30 Ocak 2026 - Cuma
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Makaleler

Cumhuriyet Dönemi STK’lar ; Türk Ocakları, Halkevleri, Köy Enstitüleri-II

Mehmet Akif Coşkun'un Perşembe sohbetinin de konusu olan "Cumhuriyet Dönemi STK'lar ; Türk Ocakları, Halkevleri, Köy Enstitüleri" başlıklı yazısının ikinci bölümünü ilgilerinize sunarız.

Yazar: Mehmet Akif COŞKUN
4 Ocak 2019
Kategori: Makaleler, Venhar Özel
0 0
1
Cumhuriyet Dönemi STK’lar ; Türk Ocakları, Halkevleri, Köy Enstitüleri-II
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

   Halk Evleri

   Millet mektepleriyle başlatılan Latin harfleriyle okuma-yazma seferberliğinden sonra halka dönük bu sefer millet mekteplerinin devamı niteliğindeki Halkevleri açılacak ve buralarda da halk’a devrimlerin benimsetilmesi ve çağdaş yaşamın gereklikleri öğretilmeye çalışılacaktır. Halkevleri yeni rejimin uygun gördüğü “ideolojinin” geniş halk kitlelerine ulaştırılmasında önemli bir rol üstlenecekti. Kısacası amaç; tek parti ideolojisini yaygınlaştırmaktı.

   Atatürk devrimlerini benimsetmek; Cumhuriyet’in kültür etkinliklerini, milli eğitimin yanında yürütmek; ulusu aynı ülküye bağlı bir kitle yapmak; kır-kent, köylü-aydın ayrımlarını kaldırmak amacıyla 1931 yılında kapatılan Türk Ocaklarının yerine 19 Şubat 1932’de kurulan Halkevleri Atatürk’le başlatılan ulusal kültür yaratma çabalarının, bu kültürü yayma girişimlerinin halka açılan kapılarını; kültürü tüm içeriği ve alanlarıyla geniş kitlelere benimsetme; olguda kadın-erkek, yaşlı-genç tüm yurttaşları görevli kılma, çalışmaya itme, kültürel çalışma ve girişimlere katılmalarını sağlama merkezleridir. Kentlerde Halkevleri, köylerde Köy Odaları kurularak sürdürülen bu çalışmalarda tarih, dil, yazım, spor, müzecilik, güzel sanatlar, halkbilim ve köyle ilgili araştırma, inceleme ve uygulama faaliyetleri sürdürülmüş, Halkevleri dergileri yayımlanmıştır.

   Halkevleri kurulmadan önce dünyadaki çeşitli halk eğitim okulları ve merkezleri incelenmiştir. Özellikle Sovyet Birliği’nde uygulanan halk eğitim metotlarıyla, Faşist İtalya’nın gençlik örgütlenmesine benzer bir yapılanma örnek olarak alınmıştır.

   Serbest Fırka’nın kuruluşu ile birlikte, ülkenin birçok yerinde Atatürk devrimlerine karşı olanlar büyük bir propagandaya başlamışlardı. Oysa Atatürk’ün Türk devrimlerini koruma konusunda kendisinden çok fazla şey beklediği Türk Ocakları, çoğu devrime duyarsız kaldığı gibi devrim karşıtlarının toplandığı bir merkez durumuna gelmek üzereydi. Mustaf Kemal’in belirttiği gibi CHF’nin bir kültür kolu olmasına karşın, Türk Ocakları bazı konularda CHF ile ters düşüyordu. Bazı Türk Ocağı şubeleri ve üyelerinin SCF’ye katılması, bazı şubelerde ise doğrudan Halk Fırkası’na karşı faaliyetler yürütmeye başlaması CHF yöneticilerinde Türk Ocakları aleyhinde bir düşüncenin gelişmesine zemin hazırlıyordu. Hatta Türk Ocağı şubesinin bulunduğu bazı yerlerde partinin teşkilât kuramaz duruma geldiği müfettiş raporlarına yansımaya başlamıştı. Oysa Türk Ocakları tüzüğünün 3. maddesi açıkça “Türk Ocakları’nın devlet siyasetinde CHF ile beraber olduğu” yazmaktaydı.  Olayların gelişmesini ve durulmasını bekleyen Mustafa Kemal ve yakın çevresi zorunlu olarak bu Ocakların kapatılmasını düşünmeye başlamışlardı.

