filistin’de, Gazze’de İran’da ve Afganistan’da vahşice işlenen katliamları tekrar tekrar gözden geçirsin ve vicdanına sorarak derin derin düşünsün! Ama insanoğlu sıra kendisine gelinceye kadar yapılan zulmü görmemekte ısrar etmeye pek meyyaldir.
Bu zararlı ve İslam düşmanı örgütün Geçmişine bakarak, 7-8 Temmuz’da Ankara’da 36. Kez yapılacak olan NATO zirvesi güzellemelerinde geçmişine göre değişen bir şey yok desek yalan olur. Değişen daha şey var galiba. Örgütün kurucuları dahi örgütün varlığını tartışmaya açarken Türkiye Cumhuriyeti söz konusu örgüte daha bir sahiplenmeye çalışmaktadır. Bu sahiplenmeye Demokrat Partiyi de hatırlayarak tarihin tekerrürü mü desek yoksa tarihin cilvesi mi desek bilemiyoruz. Altmışlı yılların Türkiye’sini ABD’nin Kucağına atan CHP değil Demokrat parti ve Menderesti. Bu gün ise demokrat Müslümanlar olarak tabir edilen ve İslami bir gelenekten gelen hem alnı secdeli hem de yönü batıya dönük ama aynı zamanda ağzı Kur’an’lı olan bir parti (AKP) aynı cürümü işlemekten gurur duymaktadır ve zirvenin Türkiye’de yapılmasına çok ciddi reklam harcamaları ve yatırımlar yapmaktadır.
NATO zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasının bu kadar gurur ve övünç kaynağı olacağını düşünmek dahi insanın aklını zorluyor adeta kanını donduruyor. İslam düşmanı İngiliz aklının ortadan kaldırdığı koca bir imparatorluktan bize miras kalan bu emanet topraklarda yine İngiliz aklıyla ortaya çıkarılan NATO denen şer ittifakı kime ne hayır getirdi ki biz bununla gurur duyalım. Neymiş dünya Türkiye’yi konuşuyormuş. Neymiş Trump Cumhurbaşkanıyla yüz yüze görüşecekmiş. Görüşmesinden gurur duyduğunuz ve diplomatik bir kazanım olarak yorumlamaya çalıştığınız bu adam eli kanlı bir katil değil mi? İran’da onca masum kızımızın üzerine bomba yağdıran, Gazze’de yüz bin insanı katleden katil aynı Trump değil mi? Peki, katillerden Kahraman olur mu?
Filistin’i Ve Gazze’yi kan gölüne çeviren İblisin birinci destekçisi ve hamisi büyük şeytan ABD’nin başkanı değil mi? Tarih bunu yazmasına yazacak ama asıl yazıcı olan Alemlerin Rabbi olan Allah, İslam ülkelerinin bu vahim hatalarının hesabını elbette eksiksiz soracak. Ama gönül ister ki bu hesabı daha dünyada iken Müslümanların eliyle sorulsun ve hem İslam hem de Müslüman düşmanı sapkın kafirin topraklarımızı necis ayaklarıyla kirletmesine izin verilmesin. Allah’ın kitabında pislik olarak değer kazanan bu değersiz müşriklerin Müslümanlar nezdinde gördükleri itibara eminiz kendileri bile şaşırıyordur. Düşünsenize düşmanınız sizin hem namusunuzu kirletecek, çocuk ve kadınlarınızı katledecek hem de itibar görecek! Fakat taraftarlık hastalığı buna da kılıf buluyor ve “diplomasi böyle olur kardeşim” diyerek hikmetsiz ve ilkesiz bir tavır sergileniyor.
Hasılı kelam NATO diye bir örgüt Müslümanlara ait bir kuruluş değildir ama en çok destekçisi de Müslüman devletlerdir. Bu kuruluş haçlılar tarafından ince elenip sıkı dokunarak kurulmuştur. Müslümanlara ait olmadığı gibi Müslümanların yeryüzünde varlığına ve aldığı nefese dahi tahammül edemeyen şer bir yapıdır. Nasıl ki Kâfir Sovyet komünizmi Varşova Paktı adı altında birleştirdiği tüm Türk devletlerindeki Müslümanları asimilasyona tabi tutup İslam’dan koparmaya çalıştıysa NATO da aynı görevi yürütmektedir. Öyleyse gelin bu hakikati hep beraber görelim ve ehli küfürle dost ve müttefik olmayalım. Çünkü Allah böyle emrediyor: “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Peygamberdir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekatı veren müminlerdir.” (Maide: 55). Mutlak doğru Allah’a aittir.











