31 Ocak 2026 - Cumartesi
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Makaleler

Gelenekten Modernizme Çocuk Eğitimi ve Biz Müslümanlar!

Geleneksel aile yapısını kıyasıya eleştiren biz Müslümanlar bugün gelinen noktada çaresizlik içerisinde kıvranmaktayız. Elbette ki geleneği tümden aklamak veya suçlamak taraftarı değiliz, ama modernizmin pisliklerine karşı geleneğe daha yakın durduğumuz da bir gerçek..

Yazar: Ahmet DURMUŞ
28 Eylül 2021
Kategori: Makaleler, Venhar Özel
0 0
7
Gelenekten Modernizme Çocuk Eğitimi ve Biz Müslümanlar!
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

Modern zamanların Müslümanlar açısından en çok tartışılan mevzularından birisi de hiç kuşkusuz aile, çocuk ve gençlik üzerine yaşanan sorunlardır. Söz konusu sorunları ilk elden yaşayanlar ise elbette ki ateş düştüğü yeri yakar deyimine denk gelen ailelerdir. Fakat bu sorun Müslümanların ortak sorunudur ve çözüm önerileri de ortak olmalı. İslam’ı kendisine dert edinen her mümin bu mevzu ile alakalı kaygılanmalı ve kendisini çözüm noktasında sorumlu tutmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz ahlaki fetret dönemi ne yazık ki sınırları aşmış ve tüm toplumu etkisi altına almış durumda. İnsana parmak ısırtan yozlaşma karşısında pes doğrusu demekten kendimizi alamıyoruz. Bu bunalmışlık, kıstırılmışlık ve baskılanma haline bir çıkış yolu aramak olsa olsa Müslümanların işi olur. Diğerleri zaten gidişattan memnun dolayısı ile bir sıkıntı duymamaktadırlar. Bu bağlamda bu yazıda yapmak istediğimiz şey, geleneksel aile ve modern aile yapılarına kısaca bir göz atıp yanlış ve doğrularımıza dikkat çekmek niyetindeyiz, mutlak doğru ise her zaman Allah’a aittir.

Şunu asla unutmayalım ki suçlu isek hep beraber suçluyuz. Müspet veya menfi yöndeki tüm gelişmeler başarı veya başarısızlığımızın bir ürünüdür ve sonucuna da ortağız. Bugün gençliğe ilk adımını atmış olan evlatlarımız farklı fikir akımları ile tanışıp Müslüman ebeveynlere başkaldırıyorsa, büyük oranda çocukken görmek istemediğimiz veya göremediğimiz hataların sonucudur. Yani karşımızda duran evladımız ellerimizle kazandıklarımız dersek çok mu abartmış oluruz, onu da siz söyleyin. Ve artık sonuç üzerinden tartıştığımız için çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız demektir. O halde geleneksel ve modern ailede çocuk ve gençlerin ebeveynlerle bizzat yaşadıkları ilişki biçimlerini gözden geçirelim.

Geleneksel ailede çocuk ve genç  

Geleneksel aileden modern aileye evrilme sürecini özellikle Türk toplumu açısından üç asır öncesine kadar götürebiliriz. Fakat biz, konumuza ışık tutması açısından 1950’den bu tarafa yaşanan, küresel projelerin ve asimilasyon politikalarının açtığı yaralara ve sonucuna bakacak olursak zaten hepimiz şu veya bu şekilde modernist bir aile sayılırız. Tüm mümin kuşaklar olarak ortak noktamız ise ilahımızın tek Allah oluşu ve aynı yolun yolcuları oluşumuzdur.

