3 Mayıs 2026 - Pazar
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Makaleler

Kazananlara Kaybedenlere

Demokratik partiler genel bir ilke olarak ‘kazanma ve kazandırma’ denklemi üzerine otururlar. İslam davası ise çalışanları için -tıpkı nebîler gibi- kazanç değil, ‘yan gider’ kapısıdır. Demokratik siyaset rant kapısı olarak algılanır, İslam’da ise rant sadece Allah rızasıdır. İslam davası Müslümanın, servetini bu uğurda harcamasını gerekli kılar.

Yazar: Mehmed DURMUŞ
21 Temmuz 2023
Kategori: Makaleler, Venhar Özel
0 0
8
Kazananlara Kaybedenlere
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

28 Mayıs 2023 seçimleri Türkiye’de bir milat oldu. AKP kurucusu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir demokratik zafere imza atarak, çok ortaklı muhalefet cephesini zîr ü zeber etti. Muhalefetin mesihimsi iki belediye başkanının 14 Mayıs akşamı henüz seçim sonuçları yayınlanırken televizyona çıkıp, “sonuçlar iyi gidiyor, 13. Cumhurbaşkanı K. Kılıçdaroğlu’dur” mealinde beyanat vermeleri, muhalefetin neden hüsrana uğradığının da belgesi niteliğindeydi.

Bu yazıda, Recep Tayyip Erdoğan’ın son demokratik galibiyetinin, muhalefet cephesinde meydana getirdiği hercümercin ‘İslamcı’ versiyonuna değinecek ve İslamî hareketin yenilip yenilmediğine dair değerlendirme yapacağız. R. Tayyip Erdoğan’ın 21 senedir hiç tökezlemeyen seçim başarısı İslamî kesimde bir tartışmaya sebebiyet veriyorsa, bunun temelinde yatan sebeplere eğilmek gerekmektedir.

Müslümanlara yöneltilen eleştirinin özü şudur: Türkiye Tayyip Erdoğan’ın AKP’si öncülüğünde değişmekte, dönüşmekte, gelişip kalkınmakta, ilerlemekte ve yükselmektedir. Peki ‘İslamcılar’ ne yapmaktadırlar? Kırk yıldır, elli yıldır, altmış yıldır İslamî uyanış neden etkin bir İslamî harekete dönüşmemiştir? İslam’ın sivil bir din olmadığı, toplum dini olduğu kadar devlet dini de olduğu görüşünü savunanlara ne oldu? İslamî uyanış neden bir arpa boyu yol alamamaktadır? Siz Müslümanlar bugüne kadar ortaya ne koydunuz? İnsanlar size neden rağbet etmeliler? Bu eleştirilere, İslamî cemaatlerin sürekli bölünüp parçalandığı eleştirisini de eklemek gerekir. Ayrıca İslam coğrafyasının bütünüyle bir yangın yerine dönüştüğü, her beldenin terör, fakirlik, işsizlik, sağlıksız hayat şartları gibi illetlerle malul olduğu yönündeki tenkitleri de aklımızın bir kenarında tutmalıyız.

Öncelikle şu hususu netleştirmek gerekmektedir. İslam davası, içinde Müslümanların da yaşadığı bir ülkenin imar edilmesi, geliştirilip kalkındırılması, toplumun refah düzeyinin artırılması ülküsü değildir. 21. Yüzyılın bu ilk çeyreğinde İslam davası, yüzyıllardır İslam’ın hayattan el çektirilmiş olmasının arızî bir durum olduğu bilincinden hareketle, İslam’ı yeniden hayata döndürme mücadelesidir. Bu tespit, İslamî diriliş çabalarının ulusalcı siyasetlerle kıyaslanamayacağını hatırlatma amacına yöneliktir. İslam davasını kim ne kadar anlamış ve kavramışsa, kim anlayıp kavradığı bu davaya, anlayıp kavradığı oranda malıyla canıyla kendini vakfetmişse, kendini vakfedenler davayı temsil etmeye ne kadar liyakatliyseler, İslam davası o kadar gelişip büyüyecek, toplumda kabul görecek ve belirleyici bir güç haline gelecektir.