   Fakat Ocakların kapatılması durumunda yeni bir örgütlenme gerekli idi. Bunun için arayışlara başlanmış, bu maksatla Cumhuriyet yönetimi bazı gençleri Avrupa ülkelerine göndererek buralardaki halk eğitimi çalışmalarını inceletmişti. Selim Sırrı Tarcan İsveç’e, Vildan Aşir Savaşır da Çekoslovakya gibi Orta Avrupa ülkelerine gönderildi. Bunların raporları Ankara’da inceleniyor, Türk Ocakları’nda düzenlenen konferanslarda geniş tartışmalara neden oluyordu. Böylece onların çalışmaları Halkevlerine giden yolu açıyordu. Özellikle Selim Sırrı Tarcan ve Vildan Aşir Savaşır’ın Çekoslovakya’daki Sokol adlı kuruluş üzerine düzenledikleri konferans oldukça ilgi çekmişti.

   Araştırmaların ve kamuoyunun belli bir olgunluğa gelmesi üzerine Mustafa Kemal, ileride Milli Eğitim Bakanlığı’na atanacak olan Dr. Reşit Galip’e Halkevleri’nin kurulması çalışmalarına başlaması emrini verir. Reşit Galip, Ankara Türk Ocağı binasında bir toplantı düzenlemiş ve dönemin önemli isimleri bu toplantıdaki yerlerini almışlardır. Bu arada 10 Nisan 1931’de Türk Ocakları Olağanüstü Kurultayı toplanır. Ocakların CHF’ye katılması ve bütün mallarının devredilmesi kurultayda oybirliği ile kabul edilir.  Böylece Halkevleri’nin açılması önünde hiçbir engel kalmaz.

   1931 yılı Cumhuriyet Halk Fırkası Büyük Kongresi, hem parti hem de Türk siyasi düşünce tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bizzat Mustafa Kemal tarafından Kemalizm olarak adlandırılan ilkeler, Altı Ok olarak son seklini III. Büyük Kongrede alır. Bu kongrede Kemalist ideoloji kendisini Altı Ok ile net olarak ifade etmekle yetinmez, aynı zamanda ilkelerle formüle edilen ideolojinin geniş kitlelere yayılmasını sağlayacak mekanizmaları örgütlemek üzere hareket eder. Ülke kalkınmasında Mustafa Kemal tarafından görevlendirdiği ifade edilen parti, Halkevlerinin kuruluş kararını bu kongrede almıştır. Bu karar aynı zamanda Türk Ocaklarının kapatılışı ile de ilişkilidir. Yaklaşık dokuz ay sonra 19 Şubat 1932 Cuma günü Halkevleri büyük bir coşku içinde açılır.

   Halkevleri; halka laik, çağdaş, modern yaşamın tüm unsurlarını öğretmekle vazifelendirilmişti. Halk, üretilen bu Kemalist düşünme biçimine göre kendine yeni bir yaşam anlayışı geliştirecekti. Bir bakıma başında şapkasıyla, çağdaş giyimleri, yeni harfleri, yeni dili, devlet kontrollü dini inancıyla yeni bir halkın yaratılması gayretleri sarf ediliyordu. Kısacası -dönemin ders kitaplarına da giren- ideal bir Türk vatandaşı- olmaları isteniyordu insanlardan.. Halkevleri biraz da bu anlayışı içselleştirmek adına işlev görmüştür.

   Cumhuriyet; asker, bürokrat ve aydınlardan oluşan seçkinlerin bu yasam kalıbının Halkevleri aracılığıyla Anadolu’ya taşınmasına çalışır. Yeni eğlence anlayışları, dans, müzik, tiyatro Kemalizm’in yaygınlaştırılması için bir araç olarak kullanılır. Kadın-erkek bir arada müzikli aile toplantıları için balo salonları, müzik holler; telkin için tiyatro salonları; gürbüz, sağlıklı yeni bir nesil için spor salonları ve avlular; dinleyen, düşünen, konuşan yeni nesil için toplantı salonları; bir arada çalışma ve üretme için şubelere ait çalışma odaları; okuma zevkinin aşılanması için Kütüphaneler yapılır.

   Halkevi binalarının hükümet konakları ile birlikte Cumhuriyet meydanlarında yer alışı, tek parti döneminde, parti-devlet bütünlüğünün ifadesidir. Atatürk ilkeleri olarak da bilinen ve Cumhuriyet Halk Partisinin sembolü olan Altı Ok, Halkevlerinin açılısından beş yıl sonra 1937’de Anayasa’ya eklenerek resmi ideoloji seklini almıştır. Halkevleri ile Kemalist ideoloji ve buna dayalı olan partinin ilkelerini yaymak ve bu ideolojinin ürünü olan devrimleri yerleştirmek amaçlanır.

   1950 yılına gelindiğinde yurtdışındaki tek Halkevi olan Londra Halkevi dahil 478 Halkevi ve 4332 Halk Odası kurulmuştu. Ulus-devletin inşasında Halkevleri önemli görevler alır. Halkevleri işlevini 1950 yılında bitirir ve dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti tarafından Cumhuriyet Halk Partisinin propaganda organı olarak görüldüğünden kapatılır.

   Halkevleri 1932–1951 yılları arası 478 Halkevi ve 4322 Halkodasına, 1963–1980 arası sayıları bini bulan Halkevi şubesi ve 333 Halkodasına sahipken, 1987 yılında İstanbul’da 18, Ankara’da 6 şube olmak üzere toplam 24 şube ile çalışmalarına devam etmiştir. Günümüzde ise 25 il’de toplam  63 şubesi ile faaliyetlerini sürdürmektedir.

   Köy Enstitüleri

   İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminin en önemli atılımlarından Köy Enstitüleri’ydi. 1940 yılının mart ayında meclise sunulan yasa tasarısının gerekçesinde, okuma yazma bilme oranının düşüklüğüne dikkat çekildikten sonra, ilköğretim eksikliğinin kısa zamanda giderilmesi gerektiği vurgulanıyordu. İlköğretim çağındaki çocukların kentlerde ve kasabalarda ancak % 80’i okula gidebilirken, bu oran köylerde % 25’e kadar düşüyordu. Üstelik köy ilkokullarının büyük kısmı da üç yıllıktı; dolayısıyla bu okullara devam eden çocukların beş sınıflı ilkokulu da bitiremediği açıktı. Oysa nüfusun yaklaşık % 80’i kırsal kesimdeydi. Mevcut kırk bin köyden otuz bir bininde ilkokul bulunuyordu, ancak görevlendirilecek daha yirmi bin öğretmene ihtiyaç vardı. Bu kadar çok sayıda öğretmenin çabucak yetiştirilmesi “pratik usûller”e bağlıydı. Eğer böyle yapılmazsa hali hazırdaki yasalarla ilköğretim çağındaki bütün çocukların okutulması ancak yüz yılda gerçekleşebilecek bir hedef olarak görülüyordu. Ayrıca malî imkânların da nereden bulunacağı ayrı bir sorundu.