Ellili ve altmışlı yıllarda geleneksel aile aynı zamanda geniş aile tipiydi. İyi veya kötü yönleri ile beraber bu geniş aile tipinin bugün modern ailede kabul göreceğini pek sanmıyoruz. Bu aile yapısı kısmen ataerkil bir aileden oluşmaktaydı. Zaman zaman İslam’ın hoşlanmadığı ve hatta yasakladığı eylemler zuhur etse de genel manada aile dindar, ahlak daha belirgin, kadın utangaç ve iffetli, çocuklar masum ve terbiyeli idi. Çocukların kreş veya anaokuluna gitme gibi bir ihtiyaçları yoktu. Çünkü henüz bu ihtiyaçlar birileri tarafından zihinlere empoze edilmemiş ve dile getirilmemişti. Onların (çocukların) anaokulu ve kreşleri bizzat uygulamalı olarak tarla tapan işleri idi. Onlara isimleri ile hitap edilir ve anne babanın ses tonu, davranış biçimi sayesinde çocuk aynı zamanda hayat okulundan da ilk eğitimini almış olurdu. Çocukların sokakta yaptıkları bir yanlış hareket komşu tarafından rahatlıkla uyarılır ve kulağı çekilirdi. Daha da ötesi çocuklar komşuya güvenilirdi. Çocuğun ebeveyne karşı yaptığı bir yanlış varsa devlet değil, evin en yaşlıları tarafından az da olsa korumaya alınırdı. (Bu uygulama modern zamanlarda da yaşanıyor, yanlış tarafları var ve bu yüzden tartışılması gerekir). Fakat yaklaşık her çocuk klasik Kur’an mekteplerine gönderilirdi. Kur’an okumayı, namaz kılmayı burada öğrenirdi. Ebeveynler ise geçmişte yaşanan olumsuzluklardan dolayı zaten modern okullara karşı gavur mektebi diye hala mesafeli dururdu. Bu mesafeli duruş tam bir bilinç ürünü olmasa da sanki o günden bugünün gençliği görülüyormuş gibi bir izlenim veriyor insana.

Çocuklar bizzat anne babayla beraber tarlaya gider çalışır, evin hayvanlarını otlatır ve kendisinden küçük kardeşlerine bakmakla görevlendirilirdi. Sofraya asla önceden oturamaz ve yemek yemeye başlayamazdı. Sabah ilk kalktığında bizzat evin büyükleri tarafından el ve yüz temizliğini yapıp yapmadığı kontrol edilirdi ve bu temizliği yapmayan çocuk sofraya oturtulmazdı. Çocuklar öğün harici kendi kafasına göre yemek yiyemez yemek vaktini beklerdi. Aksi davranış baba tarafından cezalandırılırdı. Kısaca çocuk büyüklerin yaptığı her işte gücünün yettiği oranda aileye yardım etmekle mükellefti.

Geleneksel aile yapısında çocuklarla olan ilişki ifrat ve tefrit boyutunda değil şartların gerektirdiği şekilde işlemekteydi. O küçük dünyada hiçbir genç babasına ve annesine baş kaldırıp evini terk etme cüretini gösteremezdi. Onun özgürlük alanı baba ocağı ve köyü ile sınırlıydı. Aradığı ne varsa onu evinde ve köyünde bulurdu. Çocuk büyük baba veya anneye asla hakaret etmez/edemez ederse ilk cezayı bizzat babasından alırdı. Dolayısı ile çocuk bir daha o hatayı asla yapmazdı. Yaşanan tüm bu süreç geleneksel toplumda adı konmamış olsa da bir eğitim biçimidir ve hayat okulunun ta kendisidir.

İşte, tarım ve toprakla iç içe olan geleneksel aile, yokluğu ve kıtlığı iliklerine kadar hissetmiş olmasına rağmen gerçekten huzurluydu. Eşler arası yaşanan geçimsizlik elbette vardı ama bunlar oldukça sınırlı sayıda münferit olaylardı. Fakat kadın veya erkek evi terk etmek yerine akil insanları dinler, yaşlıların da katkısıyla bir şekilde ailenin devamından yana karar alınırdı. Ne erkek ne de kadın, henüz insanlığın yıkımına sebep olan özgürlük kavramıyla tanışmamışlardı. O günün şartlarında din bilinçli bir yaşam biçimi olmasa da sosyal hayatta bir yaptırım gücü vardı. Dine kıyısından köşesinden inanan insanlar bile camiye gider, bilinçsizde de olsa diğer Müslümanlarla saf tutar hoca efendinin dediğini dinlerdi. Düğünlerde eğlenceler erkek ve kadın beraber değil ayrı mekânlarda düzenlenir ve eğlenilirdi. Herhangi bir ahlaki zaafa müsaade edilmezdi. Yine kadınlar evlerine su taşırken, sokakta ve tarlaya giderken asla bir erkeğin önünden geçmezlerdi. İstisnasız hiçbir kadının diğer erkek aile fertleri yanında ayak ayağı üstüne atmadığı gibi tüm davranışlarına dikkat ederdi. Yani birilerine göre medeniyet görmemiş bu geleneksel toplum birçok medeni davranış biçimini yaşayarak ortaya koyuyordu. Buraya kadar saydıklarımız, İslam aile yapısına ne kadar uyar bunu tartışabiliriz, ancak modern aile yapısına göre oldukça İslami olduğu da kesin.

Modern ailede çocuk ve genç

Yukarıda demiştik, bizim burada yapmaya çalıştığımız daha çok Müslüman ailelerin nerelerde hata yaptığını anlamak. Bunu anlamak içinde gelenekten modernizme evrilirken özellikle çocuk eğitimi alanında yaptığımız hataları konuşmalıyız. Bunu da yaparken bizim bir psikolog bir Sosyolog veya bir çocuk gelişimi uzmanı olmadığımız malum. (Gerçi Abdurrahman Aslan ağabey: “Uzmanlar toplumun şamanlarıdır” demişti ya). Bizim yapmaya çalıştığımız, bir Müslüman olarak sorunlarımızı dillendirmek ve hep beraber bir çözüm üretmek maksadıyla mütevazı bir katkı niteliğindedir.

Neden özellikle çocuk diyoruz? Çünkü küçük yaşlarda çocuğun kişilik kazandığını ve verilmesi istenen eğitimin bu yaşlarda olması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısı ile ağaç yaşken eğilir atasözü de tezimiz açısından karşılığını bulmuş oluyor. Aksi halde gençlik dönemine adım atan ve kişiliği oluşan bir çocuk artık kırılmaya meyyaldir ve işimiz daha da zordur. Yine çokça dillendirdiğimiz şu hadiste Allah Rasulü: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari ve Müslim) buyuruyor. Demek ki ailenin yaşam biçimi, inancı, fikrî yapısı ve özellikle eyleme dönüştürdüğü tüm davranış biçimleri çocuk üzerinde bir etki bırakır ve kişilik oluşumuna katkı sağlar. Yani çocuk tıpkı hamur gibi şekil alır.

Yukarıda geleneksel aile yapısında çocuğun günlük hayatından bazı pasajlar sunduk. Şimdi bazılarımızın hoşuna gitmese de modern zamanların çocukları ile bir kıyaslama yapalım. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde geriye dönüp baktığımızda artık geleneksel topluma dönüş mümkün değil, Kur’an’ın tabiriyle “geçmiş geçmiştir.” Ama Kur’an bizim geçmişe bakıp oradan dersler almamızı ısrarla istiyor. Çocukların modern zırha bürünüp dokunulmazlık kazandığı şu günlerde Müslüman ailelerin gerçekten geleneksel aile yapısından alacağı çok şey var diye düşünüyorum. Çünkü bizim için bir imtihan aracı olan (Enfal: 28) ve çobanlık yapmamız gereken çocuklarımız tabiri caizse artık bize ait olmaktan uzaklaşmıştır.

Geleneksel aile yapısını kıyasıya eleştiren biz Müslümanlar bugün gelinen noktada çaresizlik içerisinde kıvranmaktayız. Elbette ki geleneği tümden aklamak veya suçlamak taraftarı değiliz, ama modernizmin pisliklerine karşı geleneğe daha yakın durduğumuz da bir gerçek. Çünkü yaşadığımız tüm olumsuzluklar modern hayatın bize sunduğu ve bizim de nimet sandığımız ayartmalardan başkası değil. Örneğin bize sık sık telkin edilen birinci ödev, çocuğumuzun geleceği açısından özgüven kazanması. Birazcık içe kapanık ve çekingen çocuklar ebeveynleri hemen korkutur ve derhal bir uzmana başvurulur. Ve bu konuda istenenleri biz hiç tereddüt etmeden bir ödev edasıyla anında yerine getiririz. Peki, özgüven kazanan çocuk sonuçta ne oldu? Sürekli omuz silken, özgüveni yerinde kibirli ve ukala bir gence dönüştü. Daha küçük yaşta ona sunulan özgürlük sayesinde artık yiyeceklerini ve giyeceği elbisenin rengini, modelini kendisi seçer hale geldi. Çünkü biz seçimi ona bıraktık. Yiyeceği gıdalar öldürücü olmasına rağmen kendi özgürlüğünü kullandı ve istediği gıdayı tüketir oldu. Anne baba ise çocuğun bu seçim kabiliyetine tabiri caizse bıyık altından güldü, gururlandı. Artık çocuk verileni yemiyor, alınanı giymiyor, yemeğini de faydalı olanı değil zararlı olan gıdaları tüketir hale geldi. Ama sanmayın bu çocuğun kendi suçu. Onu katleden geleceğini karartan kendi anne ve babasıdır. Anne ve baba bir imtihan aracı olan çocuğuna aşırı duygusallık göstererek adeta tapmaktadır ve onun bir damla gözyaşına tahammül edememektedir. Ve çocuğuna bu özgüveni ve seçme özgürlüğünü kazandıran anne/baba tek kelimeyle suçludur, çünkü dengeyi kuramamış ve duygularının kurbanı olmuştur.

Geleneksel toplumda ebeveyn ne alırsa onu giyen ne verirse onu yiyen çocuk, artık modern kavram ve kelimelerin de desteğiyle artık değişmiştir, özgürleşmiştir ve benmerkezci bir kişilik sahibi olmuştur. Tabi iş yalnız bununla kalmıyor, anne/baba evlatlarına sürekli çocuk gözü ile baktığı için onlara zaman zaman kız ise “prenses” oğlan ise “kral” veya “paşa” olarak hitap ediyor. Oysa Müslümanlar çocuklarına Kur’an’dan isim ararlar ve çocuklarına bu isimleri verirler ki verdikleri isimin çocuk üzerinde bir etkisi olsun. Teori ve eylemde bütünlük arz etmeyen bu tür davranışlar gerçekten bizim çelişkilerimizdir. Hâsılı gelinen noktada çocukların sosyal medyayı da büyüklerden daha aktif kullandığını düşünürsek artık o, tarlada anne ve babası ile rızık temini için koşturan, ter atan çocuk olmaktan çıkıp sanal alemin nesnel bir üyesi konumundadır.

Kendi ellerimizle kazandığımız bu gençlerimizden şikayet edeceğimize, keşke yeni gelecek genç kuşaklar konusunda aynı hatayı yapmasak bu da yeter diye düşünüyorum. Çocuklara karşı olan aşırı duygusallığımız ve basiretsiz uygulamalarımız bizi hakikatten koparmış durumda. Adeta onların bir dediğini iki etmiyoruz. Ha, genç babaların ve annelerin hakkını teslim etmek gerekir. Çocuk gelişimi ve psikolojisi üzerine az kitap okumadılar. Diğer taraftan ne dede konumunda olanlar ne de büyük anneler doğru yönde bir torun yetiştirme diye bir dertleri yok. Yaptıkları tek şey çocuğu yanlış yönlendirme ve duygusal bir bağdan ibaret. Bunu Müslüman aile reisleri görüp doğru yönde tedbirler alması gerekir. Fakat bunu görecek baba ve anneler var mı bilmiyorum.

Sonuç olarak çocuklar bizim malımız değil, ama bizim eserimiz ve onlar bize Allah’ın emanetidir. Biz gerekeni hakkıyla yerine getirelim ondan sonra Hz. Nuh’u, (as) Hz. İbrahim’i, (as) Hz. Yusuf’u (as) ve Hz. Lokman’ı örnek verelim. İçimizde bu iş bu kadar kolay mı diyenler elbette var. Modern bir çağda bu iş hiç de kolay değil, kolay dersek meseleyi anlamamış ve basite almış oluruz. Fakat zorluğun enkazı altında kalıp sızlanmak bir işe yaramaz. Yaşadığımız toplum modern bir toplum olduğuna göre işimiz kat be kat zor, bunu itiraf etmek gerekir. Ancak gayretlerimize Rabbimiz şahit olmalı samimiyetimizi ortaya koymalıyız ki, Allah da işimizde bize kolaylık sağlasın. Tabiri caizse kendi küllerimizden yeniden doğmalıyız en azından harekete geçmeliyiz. Kimse kendi yaptığı yanlışlarla övünmemeli tam tersi bu işe gönülden kafa yoran, İslami aile yapısı konusuna kafa yoran üstatlardan yardım almalıyız. Ne filozoflar ne de demokrat kafa yapıları bizim derdimize derman olmaz/olamaz. Çünkü hayata ve ölüme farklı bakıyoruz.

Hz. İbrahim nasıl bir tevhidi bilinç verdi ki oğlu İsmail’e? … “Yavrucuğum” dedi, “Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin?” Dedi ki: “Babacığım! Sana buyrulanı yap; inşallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın.”  (Saffat:102). Burada İsmail’in aldığı tevhidi bilinçten ziyade İbrahim‘in (as) oğluna verdiği güven çok önemlidir diye düşünüyorum. Babasının yanlış bir karar vermeyeceğine bütün benliğiyle inanan İsmail (as) hiç tereddüt etmeden “emrolunduğun şeyi yap babacığım” diyebiliyor.

Son olarak Kur’an kıssalarını ve aileyi ciddi ciddi gözden geçirip İbrahim (as) ve Lokman’ın (as) öğütlerini de kendimize ilke edinerek yeni kararlar alırsak henüz ergenlik çağına ulaşmamış küçük çocukları bari kurtarabiliriz ve geriye içimizden iyiliği emreden kötülüğü men eden bir ümmet çıkarabiliriz. (Al-i İmran: 104). Ama bir şartla ki, bunu gerçekten istiyor muyuz? Eğer istiyorsak şunu asla unutmayalım ve şartları yerine getirelim. “O daha çocuk” sözünü asla tekrarlamayalım, çünkü çocuklar her şeyi bizim kadar anlıyor ve kavrıyor. Çocuk biyolojik olarak çocuktur bu inkar edilemez, fakat kişiliği de bu dönemde oluşuyor bu da inkar edilemez. En başta unutmayalım ki bu iş uzun bir yolculuğa benzer oldukça yorucudur ve sonuç başarısız da olabilir. Ama biz başaracağımıza inanarak yola çıkmalıyız ve eşler olarak sırt sırta vermeliyiz. Sadece anne veya babanın tek taraflı çabası kesinlikle eksik olur. Yani anne ve babanın beraber bu işi göğüslemesi gerekir ve hatta buna iman etmeleri gerekir.

Şunu da asla unutmayalım ki, çocuğuna aşırı derecede şefkat gösteren bir anne/baba ne kadar merhametli ise inanın çocuğunu bir disiplin üzere yetiştiren katı görünümlü bir anne/baba da o kadar merhametli ve şefkatlidir. Aradaki fark sadece metodiktir. Ama bu hata biz ebeveynlere çok pahalıya mal oluyor burayı unutmayalım. Hâsılı dengeyi mutlaka kurmamız gerekir çünkü hayat dengeden ibarettir. Bu dengeyi kurabilmek dileğiyle…

Çok Yorumlanan 7

  1. Mehmet Kantar says:
    4 sene önce

    Ahmet kardeş, öncelikle aile ve çocuk ilişkisinin dünü ve bugününü değerlendiren ve geldiğimiz noktada önemli noktalara değindiğin yazınız için teşekkür ederim.
    Aile ve çocuk meselesi insan için en büyük imtihanlardan biridir. Çünkü Yüce Rabbimiz “Mallarınız ve evlatlarınız ancak birer imtihandır” (64/15) diye buyurmaktadır. İşte bu imtihanı kazanmak için öncelikle imtihanın bir parçası olarak kazanan ve ilahi yasalarla inşa olmuş ebeveyn olacağız ki, diğer parçası olan evlatlarımızda kazanan taraf olsun. Çünkü, ailede çocuk eğitiminde en önemli şey ortaya güzel şahitlikler ortaya koymaktır. Ondan sonrası çocukların tercihine bırakılmalıdır. Eğer ailede baba-evlat veya anne-evlat arasında bir kopukluk varsa bunun sorumluluğu öncelikle anne ve babada aranmalı sonra evlatlar sorgulanmalıdır.
    Eğer ailelerle evlatlar arasında kopukluk varsa bu öncelikle ebeveynlerin evlatları üzerindeki eğitim ve onlara güzel örneklik gösterememenin sonucudur. Geçmişi ve günümüzü doğru okuyup ona göre ilahi sorumluluk üzere çözüm arayıp pratik geliştirenler her zaman ve her şeye rağmen kazanan aileler olacaktır.

    Cevapla
  2. Ahmet Durmuş says:
    4 sene önce

    Teşekkür ederim Mehmet ağabey

    Cevapla
  3. Fatih Pala says:
    4 sene önce

    Ahmet abi, tebrik ediyor ve tebrikle de kalmayıp teşekkür ekliyorum sözüme.

    Geçmiş gerçeğimizle mevcut gerçeğimizi karşılaştırarak durmamız gereken noktayı, almamız gereken tavrı/tavırları gayet iyi, güzel ve yerinde özetlemişsin.

    İbret alıp ders çıkaran ve Müslümanca hareket edenlerden olmak duasıyla…

    Cevapla
  4. Ahmet Durmuş says:
    4 sene önce

    Allah razı olsun fatih. Bize de senin duana amin demek düşer.

    Cevapla
  5. Elyesa says:
    4 sene önce

    Değerli Müslüman, konuyu etraflıca teşhis edip tedavi yolunu da izah etmişsiniz. Bizleri ve zürriyetimizden gelen evlatlarımızı namazını kılan, İslâm’ı yaşayan kullardan olmamız temennisiyle Allah ecrinizi versin inşallah…

    Cevapla
  6. Ahmet Durmuş says:
    4 sene önce

    Teşekkür ederim kardeşim Elyesa.

    Cevapla
  7. Ali says:
    4 sene önce

    Ahmet abi, kendisi bu konuda genel olarak başarılı bir hayat yaşamış bir baba olarak bu yazıyı ele almanız isabetli olmuş gerçekten. Zira belki bu konuyu yazan bir çok yazar/akademisyen/uzman/psikolog okumuşuzdur ama, gerçek hayatta onları tanıdığımız zaman, söylenen sözün Müslüman üzerinde hiç bir tesiri kalmamakta/kalamamaktadır. Allah Rasulünün de sahabe üzerindeki etkisinin gücü, sözün kuvvetinin geldiği yer sanırım amel edilişinde saklıdır. Dolayısı ile, insanların yaşayabildiklerini kadarını yazsalar daha mı isabetli olur diye düşünüyorum bazen.

    Bu konu her açıldığı ortamda aklıma ilk olarak “o daha çocuk” diyen ebeveynler gelir. Sizin yazınızı okurken de öyle oldu. “O daha çocuk” cümlesini duyar duymaz tüm yazı zihnimde tekrar ediyor. Zira bu cümle, gerek geleneksel dönemdeki çocuk eğitim mantığına gerekse modern dönemdeki (çocuğun karakteri 3 yaşına kadar şekillenir, 7 yaşında oturur) öğretisine taban tabana zıt bir söylemdir. Amma ve lakin, maalesef yaygın olarak bazı ebeveynler tarafından kullanılabilmektedir. Çocuklara karşı duygulu olmak ile, duygusal olmak arasındaki farkı bana babam öğretti. İnanın, sadece bunun farkında olarak yaşamak bile hataları %30 azaltıyor. Ancak yine de, kıl kadar ince kılıç kadar keskinmiş çocuk eğitimi meselesi.

    Bazen modern dönem çocuklarına ait “Z kuşağı” ifadesi kullanılıyor ya… Bu nesli yetiştirenler kesinlikle “Y kuşağı” çocuklarıdır. Yani bizleriz… Hani anne babayı çocuk taklit eder diye konuşuyoruz ya. İşte bizim hayata dair tüm yanlışlarımız da tabağımızda önümüze geliyor.

    Rabbim her alanda Müslümanca yaşamayı bizlere nasip etsin Ahmet abi… Kalemine sağlık. Allah razı olsun.

    Cevapla

Fatih Pala için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

İslam’ın Düşmanları Bizim Neyimiz Olur?

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Bir Erdal Bayraktar Geçti Bu Dünyadan

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Bugünün Kufelileri Olmak Veya Olmamak

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • İslam’ın Düşmanları Bizim Neyimiz Olur?
    12 Ekim 2025
  • Satılmış Ruhlar Kaybedilen Topraklar
    28 Eylül 2025
  • Kesintisiz İhanetin Adresi Mahmut Abbas
    25 Ağustos 2025
  • İslamsız Bayram Ruhsuz Kadavraya Benzer!
    6 Haziran 2025
  • Bir Toplumu Dışarıdaki Değil İçerideki Düşman Yıkar
    30 Nisan 2025
  • Ah Gazze Ah!
    30 Mart 2025
  • Kapitalist Sistemde Müslümanlar ve Ramazan
    18 Mart 2025
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

30 Ocak 2026
İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

28 Ocak 2026
Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

21 Ocak 2026
Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

21 Ocak 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist