Bu zamanın düşünce insanları nerededir, nasıl bir ortamda bulunuyor? Bu soruyu sorarken ortamı belirleyen ruh hâlinin ne olduğunun sorusudur bir bakıma. Düşünen, yol gösteren, yol bulanlar kendi dünyalarında saklıdırlar. Onlar kendi kendilerine düşünür ve çile çekerlerken, onların ortam içinde bulunmayışları, bulunamayışları kitlelerin başka yol üzerinde olduklarını gösterir. Başka yol veya yollar düşünce ortamının çok uzağındadırlar.
Yol belirleyen, gösteren pragmatist, sıradan, günübirlik, çıkarcı ve hesabî olanlardır. Çileye yatmayan, kendisinin dışında geneli, insanlığı ilgilendiren asıl olandan uzak bir yapı egemen. Bu da insanları düşünmemeye, sıradanlaşmaya iten bir yol izleği oluşturur. Daha doğrusu yolu olmayan bir yol. Nereye nasıl varacağının belli olmadığı bir sürece.
Düşünenlerin ise kedilerini dışarıda tutarak, gelecek düşüncesi içerisinde olmanın çabası içindedirler. Çaba demek yerine hayatlarının özünü oluşturan bir var oluş bilinci. Bilinir ki, sınırlı olan bu hayatta geriye kalan güzellikler, iyilikler ve öte dünyaya götürülecek olanlardır. İnanan ve düşünen insanın bir sorumluluğu vardır. İnsan olmak, insanî bir öze sahip olmak ve Hakikat Düşüncesi’nin hem yaşanmasını hem de yaşamasını sağlamak.
Ortama egemen olan pragmatist, gürültülü ve çıkarcı olan yüksek volümlü sesten, hâlden etkilenenlerin de onlar gibi oldukları, olacakları kaçınılmaz. Yazan, çizen ve düşünen gibi görenlerin siyasanın günübirlik olanının peşine takılması, onlar gibi slogan atması, dünyalarını daracık bir alana sıkıştırması kendileri için pek de olumlu olması düşünülemez. Siyasal sloganlar insanların beyinlerine inen birer balyoz gibidir. İnsanı sarsar ve asla düşünme edimini oluşturacak bir hâl bırakmaz. İnsanın düşünce alanını ve ufkunu daraltır. Sıkıştığı o daracık alanın içinden kendine bir yol bulamaz. Kendisine önerilen yolun içinde sıkışır. Bir çıkış yolu bulması da düşünülemez.
Düşünenlerin yol uğrakları Hakikat Düşüncesi içinde var olmalarıdır. Katışıksız, insanı duru bir ruh hâli içinde tutan bir bakış sağlar. Geçmiş bir deneyimler ve yaşanmışlıklar bütünüdür. Onun içine sıkışıp kalmak yerine, farklı açılardan bakma ve görme gücü onları doğal olarak farklılaştırır.
İnsanları küçük görme büyük bir açmaz. En sıradan insanın bile bir katkısı olur mutlaka. Toprağı bilen bir çifti, hayvanı ve sürüyü iyi tanıyan bir çoban, av peşinden koşan bir avcı ve benzeri durumları temsil edenler mesleklerinin ve faaliyetlerinin en iyi bilenleridirler. Sahip bulundukları işin en küçük ayrıntısına değin her şeyi bilirler. Bir yapı ustası işinin bütün inceliklerini bilir. Hileye kaçmadan oluşturduğu yapı kalıcı olur.
Düşünen, fikir üreten insanlar eğer siyasanın ve sıradanlığın peşine takılıyorlarsa, ondan bir umut bekliyorlarsa kendilerinin sorumluluktan kaçtıkları, ya da sorumluluk üslenmedikleri, ya da böyle bir dertlerinin olmadığını gösterir.
Dünyalıklar, rızıklar bir biçimde oluşur. Her insan nasibince edindikleriyle yaşar. İster bolluk içinde olsun isterse olmasın değişmeyen bir sonuç vardır. İnsanı yücelten yüce değerlerdir. Değerleri değerleriyle birlikte yaşamaktır.
İnsanın değersizleştiği bir şey var ise sahip bulunduğu birikimi, düşünceyi hakkıyla temsil etmesi yerine sıradanlıkların peşinde koşmasıdır.
Düşünceyi belirlemeyen belirlenenlerin peşine takılma bir aydın ruhu oluşturmaz. Ancak bir şeylerin peşine takılmaktan başka bir işe yaramaz.
Düşünen insanların çileyle oluşturdukları bağlı bulundukları büyük medeniyet düşüncesinin içinde oluşları, onu açımlamaları, günün koşullarına ve sorunlarına yeni bir ruh diliyle çözüm oluşturmalarıdır.
Zor olan bu yol ve yolculuk kalıcı olanı sağlar. Ruh zenginliği oluşturur. Hem kazanır hem de kazandırır. Bu yol bir bakıma bir aşk ruhu taşır. Aşk; bağlılık, tutku, sadakat ve gelecek ufkudur. Âşık hem dert hem de dava sahibidir.
Ali Haydar Haksal/Milli Gazete











