13 Mayıs 2026 - Çarşamba
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Tartışma

Bir 8 Mart Çağrısı “Baba Evini Derhal Terk Edin Kızlar”!

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Söğüt'ün yazısının başlığı bu. Okuyunca tiksinti getirecek şekilde yazının içi başlığa uygun doldurulmuş. Zira dolduruşa getirmek için yazılmış. Aslında bir gerçeği de açık seçik ifade etmiş; batıdan hevesle aldığımız sözleşmelerin ve yasaların gereğini yerine getirin kızlar/kadınlar, siz özgürsünüz!. Mücahit Gültekin köşesinde , 'Mine Söğüt'ün çağrısı karşılık bulur mu?' sorusuyla özeleştiri de bulunmuş..

Yazar: Venhar Haber
8 Mart 2021
Kategori: Tartışma
0 0
1
Bir 8 Mart Çağrısı “Baba Evini Derhal Terk Edin Kızlar”!
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

Bir 8 Mart yazısı: Mine Söğüt’ün çağrısı karşılık bulur mu?

 

Mine Söğüt’ün 8 Mart Kadınlar Günü öncesi Cumhuriyet’ten yaptığı “Baba Evini Derhal Terk Edin Kızlar” çağrısı dindar ve İslami çevrelerde tepkilere neden oldu. Tepki dediysem, kızmak, küfretmek, bağırıp çağırmaktan öteye geçemeyen; hukuki, yapısal, kültürel, siyasal, kavramsal karşılığı olmayan bir tepki.

Mine Söğüt’ü zaman zaman okurum. Bazı yazılarını yaptığımız sohbetlerde paylaştığım da olmuştur. Söğüt’ü toplumsal cinsiyet politikalarının amacını açık-seçik, lafı dolandırmadan yazdığı için önemli buluyorum. Örneğin yine bir 8 Mart sonrası Cumhuriyet’te yazdığı “Bırak Evi Bok Götürsün!” yazısı da bunlardan biriydi. Yazıya seçtiği başlık için “En sevdiğim Kadınlar Günü sloganıdır” diyerek, 8 Mart’ın, toplumsal cinsiyetin, feminizmin, İstanbul Sözleşmesi’nin amacını tek cümlede özetliyordu. Dediğim gibi, “aslında şöyle”, “aslında böyle” demeden, tabir-i caizse “dilini eğip bükmeden”, yumuşatıcı/narkoz kullanmadan kılıcını bileyip öyle yazıyor Mine Söğüt. Bence iyi de yapıyor. Toplumsal cinsiyet nedir, İstanbul Sözleşmesi ne amaçlar, bunları anlamayan ya da anlamamakta diretenler için adeta bir kullanma kılavuzu niteliğinde Söğüt’ün yazıları.

Dindar/muhafazakâr kesim ancak böyle bir dilden anlıyor; hak-eşitlik-adalet-demokrasi gibi “yumuşatıcılar” kullanıldığında hemen gevşiyor, kurbanlık koyun gibi kendi rızasıyla boynunu uzatıveriyor. Halbuki Söğüt, İstanbul Sözleşmesi’nin son kullanıcı için tefsirini yapıyor, o kadar. Hakkını vermek lazım, çok da iyi yapıyor, metinde geçen lafzın manasını, anlamına halel getirmeden, “kabak gibi” görünür kılıyor. Ancak böyle yapınca “Haa!” diyebiliyoruz.

Nitekim, FETÖ’yü de ancak başına bombalar yağınca anlayabilmişti bizim kesim; Suriye’deki uluslararası operasyonu IŞİD ve PYD tehlikesi baş gösterince, Çiftlik Bank’ı “Tosuncuk” firar edince ancak anlayabildiği gibi. Hangi birini sayalım ki!

Sorun bu. Sorun bizim “Natokefari, natomermari” oluşumuz. Sorun bizim “demokrasi, insan hakları, kadın hakları, eşitlik, barış” vb. uyuşturuculara karşı iflah olmaz zafiyetimiz. Sorun bizim bir türlü “Unzurna” diyemeyişimiz.

Hele bir de anlam “yerli, milli, dini” çağrışımları olan kavramların içine yediriliyorsa hiç şansımız yok. Yoksa FETÖ’ye istediği her şeyi vermenin başka nasıl bir açıklaması olur ki! Kimilerinin IŞİD bayraklarını, “İslami direniş” olarak yansıtmasının nasıl bir açıklaması olur ki!

Örneğin “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” kavramlarının ne anlama geldiğini 10 yıldır anlatmaya çalışıyoruz. Şimdilerde biraz biraz anlaşılmaya başladıysa bu bizim anlatma/anlama kabiliyetimizden kaynaklanmıyor. LGBT İHL’lere, ilahiyatlara kadar sızıp, “Kâbe’ye bulaşınca” mevzu ancak anlaşılabiliyor. Bıçak ete saplanınca “Ah!” demek bir maharet değildir. Gerçi bir kısmımızın onu da yapamadığını görünce, o da bir hünere dönüşüyor, ayrı mesele.

Mesela, Söğüt’ten önce, üstelik aileden sorumlu bakanlığın logosunu taşıyan bir araştırmada “Araştırma sonuçları, hem kadınlar hem de toplum tarafından en güvenli ortam olarak düşünülen ailenin aslında kadınlar için güvenli bir ortam olmadığını göstermektedir.” denilmişti zaten. Tarih 2009’du. Kimsenin dikkatini çekti mi? Bakanlığa defalarca bu cümlenin niçin orada yer aldığını sorduk, cevap geldi mi? O cümle 13 yıldan beri orada duruyor, kimsenin umurunda mı? Ama asıl soru şu: Bu cümlenin Söğüt’ün söylediklerinden farkı var mı? Söğüt’ün yazısına tepki gösterenlerin devlet destekli bu araştırmaya onca yıl sessiz kalmasının bir açıklaması var mı?

Bazıları da sorunu sadece İstanbul Sözleşmesi sanıyor. İstanbul Sözleşmesi’ne bizi götüren, ülkenin yapısal düzeninin Batılı felsefi ve politik anlam mecralarına hiç dikkat etmiyor. Yetmiş yıldır AB’ye girmek için çabalayan bir anlayışın, Avrupa Konseyi sözleşmesini “okumadan-etmeden” imzalamasında garipsenecek ne var ki! Üstelik bu konuda solcusu da, sağcısı da; Türk milliyetçisi de, Kürt milliyetçisi de aynı safta! İstanbul Sözleşmesi’ni “sorgusuz-sualsiz-firesiz” 26 dakikada okeylemelerinin ardında yatan motivasyon budur.

Yazının başlığında sorduğumuz sorunun cevabına gelecek olursak: Söğüt’ün çağrısı karşılık bulur mu? Kızlar “o despot, o dayakçı, o adaletsiz, o ikiyüzlü, o sinsi, o hesapçı, o güvenilmez babaların” evini terk eder mi?

Edebilir. Bunun hiç şakası yok. Eğer İslami kesim kendi önyargılarının hapishanesinden kurtulamaz ise edebilir. Söğüt’ün çağrısı “sana-bana” ne kadar saçma, tahrik edici gelirse gelsin, bu olabilir.

Geçenlerde böbrek sorunu olan biriyle karşılaştım. Tarifi zor acılar içindeydi. “Neler yapmadım, neler denemedim ki!” dedi. “Tilki pisliğini ve karahindibayı, bilmem hangi dağın eteklerinde bulunan bir kayanın arasından çıkan suyla kaynatıp iç” demiş biri, onu da yapmış. Bildiğimiz bir hikâye bu. İnsanın “acısı varsa, açmazı varsa” her çağrı anlamlı gelmeye başlar.

İslami kesimin problemli kadın anlayışından zarar gören, rahatsızlık duyan kızlar bu çağrının ilk muhatabı olacaktır. İslami kesim içinde kadını erkekten daha aşağı gören, bize ta saltanat rejimlerinden miras kalmış bu anlayış Söğüt’ün işini kolaylaştırıyor, buna emin olabilirsiniz. Bu hemen olmayabilir, böbrek hastası arkadaşımız gibi, önce makul/mantıklı yollar arayacaklar, dertlerine bir çözüm bulmaya çalışacaklardır. Ama acısı geçmedikçe, açmazı devam ettikçe iş “tilki pisliğini” denemeye kadar varabilir.

İçinde zaten “sokak macerası” özlemi olanlardan bahsetmiyorum. Ev ne kadar makul olsa da, gemiden ayrılıp “ben dağlara çıkar kurtulurum” diyene yapacak çok bir şey yok.

Mine Söğüt’e kızmak, bağırıp çağırmak derdimize derman değil. Derdimize derman olmadığı gibi, asıl sorunu, sorunları da örtüyor. Psikoloji dersinde öğretilen savunma mekanizmalarından biri de “yön değiştirme”dir. Fabrikada patronundan azar işitip, ona bir şey diyemeyen işçinin, öfkesinin yönünü değiştirip, bunun acısını dişini geçirebileceği birinden çıkarması gibi.

Dindar/İslami kesimin aileyle, “çoluk çocuğuyla” imtihan olması bir tesadüf değildir. Bu, azımsanacak, önemsiz görülecek bir şey değildir. Bu, çürümenin ne denli derinlere sirayet ettiğinin göstergesidir. Kur’an, “Başınıza gelen her musibet, kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir.” diyor. Bu bizim sorunumuz ve kaynağı da biziz. Ne sen üstüne düşeni yaptın ne de ben! Çocuklar evi terk ederse kime ne diyebiliriz ki? Mine Söğüt’e mi kızacağız? Kimi kınayacağız?

İşin gerçeği, aile adım adım çözülür, çocuklarımız her türlü ideolojiye yavaş yavaş açık hale gelirken kimileri kaptığı koltuğun tadını çıkarmakla, “yer-yurt-makam” hesabı yapmakla meşguldü. Kimi akademisyenler/hocalar da güncel hiçbir karşılığı olmayan “kıl-tüy, deve sidiği” türünden tartışmalar yapıyordu. Kamusal, kavramsal, yapısal hiçbir karşılığı olmayan incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden birbirleriyle kavga ediyorlardı. Ben Mine Söğüt’ün yazısını bu tartışmalardan daha faydalı buluyorum. En azından bizi gerçeklikle yüzleştiriyor.

Abartılı iyimserlikler, altı boş ümitler, kolektif egomuzu şişiren sloganlarla bugüne kadar geldik. Taht sahibi olunca bazılarımız dünyanın bizi beklediğini sandı. Tahtın üstüne bırakılmış cesedi görmediler, görmek istemediler. Bardağın boş tarafını göstermeyi “bozgunculuk” addettiler. Olsun, ziyanı yok. Biz sadece üstümüze düşen vazifeyi yapmak istedik. Ama şunu söylemek zorundayım: “Müslümanlar Kaç Yerinden Bölünebilir” yazısında bahsettiğimiz sorunlarla yüzleşmeden bu ceset ortadan kalkmaz; çürür, kokar. Dahası burnumuz da o kokuya alışır.

*

Allah sonumuzu hayreylesin, bizlere akıl, sabır, izan ve itidal versin; inayeti üzerimizden eksik olmasın.

Milli Gazete / Mücahit Gültekin 

Çok Yorumlanan 1

  1. Gksl says:
    5 sene önce

    Başlarına gelen sıkıntıları islami kesimin “problemli” kadın anlayışından görmek, müşriklerin peygambere başlarına gelenin onun uğursuzluğundan demesinden farklı değil. Bizmi mahallede elahmdulillah böyle vakalar yaşanmıyor, çünkü ehline iy idavrananımız hayırlarda önde oluyor. Siz mahallenizdeki bu vakaların nedenini fısk ve fücur batağı sisteminizde aramaya başlasanız belki bir yol alabilirsiniz.

    Cevapla

Gksl için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Ehli Sünnet mi, Ehli Siyon mu?

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Rıza Çıtamız

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • Gazze’nin Hamileri Nerede?
    7 Mayıs 2026
  • ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran’la ateşkes devam ediyor
    5 Mayıs 2026
  • İslam alimi Şeyh Muhammed İdris, Silahlı Saldırıda Öldürüldü
    5 Mayıs 2026
  • Savaşta İlkesiz Olan Barışta da İlkesiz Olur
    24 Nisan 2026
  • Yusuf Halaçoğlu: İranlı kardeşlerimizi kutluyorum
    8 Nisan 2026
  • “280 milyar dolara malolan ve hiçbir hedefine ulaşamayan bir savaş”
    8 Nisan 2026
  • İran Ulusal Güvenlik Konseyi’nden İran Halkına, ‘Birlik ve Dayanışma Çağrısı’
    8 Nisan 2026
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Savaşta İlkesiz Olan Barışta da İlkesiz Olur

Gazze’nin Hamileri Nerede?

7 Mayıs 2026
ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran’la ateşkes devam ediyor

ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran’la ateşkes devam ediyor

5 Mayıs 2026
İslam alimi Şeyh Muhammed İdris, Silahlı Saldırıda Öldürüldü

İslam alimi Şeyh Muhammed İdris, Silahlı Saldırıda Öldürüldü

5 Mayıs 2026
Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

Ümmet Olmanın Önündeki En Büyük Engel; Mezhepçilik Hastalığı

26 Nisan 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist