İbret Allah’ın kulları!
Bugün ibret almazsanız, yarın ve öbür gün hiç almazsınız. Birlikte ibret alalım.
Bir iman-küfür savaşıdır, yaşanıyor. İsterseniz kıyamet savaşı da diyebilirsiniz buna. Ya da yeni bir Haçlı Seferi.
Katil ABD ve onun elebaşı olduğu batının Ortadoğu’daki terör vekili İsrail, dünyada tek diş geçiremedikleri yönetim olan İran İslam Cumhuriyetini linç etmek için bütün kinleriyle geldiler. En modern silahlarıyla İran halkı üzerine ölüm yağdırmak istiyorlar ama Allah’a hamdolsun, yağdırdıkları ölüm kadar da ölüm yağmuruna maruz kalıyorlar. Onların da anaları ağlıyor.
Katil terör aygıtı İsrail kurulduğu günden beri ilk defa, hem de bir İslam ülkesi tarafından üzerlerine füzeler gönderiliyor. Başkentlerinin görüntüsü Gazze’yi andırmaktadır. Yahudiler sığınak denilen inlerinden kafalarını uzatamıyorlar. Gazze Müslümanların yaşattıkları acıları şimdi bu Yahudi kafirler yaşıyorlar.
İran İlam Cumhuriyeti savaştaki hareket kabiliyeti ile herkesi şaşırttı. Haziran ayındaki 12 gün savaşından bu yana daha bir toparlanmış. Savaşın sekizinci gününde sarsılmadan ve pek çok cephede dünyanın en küstah ordularıyla savaşıyorlar. Darbe aldıkları kadar da darbe indiriyorlar. Allayıp pulladıkları İsrail demek ki vuruluyormuş. Bir gün de sıra inşaallah, haritadan silinmesine gelecektir.
İran yüzde yüz haklı olduğu bir savaş veriyor. Bugünler için de çok iyi hazırlandığı ayan-beyan görülüyor. Yüzde yüz haklı çünkü bu savaşı domuzlar sultasının başı başlattı. İran da anladıkları dilden konuşuyor, defterlerini dürüyor. Düşmanın silah, teknoloji ve para gücüyle mukayese edildiğinde İran’ın verdiği mücadele, görünenin belki yüz katı, bin katı değerdedir. En başta, bir düzine Arap-İslam ülkesi ABD ve İsrail’e kusursuz hizmetkarlık yapmaktadırlar. İran da buralara neşter vurarak, dünyanın gözüne tutuyor, bu katmerli hıyanetleri.
Tıpkı Gazze gibi İran’ın da tek başına verdiği bu büyük cihadda bir kere daha Kur’an’ın, biz Müslümanlar tarafından mehcur bırakılmış bütün cihad ayetleri mehcur olmaktan çıkarılıp, asli hüviyetlerine döndürülmüşlerdir. Allah’ın, “kafirlerle savaşın”, “onlardan korkmayın, Benden korkun” gibi emirleri, kafirlerle Müslümanların ebediyen düşman kalacakları, kafirleri ve münafıkları velî edinemeyeceğimiz gibi buyrukları, tarafımızdan adeta zincire vurulmuş, her biri kırmızı ışıkla temsil edilirken, şimdilerde yeşil ışıklarla parladıklarını görmekteyiz. Kısacası, önce Gazzeli kardeşlerimizin, şimdi İranlı kardeşlerimizin şerefli mücadeleleri ile Kur’an tefsiri yeniden yazılmaktadır.
Bu arada nifak cephesi de boş durmamakta, en şeytani nifakları aramıza sürmektedir. Bu iman-küfür savaşında tarafsızlık edebiyatı yapmak, “tarafları” sükunete davet etmek nifak alametidir. Çünkü füzelerin ve savaş uçaklarının altında, 168 minik öğrencilerin şehadet haberi karşısında, ülkenin dinî liderinin öldürülmesi karşısında sadece iki taraftan bahsedilebilir. Bu taraflardan biri düşmandır, belli. Diğeri ise Müslüman İran halkıdır. Bu savaş İran’ın özel bir savaşı değildir. Dolayısıyla her Müslümanın yeri, İranlı Müslümanların yanıdır. Hiçbir Müslümanın kendini taraflar üstü görmek gibi bir hıyaneti olamaz. Kendilerini bu savaşta Müslümanların safına dahil etmeyenler, Musa’ya, “sen ve Rabbin gidin, savaşın, biz burada oturuyoruz” diyenlerin güncellenmiş örnekleridir.