İslam davası tamamen, Allah’ı mihver edinen bir davadır. İslam davası Allah içindir, ecrini verecek olan da, günahını takdir edecek olan da sadece Allah’tır. İslam halk içindir, İslam davası da halkı İslam’a çağırma davasıdır. Fakat İslam halkı değil, Allah’ı razı etmeyi gaye edinir. Allah, Müslümanların İslam’ı doğru dürüst öğrenip, Allah’ın kullarına doğru dürüst anlatmalarından, dolayısıyla halkın İslam’dan ve Allah’tan razı edilmelerinden razı olur.

Rasûller de bundan müstesna olmamak üzere hiçbir Müslüman fert, İslam davasını şuradan alıp şuraya götüreceği, Müslümanların sayısını şu kadar artıracağı, şu kadar süre içerisinde şu kadar işleri yapacağına dair Allah’a (özel) bir söz vermiş değildir. Her bir Müslüman fert ilây-ı kelimetullah uğrunda ne kadar çaba sarfederse, Allah katında o kadar değer kazanır. Hiçbir Müslüman şahıs İslam’a bir değer katamaz, Müslüman şahıslar İslam’la değerlenir, İslam’la müşerref olurlar.

Bütün bu ve benzer sebeplerle niyeti, yönelimi, hedefleri, metodu ve temel ilkeleri itibariyle amacı sadece Allah’ı razı etmek olan, İslam’ı dava edinmiş müminlerin durumu, laik-demokratik bir ülkeyi yönetmeye talip olan bir partinin durumuyla asla mukayese edilemez. Çünkü ikisinin varlık sebebi, niyeti, kıblesi ve metotları başka başkadır. Demokratik siyasetle İslam siyaseti ontolojik olarak farklı iki ayrı bedendir. Her iki bedenin ilahı, rabbi, ibadeti ve dini farklıdır. Demokratik bir düzeni yönetmek için kurulmuş olan partinin meşruiyet kaynağı ‘halk’ ve halka nispet edilen anayasadır, bütün lâdinî yapısıyla devlettir. İslam davasının meşruiyetinin kaynağı ise halk değil, halkı yaratan Allah’tır. Allah buyurduğu için ve Allah razı olacağı için İslam davası vardır.

Demokratik partiler genel bir ilke olarak ‘kazanma ve kazandırma’ denklemi üzerine otururlar. İslam davası ise çalışanları için -tıpkı nebîler gibi- kazanç değil, ‘yan gider’ kapısıdır. Demokratik siyaset rant kapısı olarak algılanır, İslam’da ise rant sadece Allah rızasıdır. İslam davası Müslümanın, servetini bu uğurda harcamasını gerekli kılar.

Türkiye özelinde Adalet ve Kalkınma Partisi ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın başarıları ile İslamî hareketin kazanç ya da kayıpları kıyaslanamaz. Çünkü Tayyip Erdoğan kurulu düzenin çalışkan lideridir. Bir iddiası olan her parti kurulu düzene, bir tuğla olsun, katkı sağlamıştır. Tayyip Erdoğan sayılamayacak kadar tuğla eklemiştir ama bunun İslam açısından bir önemi yoktur. Çünkü Erdoğan’ın çaktığı bir çivi bile kurulu düzenin selameti içindir. Kurulu düzen bu çiviler sayesinde İslam gibi ‘tehlikelerden’ selamette tutulmaktadır. Erdoğan ve benzerlerinin cehdleri İslamî harekete değil, laik-demokratik ve Kemalist düzenedir. Erdoğan veya ileride gelecek halefleri ülkeye İslamî görünümlü icraatlar bırakabilirler. Mesela bundan sonra seçilecek Cumhurbaşkanlarının yemin törenine -komşu Yunanistan’ı örnek edinmekten ar etmeyip!- Kur’an’a el basma gibi bir uygulama ilave edilirse şaşmamak gerekir. Unutmamak gerekir ki bu gibi icatlar cumhuru etkilemede son derece işlevsel olsa da, rejimin ‘muasır medeniyet seviyesi’ni kızıl elma edinmesini hiçbir şekilde ırgalamayacak, bilakis pekiştirecektir. Rejim 1920’li yıllarda suni ilkah yöntemiyle tepeden inmeci, halkı sürü olarak gören, astığı astık, kestiği kestik bir tıynetle kurulmuştu. Yüz yıl sonra T. Erdoğan ve partisi tarafından ‘Türkiye yüzyılı’ temalı icraatlarla rejimin sicilindeki bu kara lekeler temizlenmekte, bünyeye ‘ılımlı İslam’ kanı verilmektedir. Yüz yıl önce çok kırılan, küstürülen halk, artık ipeksi dokunuşlarla gönlünün alınmasını hak etmemiş midir?

Tayyip Erdoğan devleti yönetmektedir ve yönettiği devletin bütün imkanlarını kullanmaktadır. Dünya çapında itibar görmesi de, yönettiği ve küresel çapta tam kabul gören devletin uygun ve uyumlu lideri olmasından dolayıdır. Tayyip Erdoğan Türkiye’sinin dünya çapında hüsnü kabul görmesi, bu ülkede -fiziki olarak gelişip gürbüzleşse de- İslam’ın bir devlet dini olarak öne çıkarılmayacağına duyulan güvenden kaynaklanmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın liderlik özellikleri, kırk yamalı bohça görünümündeki muhalefetle kıyaslandığında net olarak görülmektedir. Kırk tane yamalık bir araya geliyor ve bir tek Tayyip Erdoğan’la mücadele edemiyorlar. Altılı veya on ikili masayı oluşturan parti başkanlarının her biri, henüz muhalefette olmalarına rağmen dostlarının yüz karası, düşmanlarının maskarası politikalara imza atmaktadırlar. Bir tarafta -faka bastırılır gibi- seccadeye bastırılan bir ana muhalefet lideri, diğer yanda Ayasofya’yı yeniden camiye dönüştüren bir siyasi lider. İkisinin eşit olmadığı ortada değil midir? Fakat işte cumhur denilen varlığın, Kılıçdaroğlu’ndan daha vahim bir şekilde faka bastırıldığı nokta tam da burasıdır. Şöyle ki, Ayasofya’nın ibadete açılması görünürde büyük bir siyasi icraat olmakla birlikte, İslam’ın bu ülkede bir devlet dini olmayacağının da bir başka açıdan izahı gibidir. Türkiye Cumhuriyeti Ayasofya’yı yeniden ibadete açabilir ama bu, TC’nin İslam Cumhuriyeti olacağı anlamına gelmemektedir! Verilen mesaj budur. Türkiye’nin İslamlaşmadığından, bilakis sekülerleştiğinden ve İslam’ın bazı tezahürlerinin öne çıkartılmasından emin olması gerekenler temin edildikleri için kayda değer bir gürültü-patırtı çıkmamış, taşlar yerine oturmuştur.

Sözün özü, küresel sisteme tam uyum sağlamış bir rejimi yöneten bir lider ve partisi ile İslamî hareketin seyrü seferini kıyaslamanın hakkaniyetli bir tarafı yoktur.

İslamî uyanış / İslamî diriliş ya da İslamî hareketi kendi ölçütleri içerisinde, kendi kavram ve ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Bu cümleden olarak söyleyeceklerimizin başında şu husus gelmektedir: İslamî hareket nicel olarak sürekli kayıplar yaşasa da, bu tam bir kayıp sayılmaz. Bilhassa AKP siyaseti sayısal kayıpları artırmıştır. Yirmi bir yıldır muhafazakâr demokrat yönetimin seküler başarıları İslamî hareket cenahında pek çok insanın gönlünü çelmişse, kim ne yapabilir ki? Oysa İslam’ı murad-ı ilahiye uygun şekilde dava edinmiş müminler açsından bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü İslam, kişilere bağ/ım/lı değildir. Gönlü kaymış insanların gönüllerine Allah’tan başka kimse tesir edemez. İslam davası, onu güden sadece bir tek kişi bile kalsa, yine davadır. İslamî hareket muayyen sayı sınırlarıyla ifade edilemez. İbrahim (as)’ın tek başına İslamî hareketi sürdürdüğünü biliyoruz. Talût ve emrine itaat eden bir avuç müminin kıssası da bu hadiseyi bize böyle okutmaktadır.

İslamî hareketi “hani neredesiniz, ne yaptığınız var, hiçbir varlık gösteremiyorsunuz” gibi eleştiriye tabi tutanların, kendilerini İslamî hareketin neresine yerleştirdiklerine bakmak gerekir. Bu yüce dava belirli şahısların özel mülkü değildir. İslam’ı dava edinen her insan bu soruları öncelikle kendi üzerine almalıdır. Hiçbir Müslüman kendini güvenli siperlerin ardına atarak, oradan eleştiri okları gönderme hakkına sahip değildir.

Müslümanlar olarak mazeretlerin arkasına sığınmamız elbette doğru değildir. Bununla beraber kabul etmeliyiz ki zaaflarımız davamıza da yansımaktadır. Rasûlullah (sav)’in sabrını, azmini, direncini, dayanıklılığını, metanetini gösteremediğimiz ortadadır. İslam davası ise bitmeyen bir enerji gerektirmektedir. Çağcıl modern söylemler direncimizi kolayca kırabilmektedirler. Oysa Kur’an ve Allah Rasûlünün örnek hayatı haricî söylemlerden, nazariyelerden, beşerî öğretilerden etkilenmemizi engellemelidir.

Müslümanlar olarak zaaflarımızı bilmekle birlikte, şunu da hatırda tutmak gerekir ki, dini Allah’a has kılan bir ümmetin teşkili oldukça zorlu bir iştir. Her Müslüman, İslam davası demekle nasıl zor bir işe talip olduğunu bilir. Ülkede İslam’ın hem devletin hem de halkın dini haline gelmesi için belirli bir süre tayin edilemez. Allah’ın bize tayin ettiği tek şey, O’nun uğrunda (fî sebîlillah) çalışmamız, cehdetmemizdir, canımızı ve malımızı bu güzel yola feda etmemizdir. Müslümanlar olarak, Rasûlullah’ın öncülüğündeki ilk Kur’an neslinin gösterdiği adanmışlığı göstermemizdir. Bu adanmışlığı gösterebilirsek, yıl hesapları yapmanın anlamsızlığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Rasûlullah (sav) on üç yıl Mekke’de İslam’ı tebliğ etti ve Akabe bey’atları gibi mükemmel bir neticeye ulaştı. Hicret Akabe bey’atlarının zorunlu sonucuydu. Hicret ettiği şehirde ise İslam’ın zaferleri fırtına gibi esti. Ama bu fırtına can ve mal bağışıyla oldu. Kur’an neslinin en önemli iki silahından biri sabırsa, diğeri de itaatti. Derken sekiz sene sonra İslam’ın fetih sancağı Mekke’de dalgalandı. Bütün bu göz kamaştıran muvaffakiyetlere bakıp da, on üç yıl, sekiz yıl, yirmi üç yıl gibi hesaplar yapmamız abes olur. Rasûlullah yirmi birinci senede Mekke’yi fethetmiş ama bizim toplumumuzun İslam’la fethedilmesi yıllarla mı, on yıllarla mı, yüz yıllarla mı ölçülür, onu bilemeyiz. Bizim böyle bir hesap yapma görevimiz yoktur. Biz kendimize ait olanı yaparız, Allah’a ait olana ise karışamayız, geleceği bilen sadece Allah’tır.

İslamî hareket üzerine özeleştiri yapmak mutlaka gerekir ama başarı ya da başarısızlıktan bahsetmek çok anlamlı değildir. Çünkü İslamî harekete başarılı ya da başarısız dememizi gerektiren, belirli somut kriterler yoktur. Dünyanın ve Müslüman coğrafyasının genel yapısını düşündüğümüz zaman, mahallenin boşalmasına rağmen hala ayakta durabilen insanlar İslamî hareketin başarısıdır. Bugün küresel yangının orta yerinde bir avuç müminin yanmaktan korunup, diri kalabilmeleri bile Allah’ın lütfettiği bir başarıdır. Firavun sisteminin “bir avuç marjinal grup” (şirzimetun kalîl: Şuarâ, 54) tanımlamasına konu olmak bizatihi başarı öyküsüdür. Nasıl ki radikal, fundamentalist gibi terimler bizi belirli bir kalıbın içine dökmek için uydurulmuş tuzak kelimeler ise, marjinal gibi sözcükler de böyledir. Sahibi sadece Allah olan bir davanın müntesibi bir tek kişi bile olsa, o marjinal değildir. Marjinal olanlar -sayıları ne kadar çok olursa olsun- ‘öteki’lerdir. Eğer marjinallik sayıyla olsaydı başta İbrahim Halîlullah olmak üzere, dünyayı değiştirmeye talip bütün nebîler marjinal sayılmaktan kurtulamazlardı.

