Şu an için tüm dünyaya hükmeden emperyalist İngiliz medeniyeti, bugünkü hakimiyetinin temellerini özellikle Britanya İmparatorluğu olarak anıldığı 16. yüzyıllarda atmıştır. Atılan bu temeller o kadar şeytani planlarla hesaplanarak ince ince dokunmuş ki; asırlardır hiçbir ülkenin hiçbir sorununa kalıcı çözüm üretilemiyor. Zaten proje şeytani bir zeka ile ve bilinçli olarak çözümsüzlük üzerine çizildiği için, çözüm yollarını daha baştan neredeyse imkansız hale getiriyor. Britanya Krallığının her asırda geliştirdiği plan ve projeler varis olarak yetiştirdiği ABD’nin de sahnede süper güç olarak yerini almasıyla birlikte, İngilizler daha çok arka planda görünür olmuşlardır. Yani oynanan oyun gören gözler için oldukça açık ve net olduğu için bu küresel işbirliği bir nevi kukla ve kuklacı ilişkisi niteliğinde diyebiliriz. Yani sahnede görünen kişi, kurum veya devlet adı her neyse sadece suretten ibarettir.
Ancak İngilizler kendilerini oyunun yazarı ve senaristi olarak geri planda kamufle etseler de, Britanya imparatorluğu olarak (Güneş batmayan ülke) bugün coğrafi değilse bile kültürel, siyasi ekonomik ve teknolojik anlamda yükselişi tarihsel bir vakıa olarak varlığını sürdürmektedir. Merhum Teoman Duralı hocanın dediği gibi; “Zaman içerisinde İngiliz ve Yahudi medeniyetinin izdivacı ile ortaya çıkan yeni oluşum, Çağdaş İngiliz Yahudi küresel medeniyetinin ta kendisidir.” Bu evliliğin taşıdığı ortak emperyal çıkarlar, dünya siyasetinde gözü dönmüş emeller uğruna sömürgeleştirilen tüm ülkeler hala sorunlarla boğuşmaktadır. Öyle ki bu sorunlar ülkeler içerisinde kültürel, siyasi, ekonomik, dini, mezhebi ve ırksal bağlamda en ufak bir kıvılcımla yeniden gündeme getirilip ateşe verilebiliyor. Peki, kolayca tutuşturulan bu ateşin piyonları kim diye soracak olursak? Cevap; küresel emperyalist, çağdaş İngiliz Yahudi medeniyetinin taşeronluğunu yapan yerli, dolarperestler, korkaklar, işbirlikçiler ve satılmış ruhlardır.
İşte bugün şu an bahsettiğimiz Pakistan ve Afganistan savaşının altında yatan ana gerçekler yukarıda bahsettiğimiz emperyalist devletlerin cetvelle, dayatmayla çizdikleri sınırlar ve geriye bıraktığı sorunlar yüzünden sık sık çatışmaya dönüşüyor. 1947 yılında bağımsızlığını kazanan Pakistan-Afganistan sınır hattını Afganistan hiçbir zaman kabul etmemiştir. Çünkü 2600 kilometre uzunluğundaki bu sınırı Britanya Hindistan’ı ile Afganistan arasına 1893’te İngiliz aklı çekmiştir. Ama Afganistan hiçbir zaman bu sınırı kabul etmemiştir. Tabi bu sınır meselesi şu gün itibariyle bu savaşın sadece görünen yüzü. Dolayısı ile, savaş sınır yüzünden çıktı dersek yanlış söylemiş oluruz. Aynı zamanda çiçeği burnunda Bbir İslam emirliği olan ve ekonomik sorunlarla boğuşan Afganistan acaba bu savaşla daha da büyük bunalımlara itilmek mi isteniyor, bunları zaman gösterecek.
Özellikle ABD ve İran gerilimi belki de dünyada yeni oluşumlara yol açacak. Çünkü küresel İngiliz Yahudi medeniyeti oyun kurmaktan bıkmıyor usanmıyor. Nasıl olsa yıkılan Müslüman şehirleri ölenler ise barbarlar o halde öldürebildiğin kadar öldür kimin içi sızlayacak. Bölgede yeni savaşlar ve yeni kargaşa ortamı birilerini sürekli söz konusu güçlerin kucağına itiyor ve işbirliğine zorluyor. Bu manada Pakistan-Afganistan savaşını da ABD-İran arasında ki gerilimden farklı düşünmek yanlış olur kanaatindeyiz. Çünkü zamanlama çok anlamlı ve ABD bölgeye çok ciddi anlamda silah yığmaya devam ediyor. Bir yanda silah yığarak diğer yanda tehditlerle uzlaşma görüşmeleri yapmak hiçte inandırıcı gelmiyor. Bölgede yaşanacak olan gelişmeleri şimdiden kestirmek zor. Fakat Pakistan, ABD’nin müttefiki olarak bölgede ABD’nin ileri karakolu olma görevini yükleneceğini tahmin etmek zor değil. Pakistan ordusunun komutanı Asim Munir’in Mareşal rütbesine yükseltilmesi ve Nobel barış ödülüne layık görülmesi ve şu an Pakistan ordusunun ABD’nin hizmetinde olduğunun delilidir. Bu gelişmeleri bütün dünya biliyor, ama bu Pakistan’ın topyekun ABD yanlısı olduğu anlamına gelmez. Bu konuda Türkiye ABD ilişkilerini gözden geçirirsek, ne demek istediğimiz daha net anlaşılır diye düşünüyoruz. Ki İslam ülkeleri dediğimiz tüm devletçikler ve yöneticiler hemen hemen aynı konumdalar.
1979’dan 1989’un şubat ayına kadar süren Afganistan ile Sovyetler Birliği arasındaki savaş on yıl sürmesine rağmen, Afgan halkı ve Afgan mücahitleri pes etmemiş ve Sovyet işgaline karşı direnmeyi başarmıştır. Hatta savaş boyunca Türkiye’de de çocuklarımız -küfre karşı direniş heyecanıyla- Afgan marşlarıyla büyüdü desek abartmış olmayız. Ruslar emellerine ulaşamadıkları bu savaşın sonunda defolup gitmişlerdir. Çok garip ama o günlerde ABD’nin gözünde Kahraman ve mücahit olan Afgan halkının ve mücahitlerin on iki yıl sonra terörist olacağını kim bilirdi? Ama öyle oldu. ABD, 2001 yılında 11 Eylül olaylarını bahane ederek faturayı Afgan halkına kesti ve Afganistan’a savaş açtı. Bu savaşta tıpkı Sovyet Afgan savaşında olduğu gibi on yıl sürdü ve 2021’de ABD Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldı. Sadece üç beş cahilin ABD uçaklarının tekerleklerine sarılmasıyla dünyaya servis edilen Taliban korkusu, ne yazık ki istenen sonucu vermedi. Ve halk Taliban’ı sevdi.
Bugün belki de ABD’nin Pakistan’ı Afganistan üzerine salmasının sebeplerinden birisi de yarım kalan hesabı tamamlamak ve yerde sürünen imajını tazelemek olabilir. Fakat gelişmeler çok denklemli bir oyunun parçası olduğu için, yaşananları sadece bir pencereden izlememiz tek noktadan değerlendirmemiz bizi yanıltır. ABD ve İngiliz Siyonistlerinin bu bahaneyle İran-Afganistan sınırını da kontrol altına alacakları kesin gözüküyor. Hasılı kelam, Pakistan Afganistan savaşında ABD, İngiltere ve İsrail ortak yapımı bir savaş oyunu oynanıyor. Ama şunu unutmayalım ki her zaman onların dediği olmaz ve her zaman onlar kazanmaz. Savaşı ve zaferi, insanlar arasında evirip çeviren Allah’tır. Bu yüzden yukarıda Afganistan, Rus ve ABD savaşlarını kısaca hatırlattık ki (bu dile kolay) toplamda 20 yıl savaşan bir toplumdan bahsediyoruz. Afgan halkını yenilmez yapan şeyin silahları olmadığını herkes biliyor. Onları yenilmez yapan ve başarıya ulaştıran inançları ve içeriden ihanete uğramamalarıydı.
Şunu da unutmamak lazım, bağımsızlık mücadelesi veren hiçbir toplum karşısındaki küresel güç de olsa mağlup olmaz, yeter ki kendi yöneticileri ve halkı tarafından ihanete uğramasın. Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro’yu paketleyip almaları her yerde sökmez. Çünkü Maduro kendi halkı ve en yakınları olan eşraf tarafından ihanete uğramıştır. Bu bağlamda Venezuela, ne İran’la ne de Afganistan’la kıyas bile yapılmaz. Evet, küresel fesat ve güç şebekeleri füzelerle, bombalarla, kahpece ve kalleşçe insanları öldürebilirler; ülkenin alt yapısını ekonomisini felç edebilir, ama bizce bu bir yenilgi değildir. Ve bu tahribat o ülkeyi dize getirdiği anlamına da gelmez. Tıpkı Gazze, Afganistan ve İran’da olduğu gibi.
Selam ve dua ile.











