Giderek otoriterleşen bir dünyada insanların devlet aygıtına olan teveccühleri de o oranda artmaktadır. Vatanın elden gideceği, dış güçlerin ülkeyi parçalara bölme arzusu, iç terör vs. daha bir çok sebep sıralanarak insanlara uyanık olmaları salık verilmektedir. Böylesi bir saldırıya karşı önlem olarak da halkın birlik ve bütünlüğe davet edilmesi ve bunun miliyetçi bir retorik üzerinden yapılması bu otoriterliği daha da güçlendirmektedir. Bazı ideolojiler zamanını hiçbir zaman kaybetmez. Milliyetçilik ideolojisi bu ideolojilerin en başta gelenleridir. İslam mikro milliyetçilikten tutun da kavim milliyetçiliğine kadar olan herşeyi ayaklar altına almıştır. İslam millet olma ülküsünü aynı inanca sahip olan topluluğa atfetmiştir aynı kan bağına sahip ırklara değil. Modern devlet yapılanması millet olma mefkuresini ırklara göre tahsis etmiştir. Çok uluslu toplumların aynı inanca sahip olmasına rağmen özellikle ikinci dünya savaşından sonra çözülmesi ve modern küçük devletlere dönüşmesi buna örnektir.
Türkiye, halkı çoğunlukla müslüman olan bir ülke olması münasebetiyle ve çok uluslu bir toplum olma münasebetiyle bu ideolojik deformasyonun yaşandığı önemli ülkelerden biridir. İşin ilginç tarafı cumhuriyetin kurulmasından bir süre sonra Kemalizmin dayattığı altı oktan biri olan milliyetçilik bu ülkede önemli dinsel sembollerden biri haline gelmiştir. Oysa bu toplumu yıllardır birbirine bağlayan bağ islam olmuştu. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla yıllarca din için, Allah için omuz omuza vermiş topluluklar modern ulus devletçikler adına bir birbirine hor bakar olmuştur. Bu ülkenin mayası İslamdır ve İslam’ın olduğu bir mekanda her türlü milliyetçilik kapı dışarı edilmek zorundadır. İslam, aile olmayı dahi aynı inanca bağlamışken millet olabilmeyi hayli hayli İslam olmaya bağlamaktadır.
Yakın zamanda yapılan seçimlerde milliyetçi oyların yükselmiş olması insanımızın İslami olandan giderek tercihini seküler ideolojilere yönelttiğini göstermektedir. İslam bu toplum için mazide kalan bir şarkı gibi nostaljik bir değer taşımaya başlamıştır. İslama bir bütün olarak sahip çıkmadığımız sürece, onun ahlaki değerlerini yaşam formuna dönüştüremediğimiz sürece dilimizi onun kavramlarıyla süsleyip kavli leyyine dönüştüremediğimiz sürece bu sapma hiç durmadan devam edecektir. Kazanan küfür sistemi olacaktır. Kendini İslam’a nispet edenler ve varlığını İslam’la şerefli sayanların yapması gereken şey böylesi zor zamanda elini taşın altına daha fazla koyma sorumluluğunu taşımalarıdır. Çünkü böylesi zor zamanlarda yapılacak işler sadece kendimizi kurtarmaktan ibaret bir gayret olmayacaktır. Aynı zamanda neslimiz için bir gelecek tasavvuru inşa etme yükümlülüğümüz vardır. Modern yapılar gençliğe gelecek tasavvuru olarak ekonomik refah, konformist yaşam ve sınırsız haz vaadetmektedir. Cinsiyetlerin birbirine karıştığı, eşlerin değil partnerlerin birbirlerine karşı hiçbir sorumluluk taşımayacağı sorumsuz, kuralsız bir dünya vaadetmektedir. İşte böylesi zor zamanda insanlara Allah’ı sürekli olarak hatırda tutturacak, önemli olanın haz olmadığı ahlaklı bir duruş ve yaşam olduğu bunun dünayadaki her insanın ihtiyacı olan esas şey olduğunu anlatacak bir söyleve, anlatıya ihtiyacımız vardır. İnsanları renklerine, ırklarına göre ayırmayan insan oluşları münasebetiyle saygıya, adalete ve değer görmeye memur kılan bir zihniyete ihtiyaç vardır. İnsanlara seçim yaparken Allah’ın fıtrata kodladığı iyi olanı yani İslam’ı mı yoksa şeytanların (modern kurumların) fıtratı bozan mekanizmalarını mı tercih edip etmediğini hatırlatacak kavli leyyine ihtiyacımız vardır.
Evet herkes bir seçim yapar kuşkusuz. Kimi çaresizlikten, kimi ümit etmekten kimi de çıkarları için beklentiden… bizim dilimiz her üç kesimi de kapsayacak; çaresize çarenin nerde olduğunu, ümit edene asıl umulması gerekenin kim olduğunu, beklenti/çıkar içinde olana da asıl varılacak yurdun neresi olduğu hatırlatılarak ve korkulmaya en layık olanın ne olduğunu hatırlatacak bir kavli leyyine ihtiyacımız vardır. Söyleyecek sözümüz varsa umudumuz hala tazedir. Söyleyecek sözümüzün pratik bir karşılığı varsa sözümüz kökü yerde sabit dalları göğe ulaşan bir ağaç gibi gür ve sapasağlamdır. Bunun aksine söyleyecek sözümüz kalmadıysa ve sözümüz pratiklere yansımıyorsa bizim seçimimiz daha başından bellidir.
Venhar