İslam dışı rejimlere kulluk yaparak hayatlarını karartan kitle partileri ve liderlerine rağmen, az sayıdaki müminler sadece Allah’a kulluk etmenin, küfrün ve şirkin hiçbir tonuyla uzlaşmamanın örnekliğini vermektedirler. Allah’ın bütün nebîleri sultanların ve kralların ülkeleri yönetmelerine, halklara tahakküm etmelerine tanık olmuşlardı ama hiçbir kral Allah’ın hiçbir nebîsini kendi güdümüne alamamış, “ne yapalım, başka çaremiz yok” diyerek küfür düzeninin uydusu yapamamıştır. Nebîler tek başlarına da kalsalar, hüküm koyma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu gerçeğinden zerre kadar sapmamışlar, İslam akidesini hiçbir pazarlığa tabi tutmamışlardır. Son nebî Muhammed (sav)’in tebliğinde ise işler daha farklı gelişmiş, bizler için büyük umut kapıları açılmıştır.

Dünyanın en ücra bir mezrasında iki tane Müslüman varsa, onlar İslamî hareketin öncüleridir. Yaşadığımız ülkede ve dünyanın geri kalanında Müslümanlar olarak bir varlık gösteremesek, siyasi rejimler bizi kaale almasalar da, gam değildir. Asıl gam, İslam’ı dava edinmekten vazgeçmek ya da dava edindiğini söylemekle beraber zihin bulanıklığından, dolayısıyla akidevî bozulmadan kurtulamamaktır. Hem Allah’ı rab edinmek hem de küfür sistemleriyle barışık olmak nifak belirtisidir. İslam’la küfrü, hakla batılı telif etmek, iktidarların milletvekilliği ya da bürokratik kurumlarında istihdam gibi yemlerini yutmak Müslümanlar için zafer değil, hezimettir.

İçinde bulunduğumuz siyasi ve akidevî koşullar nazarı dikkate alındığında, ayağı kaymamış müminlerin Rabbimiz Allah’tır deyip, Allah’ın dosdoğru yolu üzerinde dimdik durabilmek büyük bir kazanımdır.

İslamî hareketi demokratik siyasetin kriterleriyle değerlendirme sapkınlığından vazgeçmeliyiz. İslamî hareketin artılarını ya da eksilerini sadece Kur’an’dan ve Sünnetten hareketle anlayabiliriz. İslamî harekete yönelik eleştiri, dini baston olarak kullanan seküler iktidarlara yanaşmadığı için değil, Kur’an ve sünnet ölçüsünde mesaisini daha fazla artırmadığı için yapılmalıdır.

Etiketler: Mehmed Durmuş

Çok Yorumlanan 8

  1. Ahmet Beşparmaklı says:
    3 sene önce

    Allah razı olsun hocam. Nefis bir yazı olmuş. Rabbim bize istikamet üzere kalmayı nasip etsin.

    Cevapla
  2. Seçkin says:
    3 sene önce

    …nokta/imza…!!⚘

    Cevapla
  3. Mehmed Durmuş says:
    3 sene önce

    Ahmet ağabeyim ve Seçkin kardeşim, imzanız için teşekkür ederim. Allah razı osun

    Cevapla
  4. Vedat Demiralay says:
    3 sene önce

    Allah razı olsun Mehmet hocam.
    Kazanma ve kaybetmeyi biz cahiliye sistemi ve İslam ,müslümanlar veya kazanımlar üzerinden değerlendirirsek,

    Sistemin kazanımı!
    henüz rüştüne kavuşmamış müslümanları! sistem içine çekerek kendine meşruiyet! sağlamıştır.Yüzde doksan katılımlı seçimi demokrasinin zaferi olarak lanse etmiş ,batılı efendilerine bunu gururla hatırlatmıştır,tabiki onlarda gerekli ilgiyi sevgiyi! esirgememişlerdir.!