   Yasanın temel fikri, enstitülere sadece köylerden öğrenci almaktı; çünkü kentlerde bulunan geleneksel öğretmen okullarından mezun olanlar, ya köylere öğretmen olarak gitmektense mesleği terk ediyorlardı ya da zorunlu olarak gittikleri köylerde koşullara uyamadıklarından başarı olamıyorlardı. Oysa köylerden seçilecek öğrenciler, kırsal kesimin koşul ve sorunları göz önüne alınarak, pratik yaşamın gereklerine de önem verilerek eğitilecekti. Zaten köyden geldikleri için yeniden köye döndüklerinde uyum sağlama sorunları da kendiliğinden ortadan kalkacaktı. On yıldan daha uzun bir sürede on altı tane kampus tarzında enstitünün kurulması ve yirmi bin öğretmenin de yetiştirilmesi amaçlanmıştı. Her öğrenci muhakkak öğretmen olmayacaktı; öğretmen olamayacak olanlara da köy meslekleri öğretilecekti. Enstitülere beş sınıflı köy ilkokulunu bitiren öğrenciler alınacaktı. Öğretmen olacak olanlar için öğrenim süresi beş yıldı. Herhangi bir şekilde okuldan uzaklaştırılan öğrenciler kendilerine yapılan masrafı ödemekle yükümlüydüler. Kendileri ödemezlerse kefilleri ödeyecekti. Mezun olan öğrenciler yirmi yıl boyunca Millî Eğitim Bakanlığı’nca atandıkları yerlerde öğretmen olarak çalışmak zorundaydılar. Aslında tasarıda bu süre otuz yıl olarak belirtilmişti; ne var ki sonunda yirmi yılla yetinilecektir. Öğretmenlerin zorunlu hizmetlerini tamamlamadan meslekten ayrılmaları mümkün değildi. Bu takdirde öğrenim hayatları boyunca kendilerine yapılan masrafları ödemek zorundaydılar; ya da kefilleri bu miktarı ödeyecekti. Hem de iki misli olarak! Enstitü mezunu öğretmenlere ayda yirmi lira maaş ödenecekti. Altıncı yılın sonunda otuz, on beşinci yılın sonunda da kırk lira alacaklardı. Ayrıca öğretmen olarak bulunacakları yerlerde kendilerinin ve ailelerinin geçimine yetecek ölçüde tarımsal üretim için gereken arazi ile tarımsal aletler de devletçe karşılanacaktı.

   Daha ortada okul binaları olmadığından, ilk alınan öğrenciler, okulların kurulacağı köylerde köylülerle birlikte çalışarak okullarını inşa edeceklerdi. Yasaya göre, okulların kurulacağı yerler üç yıl önceden ilân edilecek; köy kanuna göre bölgede bulunan köylerin maddî desteğiyle okul binalarıyla öğretmen evi yapılacaktı. Okulların tamir ve bakımı da yine köylülerce karşılanacaktı. Köy öğretmen okulları artık Köy Enstitüleri haline gelmişti.

  Elbette dönemin siyasî karakteri Millî Şeften gelen bir tasarıya eleştiriyi kaldırmazdı; fakat yine de hafif kısık sesle de olsa tasarıya karşı çıkanlar vardı. Meselâ Osman Şevki Çiçekdağ, sadece köylerden alınan öğrencilerin öğretmen yapılmasının ileride yol açabileceği sakıncalara değiniyordu. Ayrıca “enstitü” yerine “politeknik” ya da “enistütü” denilmesini istiyordu. Kâzım Karabekir de pek hoşnut sayılmazdı; şöyle diyordu: “Bendeniz bu kanunda bir noktayı mahsurlu görüyorum. Köy Enstitüleri yalnız köy ilkokullarını bitiren çocuklara hasrediliyor. Şehir ve kasaba çocuklarının köylerle temasını kesiyor.” “Şu halde kırk elli sene sonraki hayatı tasvir edersek, memleketimiz ikiye ayrılmış olacaktır. Biri köylünün kendi ruh terbiyesi, biri de şehirli kısmı…” “Biz şehir ve köy çocuklarını böyle birbirleriyle kaynaştıracak yerde, bir safiyeti fikriye ile ayırırsak, sonra acaba bu köylere başka taraflardan yapılacak telkinlerle günün birinde biz bu şehirlilerin karşısında başka fikirlerle onları mücehhez etmez miyiz?” Karabekir, daha sonra, “köylülerimizi böyle bir kültür sahasında az görgülü, yarı münevverlerin nüfuzuna, hattâ maddî, manevî tahakkümüne bırakmayı bendeniz istikbâl için çok tehlikeli görüyorum.” demişti. Feridun Fikri Düşünsel ise, köylülere imece yoluyla yüklenen işlere dikkat çekiyordu. Tabiî tasarıya yönelik destek çok kuvvetliydi: Kâzım Nami Duru, enstitülerin köyden kente göçü önleyeceğini belirtiyordu. Hakkı Kılıçoğlu, öğretmenlerin gittikleri yerlerde cumhuriyeti ve devrimleri savunmaları gerektiğini açıklıyordu. Belki de tahmin edileceğinin aksine Emin Sazak, tasarıyı bütün gücüyle savunmuştu!

   Saffet Arıkan’dan sonra tasarının mimarı sayılabilecek Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ise, eleştiriler karşısında, “içtimaî bir sınıf doğurma meselesi mevzu bahis değildir” şeklinde konuşuyor ve “zaten köylü ve çiftçilik etmekle meşgul olan vatandaşlarımızın çocuklarını okutmak için onların hayatından başka bir hayatla ülfet etmesini istediğimiz ve o bakımdan yetiştirdiğimiz insanları, yeni bir sınıfın müvellidi addetmeyi bendeniz doğru bulmuyorum” diyordu. “Bizim arzumuz, köyün içerisinde bilgili, sıhhatli, memleketine bağlı ve müstahsil vatandaş yetiştirmekti.” “Yoksa köylüyü bu arz ettiğim bilgi ve melekelerle teçhiz edip, onları şehre akın eder vaziyete getirmek değildi.” Aksine, “onları kendi tarlasında ve muhitinde kuvvetli yapmak ve istihsal kabiliyetini artırıp, memleketin sosyal seviyesine kadar ekonomik seviyesini de yükseltmekti.” Yoksa “sınıf teşekkülü hatıra gelemez”di.

    17 Nisan’da tasarı mecliste oylandı ve oybirliğiyle kabul edildi. Tasarının meclisten hemen hemen hiç değiştirilmeden çıkması, biraz da sorunun sadece basit bir eğitim sorunu olarak algılanmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Yaratabileceği siyasî ve sosyal etkilerin ise yine hemen hemen hiç öngörülememiş olması da düşünülebilir. Girişimin ardında başta İnönü olmak üzere Hasan Ali Yücel ve ilköğretim genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç bulunuyordu. İlginç olan nokta, enstitülerin kamu oyunda propaganda malzemesi olarak kullanılmamış olmasıdır. Dönemin basın ve yayın organlarında haber, yazı, yorum ya da makale şeklinde olsun konunun hemen hemen hiç yer almaması dikkati çeker. Enstitüler, adeta kamu oyunun gözünden saklanmak istenmiş, propagandası pek de yapılmamıştır. Basında enstitülerle ilgili haberlere sadece İnönü’nün okulları ziyareti dolayısıyla rastlanır ki, bu da çok enderdir.   İnönü’nün amacı, çok sayıda öğretmen yanında, 200.000 de meslek sahibi yetiştirmekti. Bu hedefe hiçbir zaman varılamadı. Siyasal amaç ise daha farklıydı: Kırsal kesimde bir yandan Halk Evleri ve Odaları aracılığıyla halkın kültürel seviyesini yükseltmek, enstitüler ile de çok sayıda köy yaşamını tanıyan, köye ve köylüye önderlik edebilecek, CHP’nin ilerideki atılımlarını savunacak, destekleyecek ve bu konuda yol gösterebilecek genç öğretmenler yetiştirmek, belki de daha savaş yıllarında düşünülmekte olan bir toprak reformuna destek olacak kitleyi ve önderlerini oluşturmak.

    Yaklaşık on yıl içinde yirmi bir tane köy enstitüsü kuruldu. 20.000’e yakın öğrenci bu okullardan mezun oldu. Ama asıl dinamizm savaş yıllarında gerçekleşmişti; rejim değişikliğiyle birlikte enstitüler âtıl hale geldiler. Esasen girişim tek-parti döneminin siyasal koşullarında ancak uygulanabilirdi. Demokratik bir rejimde enstitülerin pek çok yönden tepki alması kaçınılmazdı: Öncelikle şehir okulları bakanlıkça devlet bütçesinden inşa edilirken, köy okullarının köylülerce yapımı şiddetli tepki doğurmuştu. Köylüler hem şehirlilerin okulunu vergileriyle finanse ediyorlardı; hem de kendi bölgelerinde kurulan enstitülerin de inşasına para vermek zorunda kalıyorlardı; parası olmayanlar inşaatlarda fiilen çalışmak zorundaydılar. Köylülerin enstitülere yan bakmasının bir nedeni de buydu.

   Köy Enstitüleri, 1946 yılında Hasan Ali Yücel’in Milli Eğtim Bakanlığı görevinden ayrılmasına kadar işlev görmeye devam etti. Hasan Ali Yücel’den sonra Milli Eğitim Bakanı görevini sürdüren Reşat Şemsettin Sirer Köy Enstitüleri’ni Köy Öğretmen Okulları’na dönüştürdü. Köy Öğretmen Okulları da 27 Ocak 1954 tarihinde Demokrat Parti hükümeti tarafından kapatılmıştır.

Köy Enstitüleri’nin kurulduğu iller ve ilçeler şunlardır;

– Akçadağ, Malatya (1940)
– Akpınar-Ladik, Samsun (1940)
– Aksu, Antalya (1940)
– Arifiye, Sakarya (1940)
– Beşikdüzü, Trabzon (1940)
– Cılavuz, Kars (1940)
– Çifteler, Eskişehir (1939)
– Dicle, Diyarbakır (1944)
– Düziçi, Adana (1940)
– Erciş, Van (1948)
– Gölköy, Kastamonu (1939)
– Gönen, Isparta (1940)
– Hasanoğlan, Ankara (1941)
– İvriz, Konya (1941)
– Kepirtepe, Kırklareli (1939)
– Kızılçullu, İzmir (1939)
– Ortaklar, Aydın (1944)
– Pamukpınar, Sivas (1941)
– Pazarören, Kayseri (1940)
– Pulur, Erzurum (1942)
– Savaştepe, Balıkesir (1940)

   Necip Fazıl Kısakürek Köy Enstitülere yönelik şu eleştiriyi yapar: Köy Enstitüleri ‘Anadolu çocuğunun ruh Mezbahası’dır. Enstitüler, Anadolu çocuğunun doğal özelliklerinin yok edilerek, yerine ahlaksızlık, milliyetsizlik, maddecilik ve komünist anlayışın kurulması için girişilen bir harekettir.

   Köy enstitüleri yıllardır tartışılan okulların başında gelir. Tevhid-i Tedrisat yasasını hatırlayalım. TBMM’ne sunulan Kanun’un gerekçesinde “Bir millet efradı ancak bir terbiye görebilir. İki türlü terbiye, bir memlekette iki türlü insan yetiştirir” denilmekteydi. Tek parti döneminin eğitim anlayışını özetleyen bu ifadelere göre ülkede tek bir kültüre, tek bir anlayışa göre şekillenmiş, cumhuriyetin değerlerini içselleştirmiş, laik, çağdaş ve milliyetçi terbiyeyle yetişmiş tek kalıp bir “insan” tipi hedefleniyordu. Millet mektepleri, Türk Ocakları, Halkevleri ve devamla Köy Enstitüleri topluma birazda bu değerleri kazandırmak için işlev görmüştür.

   Bu konuda en sert eleştirilerden biri “Köy Enstitüleri faşist bir müessesedir” diyen Engin Ardınç’tan gelmiştir. Engin Ardınç 2007 yılında (Akşam Gazetesi) konuyla ilgili yazdığı bir yazısında özetle şu ifadelere yer vermiştir;” Köy Enstitüleri, Milli Şef’in, yani diktatör İsmet İnönü’nün onayıyla 1940 yılında, “Almanya’nın savaşı kazanacak gibi göründüğü” bir dönemeçte kurulmuş faşist eğitim yuvalarıdır!…. Amacı, yetenekli köylü çocuklarını köyde, köyden çıkarmadan, şehire getirmeden eğitmek, marangozluktan duvarcılığa, arıcılıktan turşuculuğa kadar çeşitli pratik bilgiler vermek, bu arada elbette kırıntı düzeyinde müzik, edebiyat, tiyatro falan da öğretmektir. Karşılığında, çok uzun süreli bir “mecburi hizmeti” de vardır bu eğitimin… Yani, köylünün köylü olarak köyde kalması arzu edilmektedir, büyük şehire gelip işçiye dönüşmesi istenmemektedir! Yani, bir işçi sınıfının doğması ve dolayısıyla solun gelişmesi de istenmemektedir! Yani, sanayileşme de istenmemektedir! Önce devrimler “oturtulacaktır”. Bir burjuva sınıfı da istenmemektedir, ancak tek partiye “arz-ı übudiyet etmiş” zenginlere izin vardır. (Bu arada gayrımüslim zenginler, örneğin Yahudi burjuvazi de ezilmekte ve yok edilmek istenmektedir tabii.).”

   Engin Ardınç’ın ifade ettiği gibi köylünün köyünde kalıp devrimleri içselleştirmesi gerekiyordu. Bunun yanı sıra ciddi bir imam-öğretmen çatışmasının da bu dönem etkili bir rol oynadığı görülmektedir. Sarıklı cübbeli köy imamlarının yerine kravatlı, Kemalizmi içselleştirmiş, modern giyimli, çağdaş, ilerici ve laik öğretmenlerin yerleştirilmesi dolayısıyla öğretmenin imamın yerine geçirilmesi imamların da toplum nezdinde gözden düşürülmesinin hedeflendiğini de söyleyebiliriz.

   Köy enstitülerinin rezaleti
“Köy enstitüsü öğretmenlerinden bir kadın, bazı öğrencilerle birlikte bir köyü ziyarete gittiklerinde ‘Allah ile devlet olmazsa bütün insanlık saadete kavuşacaktır’, diye bağırmıştır.”
“Gönen Köy Enstitüsünde öğretmen Romanyalı Hıristiyan Yorgi Kramus’un komünistlikten 8 aya mahkûm olduğu halde köy enstitüsünde öğretmen olarak bulunması, idarecilerin maksadını apaçık göstermektedir.”
“1946 Emniyet teşkilâtı, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün komünist yatağı olduğunu tesbit etmiş, rapor vermiş, fakat maarif vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) hiç aldırmamış, işi örtbas etmiştir.”
“Halkçıların gözdesi İsmail Hakkı Tonguç, 1946 da Gölköy Enstitüsüne kalabalık maiyetiyle (heyetle) gitmiş okulda şerefine verilen içkili ve danslı ziyafette bir aralık mumlar söndürülmüş, karanlıkta dans edilmiş.” (Kara Kitap. Eşref Edip. Beyan Yayınları: shf. 69)

Kaynaklar:

Hülya Ercan – Türkiye’de Sivil Toplum Tartışmaları üzerine, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Mayıs 2002

Ömer Çaha – Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında Sivil Toplum, İslami Araştırmalar Cilt 8 No:2 1995

Ahmet Özkiraz/ M.Nazan Arslanel – Türkiye’de 1945-1960 Döneminde Sivil Toplum Örgütlerinin Varlığı Meselesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi Yaz 2015

Seyfettin Aslan- Türkiyede Sivil Toplum, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi Kış 2010

Erkan Kavas – Türkiye’de Sivil Toplum Hareketlerinin Tarihçesi

Tahir Kodal – Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ocakları , A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 52

Yusuf Ziya Bölükbaşı/ Gökberk Yücel – Cumhuriyetin Ötekisi Olarak Geleneksel Milliyetçilik ve Türk Ocaklarının Kapatılması, Akademik Bakış Dergisi Sayı 26

Necmeddin Sefercioğlu – Türk Ocaklarının Kısa Tarihçesi, www.turkocaklari.org.tr

Zeki Arıkan – Halkevlerinin Kuruluşu ve Tarihsel İşlevi

Serenti – Halkevleri Neden Açıldı, Nasıl Kapatıldı? , www.serenti.org

Emine Kısıklı- Atatürk Döneminde Cumhuriyet Kültürünü Yerleştirme Çabaları Çerçevesinde Halkevleri ve Millet Mektepleri

Milat Gazetesi Gündem – Bir Dönemin Faşist Egitim Yuvaları, www.milatgazetesi.com

Ufuk Coşkun – Köy Enstitüleri: Köylüsün sen köylü kal!

Cemil Koçak – Köy Enstitüleri, Star Gazetesi

Çok Yorumlanan 1

  1. HÜSEYİN Atalay says:
    7 sene önce

    Sevgili Akif kardeşim,

    Yazını okudum ve birçok notlar aldım. Üzüntü ile belirtmeliyim ki kaynak kullanımın esef verici ve müteessir edici. Bir liste tarzında kanak gösterimi uygunsuz. Hangi alıntıyı hangi kaynaktan yaptığını dipnotlarda belirtmen gerekir.
    Ayrıca, Ömer Çaha – Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında Sivil Toplum, dışındaki diğer “kaynak”ların dergilerden derleme olması apayrı bir konu. Sayın Ömer Çaha, kaynak gösterdiğin eserde Osmanlı dönemi sosyolojisini, siyasi iktidarsızlığı, sultanın soytarı haline getirilip, hilâfetin kukla müesseseye dönüştüğüni de bizzat bildirmiş. Bu ve daha nice arkaplan bilgisi verilmeden, inkilâpların altında nasıl bir sosyolojinin yattığı, halkın nasıl bir sosyo-ekonomik ve psikososyal durumlarına da değinmeden, acelece kaleme alınmış bir yazı olarak gördüm. Şahsen ahbaplığımıza istinâden, ufak bir itirâz olarak görmeni hatta geridönüşüm olarak görmeni arzu ediyorum. Şayet hiç ATATÜRK diye zikretmediğin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü objektif olarak tanımak istersen Şevket Süreyya Aydemir’in TEK ADAM adlı 2 ciltlik eserini önemle öneririm.

    Eleştirimin diğer ayağıda, enstitülerin üretmeye, okumaya, kültüre, bilgili ve bilinçli nesillere vb de katkı yaptığını bidirmeden yada vurgulamadan, olumsuz eleştirmenedir. Yazından hareketle ki tekrâren söylüyorum kaynakların biri hariç yeterli değil, halk arasında sınıf oluşturmak amacı ile olamayacağı Atatürkün millet ve ulus tanımlarına hatta cumhuriyete ve dahası cumhuriyet anayasasına aykırı. Bu mâhiyette kullananlar elbette olmuş olabilir ve bu tasvip edilir değil. Aynı ve benzeri suistimali günümüzde de görmek çok kolay. tabi ki görmek isteyen gözlerin görmesini sağlayan beyni doğru kullanma yetisine sahipse kişi. Hiçkimse eleştirilmez değildir! Atatürk te eleştirilebilir ve tüm insanlar (peygamberler dahil, risaletleri hâriç)ama bu kadar yanlı ve bu kadar zan ve töhmet altında bırakmak bir iftira olur ki İslamda hükmü mâlumundur.

    Özetle; kasıtlı ve tamamen negatif taraflar büyüteçle ortaya konmuş bir düşünce olmuş. Senden tarafsız ve altı doldurulmuş b’l’msel “tadda”eleştiriler bekler(d)im.

    Muhabbetle

    Cevapla

Bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

İslam’ın Düşmanları Bizim Neyimiz Olur?

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Bir Erdal Bayraktar Geçti Bu Dünyadan

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Bugünün Kufelileri Olmak Veya Olmamak

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • İp Gergin, Cambaz da
    18 Mayıs 2025
  • taşa yaz dalgalanmıyorsa su /suya oku kafa yarmıyorsa taş
    9 Nisan 2025
  • Kaçakçıysan Düşürme / Kaçacağın Yeri Ürkütme
    17 Şubat 2025
  • Kırıldı Düşünce Karaldı Kalkınca
    26 Kasım 2024
  • Çay Soğursa Hürmetle İçilir
    31 Temmuz 2024
  • Bu Dağlara İhanet Edilmez
    31 Mayıs 2024
  • Zorumuza Giden Boşumuza Gitmesin
    24 Mart 2024
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

30 Ocak 2026
İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

28 Ocak 2026
Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

21 Ocak 2026
Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

21 Ocak 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist