بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى
Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir. (20/131).
Dünya Hayatı ve Çekiciliği
İnsanın var olduğu günden beri uğruna savaşlar verdiği, hayatını onun için feda ettiği şey nedir diye bir soru sorsak alacağımız cevap herhalde dünya malı olur. İşin doğrusu dışarıdan bakınca insanın hayatını güzelleştiriyor/kolaylaştırıyor gibi gözüken ama içeriden bakınca toplumu katmanlara ayıran ve insanlığı kurt gibi kemiren bir “değerden” bahsediyoruz. Malın, bugün tırnak içinde bir değer olmasının sebebi onu kullananların gözünde bu mertebeye yükseltilmesinden dolayıdır. Oysa Allah ona bir değer atfetmez. Hatta onu (malı) bayağılaştırır ve ona sahip olma arzusunu kınar.
“İyi bilin ki dünya hayatı ancak bir oyundan, bir eğlenceden, bir süs ve gösterişten, aranızda bir öğünmeden, mal ve evlatta çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği ekinler çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kuruyuverir de sen onu sapsarı kesilmiş görürsün. Ardından da çerçöp hâline gelirler. Âhirette kâfirlere şiddetli bir azap, müminlere ise Allah’tan bir bağışlama ve rızâ vardır. Evet, dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.” (Hadid:20)
“Kim âhiret kazancını isterse onun kazancını artırırız. Kim de âhireti bırakıp sadece dünya kazancını isterse ona da ondan bir parça veririz; fakat onun âhirette bir nasîbi olmaz.” (Şura:20). Kim ne isterse Allah ona ondan vereceğini söylüyor ama dünya malını isteyenin ahirette bir nasibinin olmayacağı gerçeğini de özellikle vurguluyor.
Dünya hayatı kâfirlere süslü ve sevimli gösterildi. Bu sebeple iman edenlerle alay edip dururlar. Hâlbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyâmet günü onlardan üstün olacaklardır. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır. (Bakara:212)
Dünya hayatının özellikle kâfirlere süslü gösterildiğinin altını kalın çizgilerle çizmek zorundayız. Müminlerin dünya hayatına bakışının nasıl olması gerektiği, aslında kâfirlerin bakışı ile tam bir zıtlık içerisinde. İnkârcıların şaşalı hayatına imrenmek onlara göz dikmek Kur’an’ı anlamamak demektir. Kâfirlere imrenen her müslüman aynı zamanda kibre, şımarıklığa ve müstağni olmaya imreniyor demektir. Bu yüzden Rabbimiz müminleri defalarca uyararak dünyaya olan bakışımızı dengelemek istemiştir.
“Kadınlara, oğullara, yüklerle altın ve gümüş yığınlarına, iyi cins salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere olan düşkünlük isteği insanlara cazip gösterildi. Bunlar, dünya hayatının geçici birer metaından ibarettir. Asıl varılacak güzel yer, Allah yanındadır.” (Al-i İmran:14) Son söz olarak diyebileceğimiz fazla bir şey yok. Fıtratımızda olan bir şeyi inkâr etmekte mümkün değil. Allah’ın bize cazip gösterdiğini bizim yok saymamız abesle iştigaldir. Ancak almamız gereken bir mesaj var, o da; dünya hayatının bir oyun ve eğlence olduğunu ve onların (kâfirlerin) mallarına göz dikerek, onlar gibi cehenneme talip olmaktan kaçınmamızdır.
Kur’an’ın ifadesine göre dünya malı tıpkı çölde susuz kalan insanın serap görüp su diye oradan oraya koşmasına benzer. Elde ettiğini sandığı anda elinden çıkan ve insanı aldatan şey olan dünya malı, bir anda bütün cazibesi yok olmuş ve tüm mülk artık mülkün gerçek varisine kalmıştır. İşte bunun için insan uyarılmıştır, siz gözünüzü dünya malına değil Allah’a çevirin ve onun sesine kulak verin. Her ümmetin yöneldiği bir yön (Bakara: 148) vardır, bize düşen görev yönümüzü sürekli olana yani Allah’a dönmektir.