    İslam açısından ise herhangi bir kayıp ve kazanım sözkonusu değildir.İslam ve davası özü itibarı ile hep galiptir mağlup edilemez,hiçbirşey ilede mukayese kabul etmez çünkü onun sahibi Alemlerin Rabbi Allah’tır.

    Müslümanlar’a gelince onlar davalarına bilinç ve sadakat ölçüsü mucibince, Şeytan ve avanesinin sağdan,soldan ve her yönden yaklaşımlarına karşı uyanıktırlar butür tuzaklara düşmezler.
    Fakat rüştünü tamamlamamış müslümanlar içinse butür günler,imanlarının ispat ve imtihan günleridir.
    İman bir iddiadır ispat ister.Rabbimiz “sizler imtihandan geçirilmeden bırakılaverileceğinizimi ,evvelkilerin çektiğini çekmeden cennete girivereceğinizimi zannettiniz diyerek mallardan canlardan ürünlerden eksiltilerek imtihan edileceğimizi vurgular.
    Tabiri caizse butür günler iman ispat günleridir,iman ettiği gibi dosdoğru olanlarla,iman ettiği değeri tam kavrayamamış,veya davasını terk edenlerin yolu ,tıpkı suyun başında dökülenler gibi.

    Tarih boyunca iman davası benzeri mihvalde süregelmiştir,hak batıl mücadelesinde günler iki taraf arasında gidip gelmektedir.Aslolan ise batıl herzaman mağlup olmaya mahkumdur,hak ise eninde sonunda hep galip olacaktır.
    Bize düşen ise kınayıcının kınamasından korkmadan ve tüm batıldan( geleneksel ve modern) teberri ederek azimle yola devam etmektir,

    “Gün doğmuş ,gün batmış,ebed bizimdir.”

    Cevapla
  5. Mehmed Durmuş says:
    3 sene önce

    Eyvallah Vedat kardeşim, tespitlerinize katılıyorum. Teşekkür ederim.

    Cevapla
  6. muhiddin says:
    3 sene önce

    Allah razı olsun abi, zihnine bereket,
    birde başarı ahiret odaklı olursa bu dünyada ki başarı ne ki?

    Cevapla
  7. Ahmed Rahman says:
    3 sene önce

    Hocam uzunca zamandır “herkesleşmeyenlere” yapılan çirkin saldırılara güzel bir cevap olmuş yazınız.. Dua ile…

    “Asr-ı muasır deyu deyu ettiler ahlak-ı beşeri erzel,
    Soracak ahsen-i takvim olursak hesabını Lâyetezelzel !”
    A.D

    Cevapla
  8. Mehmed Durmuş says:
    3 sene önce

    Muhiddin ve Ahmed Rahman, teşekkür ederim, Allah ecrinizi versin

    Cevapla

Mehmed Durmuş için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Ehli Sünnet mi, Ehli Siyon mu?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Rıza Çıtamız

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • Ehli Sünnet mi, Ehli Siyon mu?
    23 Mart 2026
  • Mescid-i Dırar Artıkları
    20 Mart 2026
  • Bir Erdal Bayraktar Geçti Bu Dünyadan
    22 Eylül 2025
  • Türkiye Neden Gazze’nin Yanında Değil?
    20 Ağustos 2025
  • Demokrasiye Can Verenler -Beşir Atalay Okuması-
    30 Haziran 2025
  • ‘Makul Olmak’ Kazandırır
    25 Mayıs 2025
  • Düşmanı Kahretmenin Yolu
    27 Nisan 2025
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

26 Nisan 2026
Savaşta İlkesiz Olan Barışta da İlkesiz Olur

Savaşta İlkesiz Olan Barışta da İlkesiz Olur

24 Nisan 2026
Yusuf Halaçoğlu: İranlı kardeşlerimizi kutluyorum

Yusuf Halaçoğlu: İranlı kardeşlerimizi kutluyorum

8 Nisan 2026
“280 milyar dolara malolan  ve hiçbir hedefine ulaşamayan bir savaş”

“280 milyar dolara malolan ve hiçbir hedefine ulaşamayan bir savaş”

8 Nisan 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist