30 Ocak 2026 - Cuma
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Alıntılar Alıntı Makale

Cihattan Önce ‘Hicret’ Gerek

Ali Durmuş, İktibas dergisinin Ekim sayısında, "Safların belirginleşmesi, azmedilmeye değer ilkeleri sahiplenenlerle sahiplenmeyenlerin ayrışma sürecidir. İnsanın ‘birr’e olan yolculuğunun adıdır. Neyi ne için terk ettiğiniz, sizin hicretinizin nev’i şahsını belirler. Ali Şeriati’nin deyimi ile ‘enfüste gerçekleşen hicret’ olmadan cehd başlamaz, başlayamaz." diyor...

Yazar: Venhar Haber
14 Kasım 2025
Kategori: Alıntı Makale, Venhar Özel
0 0
1
Cihattan Önce ‘Hicret’ Gerek
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

Allah yolunda gerektiği şekilde cihâd edin. O sizi bunun için seçti ve dîni yaşama konusunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi. Haydin, atanız İbrâhim’in dinine uyun….. 

Hacc 78

Hepimiz biliyoruz ki iman dediğimiz olgu, insanın farkındalık yaşaması süreci sonunda gerçekleşiyor. Allah Rasûlü’nün de buyurduğu gibi, ‘her doğan esasında Allah’ın dini üzere dünyaya geliyor[1]’ da, afak ve enfüste yaşadıkları onun sapmasına neden olabiliyor. İnsan, kalbine vefa göstererek Rabbine verdiği sözü[2] hatırlar ise, fıtratı gereği doğruyu seçmeye daha meyyal olan insanın bu anlam arayışı, Rabbine ve onun tek ilah olduğu gerçekliğine ‘teslim’ oluş ile sonuçlanacak ve hayatının geri kalanı ile geçmişi arasından artık belirgin bir farklılık oluşmaya başlayacaktır. Yeryüzündeki ezeli savaşın kanunları ve yine fıtratı gereği kan dökmeye de elverişli olan insanın Şeytan ile olan bitmek bilmeyen mücadelesinde ‘dost’ ve ‘düşmanları’ tanıma konusunda farkındalık arttıkça, insanın zihinsel konfor alanı da bozulmaya ve tabii bir şekilde etrafında yaşanan olumsuzluklardan rahatsız olmaya başlar.

Fahşaya ve münkere olan hasımlığını, Allah ve Rasûlü’ne olan hısımlığından almaya başlayan Müslüman, artık sırtını pek emin bir kayaya bağlamış, Rabbine güvenmiş ve ‘Mümin’ olmuştur. Bir kötülük ile karşılaştığı vakit rahatsızlığını aşikâr etmeden duramayan ve en kötüsü kalbiyle buğz eden bu kul; zaman zaman diliyle, mümkünse eliyle de şerri düzeltmek ister. Ne miskalde olursa olsun şer onu rahatsız eder. Çatışma kaşınılmazdır.

Geleneksel literatür, insanoğlunun Allah’ın hakkını Allah’a teslim etmek için güttüğü mücadelenin tamamını ‘hak-batıl’ mücadelesi olarak isimlendirmiştir. Bu mücadele; zaman zaman kişinin kendi nefsine, gerek insandan ve gerek cinlerden olan şeytanlara, tuğyan etmiş bir kavme veya yaratana karşı haddini aşan bir lidere, oligark bir yapıya, sermaye sahiplerine, zalim idarecilere ve bunları var eden/ayakta tutan ideolojilere karşı verilebildiği gibi zaman zaman da kendi kavmine, ailesine ve akrabalarına karşı da verilebilir.

Mümin, ‘iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma’nın gönüllü neferidir. Altından kalkabileceği durumlarda sıkıntı yaşamasa da, gücünü aşan durumlarda insanın bireysel farkındalığı, münkere fiilî müdahale için kafi gelmez. Bu durum toplumsal farkındalık gerektirmektedir. Mümin kulun yaşadığı rahatsızlık halinin aynısını toplumun da yaşaması, onların da eliyle ve diliyle düzeltme iradesi ortaya koyması beklenir. Bu irade toplumsal yapılarda bölük pörçük ortaya çıkabileceği gibi, Mümin bir liderin etrafında toplanmış bir ‘devlet’ mekanizmasında da ortaya çıkabilir.

