Seçim de seçim.
Her yer seçim, her gün seçim.
İnsanlar seçecekler. Seçim listesinde ne yok ki?
Para, ücretler, zamlar, ekonomi, borsa, piyasa, dolar, TL, finans, asgari ücret zammı, fiyat artışları, ev kiraları, deprem konutları, dijitalleşen hayatlar, gemiler, insansız ve silahlı hava araçları, yerli otomobil vs. vs.
Çok az sayıda insanın, kıyıda köşede kalmış birkaç ‘şirzime’nin aklından geçen bazı şeyler… Onlar yok listede ve olmayacak doğal olarak. Onlar seçime giremeyecekler. Aklımız fikrimiz o nadide değerlerde olacak.
Ülkenin yeni Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanan muhalefet lideri seccadeyi ayakkabısıyla çiğniyor ve siyaset pazarı bir anda harlanıyor. Seccadeye ne muazzam bir sahiplenme…
Seccade yani secde mahalli bu kadar muteber miymiş, doğrusu duygulanıyoruz. Beyefendi bilmemiş ve basmış, bilseymiş basmazmış… Üstelik özür de diliyor adam…
Lakin diyoruz seccade, secde, rükû ve kıyam, mihrap, minber, Cuma ve namaz… İlk defa mı çiğneniyor bu ülkede? Çiğnenen meğer sadece bir seccadeden ibaretmiş. Öğle ezanı ya da Cuma günü Cuma ezanı okunurken caminin hemen yanı başındaki okulda mini minnacık anasınıfı öğrencileri 23 Nisan ulusal egemenlik bayramında oynattırılmak üzere dans provası yaptırılıyor, o yaştaki çocukların kulaklarına, kalplerine ve beyinlerine yabancı, ecnebi mi ecnebi müzik son ayar çalıyor ve müzik caminin içini işgal ediyor. Müzik ve çocukların oyunu hiç oralı olmuyor, ezan mı çiğneniyor, başka şey mi? Bu sahnenin seccadeyi çiğneyen CB adayı kadar haber değeri olabilir mi?
Sahi namazın, orucun, Kur’an’ın ve Allah’ın bugünkü muasır medeniyet toplumunda, bir dizi oyuncusunun ya da 18 yaşında bir genç kızın milletvekili adayı olması kadar bir değeri var mıdır?
Sizler de belki, seçim yani bunca israf diyeceksiniz. Bunca ağız dalaşı, havada, karada ve denizde uçuşan bunca hakaretler diyeceksiniz. Vaatler, hesap sormalar, tehditler, höykürmeler vs. diyeceksiniz… Deyin bakalım.
Nebî (as)’a bir söz atfedilir, “ya hayır söyle ya da sus!” diye. Bu sözü “ya hayır işle ya da boş kal!” diye tevil etmek mümkün gibimize geliyor. ‘Hayır’ yani şerrin zıttı. Peki hayır nedir, şer ne? Bunları da belki seçimden sonra konuşuruz…
Uzun lafın kısası yıllar böyle geçecek, ömürler böyle tükenecek. Eksiden insanlar ne çok mal tükettim diye böbürlenirmiş. Bugünün insanı ise “ne çok seçim tükettim” dese yeridir. Oysa seçimler de bizi tüketecek, bizi biz yapan değerleri. Değerlerimiz tükendikçe ağyara benzeyeceğiz bizler de. “Yok birbirimizden farkımız” noktasına geleceğiz. O günler gelmeden davransak; bir besmele çekip, bir lâ havle velâ kuvvete illa billah deyip, silkinmeye azmetsek.
Venhar