Kur’an’da ‘Cehd’, ‘Nefer’ ve ‘Kıtal’

Kur’an’da bu kavramları karşılamak için genelde ‘cehd’, ‘nefer’ ve ‘kıtal’  kelimeleri ve türevleri kullanılmıştır. Hayatı Kur’an’a göre yaşama/yaşamama tercihindeki farklılıklara göre de, bu kavramların tanımında değişiklikler olagelmiştir. Örneğin bir selefinin ‘cihad’ tanımı ile bir sufininki örtüşmeyebilmektedir. Yine kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan birisinin cihad kavramına bakışı ile bir Müslümanın aynı kavrama bakışı arasında derin farklar vardır. Yine laik-seküler-ulusalcı bir insanın bakışı bambaşkadır.

Kur’an’da türevleri ile birlikte 41 yerde geçen ‘cehd’in kelime anlamı; insanın (veya toplumun) zorluk ve meşakkatle mücadelede ve amacına ulaşmasında aşırı çaba göstermesi, tüm çaba ve gayretini ortaya koyması demektir.[3] Terim anlamıyla ise cihâd, kişi ile Rabbi arasındaki engelleri kaldırma çabasıdır. Müminlerin her düzeyde yürütebildikleri cihâd; kalp, dil, mal ve can ile Allah yolunda yapılan her türlü çalışma ve mücadeleyi kapsamaktadır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi insanın Rabbi ile arasındaki engel; bazı durumlarda kendi nefsi, bazı durumlarda malı, bazen kavmi, bazı durumlarda tağutları veya bağlı olduğu ideolojileri olabilmektedir. Bunların çeşitliliğine göre cihadın ismi ve büyüklüğü de değişebilir. Kur’an’da, ‘insanın yeniden diriltilmesini ve ahiret inancını’ inkâr etmek için kâfirlerin ‘var gücüyle’ yemin etmeleri[4]nin ve müşrik anne-babaların evlatlarını hak yoldan saptırmak için göstereceği mücadelenin[5] bile bu kavramla tasvir edilmesi de ibret vericidir. Rabbimiz sanki, ‘onlar kendi dinleri için var gücüyle cehd ediyor, siz de edin!’ mesajı vermektedir.

Kur’an’ın Mekkî surelerinde bu kavramın, cahiliye inancına bağlı müşriklerin işkence ve dayatmalarına karşı Müslümanların kalplerindeki inancın ve imanın kökleşmesi ve dik duruşlarını devam ettirmeleri anlamında kullanıldığı görülürken, Medenî surelerde münkerle mücadelenin şekli ve büyüklüğü değiştiği  (bireyselden toplumsal yönteme hatta ‘devletsel’e dönüştüğü) için ağırlıklı olarak ‘Allah yolunda savaş’ anlamında kullanılmaya başlandığı görülür. Allah’ın dini ve adaletinin önündeki her türlü engeli kaldırmak için yürütülen mücadelenin adlandırmasındaki bu değişimin ana kaynağı ise hiç şüphesiz ‘hicret’ olgusu ve akabinde ‘devlet’ oluşumudur. Müminin iş planındaki bu iki kilometretaşı gerçekleşmeden, Allah yolunda savaşmak üzere yola çıkma(n-f-r), öldürme ve savaş(kıtal) [6]  gerçekleşmeyecektir.

Hicret Cihadın Önşartıdır

Sözlükte ‘terketmek, ayrılmak, ilişkisini kesmek’ anlamına gelen hecr (hicrân) masdarından türeyen bir isim olan hicret ‘kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması’ demektir; ancak kelime yaygın kullanımında ‘bir yerin terkedilip başka bir yere göç edilmesi’ anlamında kullanılır. Türevleri ile birlikte Kur’an’da 30 yerde geçen bu kavram, salt bir göçü ve yer değişikliğini ifade etmemektedir. Zihinsel bir taraf değiştirme sürecini anlatan en önemi İslami mefkurelerden birisidir. Tuğyan eden bir kavim ve onların taptıklarını terk etmek, bırakıp çekilmek[7] ve ilahları ile başbaşa bırakmak demektir. Safların belirginleşmesi, azmedilmeye değer ilkeleri sahiplenenlerle sahiplenmeyenlerin ayrışma sürecidir. İnsanın ‘birr’e olan yolculuğunun adıdır. Neyi ne için terkettiğiniz, sizin hicretinizin nev’i şahsını belirler. Bizler, ‘Kimin hicreti, Allah ve Resûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya veya nikâhlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir[8].’ diyen bir elçiyi duyup ona uyanlardan isek; göz, kulak, dil ve kalplerimiz bundan zannımca sorumludur. Sistemin kurduğu düzenden, cahiliyenin adetlerinden, kavmimizin ileri gelen putlarından, milli çıkarlardan, beşeri kanun dayatmalarından, çoğulculuktan, kapitalizmin ruhundan, zamanın şerrinden, teknolojinin fendinden, bloggerların rehberliğinden, kariyer zehirlenmesinden, para hırsından, dünyevileşmekten, mistik hurafelerden ve bid’atlerden, Allah Rasûlü adına yalan söylemekten, İslam’a hıyanetten, kafir ile ticaretten, zulme sessiz kalmaktan, tefrikadan, tüm fuhşiyat ve rezaletlerden, adavetten, rehavetten, şehvetten, şirkten,  cehenneme çağıran hazlardan,   mülk edinme hastalığından, teşhircilikten, hedon tavırlardan, cinselliğin ayartmasından, yasak elmadan, gelecek kaygısından, yerli bencilliklerden, tağutların gösterdiği ülkülerden, açtığı yollardan,  (hatta yeri geldiğinde) Allahsız bir hayat yaşayan ailelerimizden; Allah’a ve Rasulü’ne, onlara sadakate,  muhabbete, hakiki nura, kopmaz kulpa, ahde vefaya, şeref ve izzete, tevhide, fazilete, rahmete, huzura, göz aydınlığı eşlere, kanaate, ümmetin maslahatına, üsve-i hasenelere, gaybın hayrına, rızkın temizine, ilmin faydalısına, kabul edilmesi umulan salih amellere, zekatın bereketine, haccın vahdetine, duanın gücüne, namazın ve kıyamın şuuruna ve direnişin asaletine hicret etmekten bahsediyorum. İşte bütün bunlar yeryüzünde insan için büyük bir ‘cehd’i[9] farz kılar ve sabredilmesi zor işlerdendir.

Ali Şeriati’nin deyimi ile ‘enfüste gerçekleşen hicret’[10] olmadan cehd başlamaz, başlayamaz. İnsanın bu kendi varoluşsal yolculuğu ve hakkın yanında durup batılı zelil etme mücadelesi(cehd) bitmediği sürece onun hicreti de bitmeyecektir[11]. Allah Rasulü’nün de belirttiği gibi hakiki hicret, kötülüklerden ve günahlardan hicret eden kimsenin hicretidir.[12]

Şeriati; ‘Her hicret bir inkılaptır’ der. Allah yolunda büyük bir değişim mücadelesinin başlangıcıdır, yarışın başlangıç düdüğüdür.  ‘Gerçek şu ki, bu büyük dönüşler her zaman sessiz bir hicretten sonra olmuştur. Ruhlarda temel olan böyle bir hicrete, İbrahim, Musa ve Peygamberimizin Hira’daki on beş yıllık inzivası toplumundan uzaklaşıp önce kendi aleminde enfusî, daha sonra da içinde bulundukları topluma yön veren afakî ve hicreti gerçekleştirmişlerdir. [13] ‘

Peygamberlerin Hicreti ve Cihadı

Peygamberler fiziksel olarak tehcire zorlandıklarında şüphe yoktur. Örneğin, Hz.Nuh’un hicreti, dağ gibi yükselen dalgalar arasında gemide gerçekleşmiştir. Şuayb(a.s.)’ı tarafından “…Mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.[14]” diye tehdit eden Medyen halkı, hicretini Allah’a yapamadığı için bu yola başvurdu. Cahiliyye asabiyeti gözlerini kör etti. Hazcılık ve oğlancılık, Lut kavminin idrak yollarını tıkadığı için Lut(a.s.)’ı tehdit ettiler ve Allah ona ve ehline hicreti yazdı[15]. Hz.Hud ve Hz. İsa da benzer süreçler yaşamıştır. Hz.Musa, Firavun ve onun kurduğu düzene başkaldırıp sözünü açık yüreklilikle kendisine söyledikten sonra hak-batıl netleşmiş ve mücahadesi başlamıştır. Firavun kendisi ve ashabının arkasına düşmesine rağmen, önlerinde koca bir deniz zahirde onları yutmak için beklerken “Mûsâ: “Hayır, korkmayın!” dedi, “Rabbim elbette benimledir. Bana elbette bir kurtuluş yolu gösterecektir[16].” demiştit. İşte tarafını seçen ne güzel seçmiş, kurtuluşu gösteren ne güzel göstermiştir. Bu güven neticesinde deniz yarıldı ve Allah’ın elçisi ve beraberindekiler kurtuluşa erdiler. Hz. Yunus’un kavmi ile sürdürdüğü mücadeleyi, cehdi bırakmak isteyince nasıl bir imtihan ile karşılaştığını, Kur’an okuyucuları yine hatırlayacaktır. İnsanın yüklendiği bu yükü, canının istediği şekilde bırakması, vazgeçmesi, bir kenara bırakması, az veya çok bir bedele satması mümkün değildir.

Hicretin hakikî ruh ve biçiminin temsilcisi olarak Kur’an’da Hz. İbrâhim zikredilmektedir.[17] Kendi buyruğu ile, ‘Andolsun, bundan önce İbrahim’e doğru yolu bulma rüşdünü vermiştik ve biz buna (peygamberliğe) ehil olduğunu biliyorduk.[18]’ diyerek Hz.İbrahim’in kişiliği hakkında bize bilgi veren Rabbimiz, esasında sonrasında girişeceği ‘cehd’ ve gayretinin büyüklüğünün tesadüfi olmadığını ve neden övgüye mazhar olduğunu bize söylüemektedir. Babasına ve kavmine: ‘Şu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?’[19] diyen soran Hz.İbrahim, alacağı cevabı da pekala bilmekte idi. Onun kafasındaki tek plan zihinlerdeki putların yıkılması idi. Onların cehaletini, bozuk düzenlerini ve dalaletlerini yüzlerine vurduğunda, İbrahim’in geçmiş hayatı kendisine şahitlik yaptı. Şehit İbrahim(a.s.)’a: “Sen bu sözle karşımıza çıkarken, gerçekten ciddi misin, yoksa bizimle oynuyor musun, şaka mı yapıyorsun, ciddi misin?”[20] diye sormaları, bir anlamda ‘Sen bu cesareti nerden alıyorsun?’ manasına geliyordu. Esasına Hz.Musa’nın Firavun’un karşısında güven ve cesaret de Hz.İbrahim’inki ile aynı kaynaktan besleniyordu.

Hz. İbrahim en büyük putu yok etmeyip ayakta bırakırken,  akıbetini biliyordu. Allah’ın vaadi karşısında başına gelecekleri satın aldı. Kırılan, zarar gören, tarumar edilen putlarla Hz.İbrahim’i yüzleştirdiklerinde, İbrahim(a.s.) müşriklerin büyük bir farkındalık yaşamasını sağladı. “Belki, şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşuyorlarsa, onlara sorun!” ifadesi karşısında ters-yüz olan olan müşrik akıl, Mücahit Gültekin’in tabiri ile yaşadığı ‘travmayı’ gizleyemedi. Kendi vicdanlarına dönüp, “Doğrusu asıl zalim olan, yani yaratılış gayesi dışında yaşamak suretiyle yoldan çıkan biziz!” diye kendilerini suçladılar[21].

İbrahim (a.s.) kendi halkında, kendi döneminde, kendi toplumunda bu etkiyi yaratmadan önce kendi hicretini tamamlamış ve Allah’ın güvenini kazanmış, muvahhid ve hanif bir kul olarak tek başına bir ümmet olmuş idi. O yüzden İbrahim’in baltası ile ilettiği mesaj yerine ulaşabilmiş ve bu balta bize kadar miras olarak gelmiştir.

Sözün Sonuna Doğru

Genelde Filistin ve özelde Gazze halkı, İbrahim(a.s.)’ın bu sünnetinin ihyasını günümüzde başarabilen bir kavim olmuştur. Benzer duruşu tüm küresel imparatorluklara karşı gösterip tıpkı İbrahim gibi ‘Yuh olsun size ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz (putlara ve tağutlara)!…[22]’ deme cesaretini göstermişlerdir. Kendi bedenlerini, canlarını İbrahim(a.s.)’ın baltası olarak kullanmışlar ve 21.yy’da tüm dünyaya aynı travmayı yaşatmışlardır. Dünya halklarında vicdanlarını kaybetmiş olanlar kendilerine dönüp, ‘…Asıl zalim olanlar bizleriz!’ demiş, birçoğu yaşadığı farkındalık neticesinde İslam’a dönmüştür.

Gazzeliler, tıpkı Musa(a.s.) gibi, Rabblerinin kendilerine bir yol açacağına olan sonsuz güvenleri(imanları) sayesinde bu günleri görebiliş, Allah’ın izni ile cennet akıbetini canları karşılığında satın almıştır. Yeryüzü Müslümanları, teslim olmuş ancak iman kalplerine henüz inmemiş olmasından olsa gerek, aynı şeyi başaramamıştır. ‘Allah’ın mümin kullarını yalnız bırakmayacağına’ olan inancımızın zayıflığı, bizi zelil etmiştir. Bizi çepeçevre kuşatmış durumda olan reel politik şartlar putunu, rasyonalizm ilahını, demokrasinin baştan çıkartıcı ışıltısını, kapitalist günah çağrıları, pragmatist eğilimleri, milli çıkarları, ekonomik kaygıları, ölüm korkusunı, dünya menfaatini, refah ve konformizmi, istikbal endişesini, hız ve haz sevdasını, seküler eğitim modellerini, moda belasını, Samiri buzağısı gibi böğüren  finans sistemlerini, kesada uğramasından korktuğumuz ticaretimizi, güzelim(!) meskenlerimizi[23], taassuplarımızı, ırkçı hastalıkları, defolu yaşantılarımızı terk edip bütün bunlardan hicret ederken Allah’ın yanımızda olacağı ve bizi terk etmeyeceği inancına ulaşabilirsek kurtulduk demektir. Gazze’nin mazlum halkı insanlık tarihinin nadir gördüğü bir açlığa ve yoksulluğa sabrederek; yeryüzünün ekabir tayfasına, tüm tağutlara, ilahlık taslayan liderlere ve onların ırkçı, siyonist, liberal, zalim düzenlerine, başkaldırmıştır. Onların da mesajı yerine ulaşmış ve 100 yıldır duyulmayan çığlık duyulmuş, günümüzde Allah’ın ihsanıyla (teknoloji ve internet eliyle) dünya gündemine oturmuştur.

Bu inkârcı tayfa, mallarını insanları Allah yolundan çevirmek ve Allah’ın sözünün silinip atılması için olanca güçleri ile harcama yapmaya[24] devam etmektedir. Aynı çabayı gösterip büyük bir cihad vermediğimiz sürece bu zilletten kurtuluş olmayacağı aşikârdır. Bu, ölüm bize gelip çatıncaya kadar devam edecek bir süreçtir.  Bütün bunları terkedip  modern ve refah bir dünya hayatının oyun ve eğlencesi yerine, Allah ve Rasûlü’ne hicret etmeyi seçen Gazze halkının bıraktığı manevi miras ile Rabbimizin bizleri de rızıklandırmasını diliyoruz. Yanlışlar bana, doğrular Allah’a aittir. Veselâmün alel mürselîn… Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn…

 

 

Ali Durmuş

(Bu yazı İktibas Dergisi Ekim 2025 sayısından alıntılanmıştır.)

 

DİPNOTLAR

[1] (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)
[2] Araf suresi 172. ayet; “Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahid olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.”
[3] Çetinkaya, Ş., 2019, “Cihâd ve Kıtâl Ayetlerinde Te’kîd”, Düzce Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Dergisi
 Cilt: III, Sayı: 2, 2019 s.123
[4] Nahl Suresi 38. ayet
[5] Ankebût 8, Lokman 15
[6] ‘Katale’ öldürmek, ‘mukatele’ ise karşılıklı olarak birbirini öldürmek anlamındadır. Terim anlamıyla kıtâl, karşı taraf etkisiz hale gelinceye kadar veya teslim oluncaya kadar çarpışmak, savaşmak demektir.Kıtâl kelimesi ile cihâd kelimesi aynı anlamda kullanılmalarına neden olan, her ikisinin de şirke karşı yapılmış olmasıdır. Savaş için çıkılan yolculuğu anlatan  ve 6 yerde geçen ‘nefer’ kelimesi, esasında ‘kıtal’ için çıkılan yolculuktur.
[7] İbrahim suresi 47-49. ayeter
[8] Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11
[9] Furkan Suresi 52. Ayet; “Artık sen kâfirlere itaat etme ve onlara karşı (bu Kur’an ile)  büyük bir cihad ile mücâhede et”
[10] Ali Şeriati (a.g.e.)
[11] Ebû Dâvûd, Cihâd, 2
[12] İbni Mace, Fitne, 2
[13] Şeriati, Ali, ‘Her Hicret Bir İnkılaptır’, s.39.
[14] A‘râf Suresi 88. Ayet
[15] Hud, 11/80-81; Hicr, 15/65
[16] Şuara suresi 62. Ayet
[17] İbrahim 13. Ayet; Ankebut 26. Ayet;  Meryem Suresi 47-49. Ayetler; Mümtehine Suresi 4. Ayet
[18] Enbiya suresi 51. Ayet
[19] Enbiya suresi 52. Ayet
[20] Enbiya suresi 54. Ayet
[21] Enbiya suresi 64. Ayet
[22] Enbiya Suresi 67. Ayet
[23] Tevbe Suresi 24. Ayet
[24] Enfal Suresi 36. Ayet
Etiketler: 2025Ali DurmuşCihadcihad dosyasıCihatcihat dosyasıekimHicretİktibas

Çok Yorumlanan 1

  1. Ahmet Beşparmaklı says:
    2 ay önce

    Kalemine bereket Ali hoca. Güzel bir çalışma olmuş.

    Cevapla

Ahmet Beşparmaklı için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

İslam’ın Düşmanları Bizim Neyimiz Olur?

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Bir Erdal Bayraktar Geçti Bu Dünyadan

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Bugünün Kufelileri Olmak Veya Olmamak

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…
    30 Ocak 2026
  • İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı
    28 Ocak 2026
  • Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi
    21 Ocak 2026
  • Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor
    21 Ocak 2026
  • Danimarka’dan ABD’ye Tarihi Rest
    21 Ocak 2026
  • ABD’nin Suriye Şerifliği SDG’den el-Şara’ya Geçti
    21 Ocak 2026
  • Kanada Başbakanından Davos’ta Küresel Sistemin Çöküşünü İlan Etti
    21 Ocak 2026
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

30 Ocak 2026
İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

28 Ocak 2026
Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

21 Ocak 2026
Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

21 Ocak 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist