Dünya İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu Genel Sekreteri Şeyh Hamid Şehriyari:
İran’a karşı yürütülen savaş devam ediyor; çünkü İran, İslam dünyasında örnek alınan bir modeldir.
Düşman, Batı’yı korkutan ve bölgedeki çıkarlarını tehdit eden bir medeniyet oluşturduğu için İran kurumlarını hedef aldı.
İran şu anda küstah kapitalizmi ve Amerikan tahakkümünü çökertiyor.
Bu savaş sadece kaynaklar için değil, İslami medeniyet ile Batı vahşeti arasındaki bir hesaplaşmadır.
Yakınlaşma, vahdet (birlik) ve dayanışma için çalışan tüm Arap ve İslam ülkelerine teşekkür ediyoruz.
Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi Başkan Vekili Şeyh Ali el-Hatib:
İslam ümmeti, dünyaya hakim olmak isteyen suçlular karşısında eşi benzeri görülmemiş varoluşsal zorluklarla karşı karşıyadır.
İran İslam Cumhuriyeti, medeni İslam anlayışına dayanarak yeryüzündeki müstekbirlere (zorbalara) karşı durmaktadır.
İslam ümmetinin tek bir beden olduğu ilkesinden hareketle, tüm ülkeleri ve alimleri düşmanlar karşısında İran ile dayanışmaya çağırıyorum.
Teknolojinin ve yapay zekanın silahlandırılması (askerileştirilmesi) bugün insanlık için yıkıcı bir boyuta ulaşmıştır.
Her bir tarafın özel konumuna saygı duyarak, vahdeti ve yakınlaşmayı güçlendirmek adına İslam içi diyalog çağrısında bulunuyorum.
İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin, ümmetin mukadderatıyla oynanmasına karşı durmanın tek yolu olduğu artık açıkça ortaya çıkmıştır.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’da düzenlenen 40. Uluslararası İslami Vahdet Konferansı’nda:
Şehit İmam Seyyid Hamaney’in düşünce dünyasında yer alan bu konferansta olağanüstü şartlar altında bir araya geliyoruz.
Şehit İmam her zaman farklılıkların ayrışmaya yol açmaması gerektiğini savunurdu; bu konferans da bu fikri miras üzerine inşa edilmiştir.
Vahdet (birlik), görüş ayrılıklarının bizi düşmanlara dönüştürmemesi demektir.
Bir İslam devletinin veya bir Müslüman halkın güvenliğinin tehdit edilmesini kabul edemeyiz.
İslam dünyası bugün, medeniyetlerin ve kültürlerin geçiş noktası olan, dünya ekonomisinin merkezinde yer alan hayati ve stratejik bir bölgenin kalbinde bulunmaktadır.
İslam ülkeleri arasındaki ticari değişim %19’u geçmiyor; bu durum üzerinde daha fazla düşünülmesi gereken bir konudur.
Neden birleşip İslam ümmetimizi desteklemiyoruz? Ve neden ümmetimizin toprakları dünyadaki savaşların merkezi durumunda?
İslam ümmeti bağımsızlığa ve izzete ancak iş birliği ve vahdet (birlik) yoluyla ulaşacaktır.
Biz egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı savunuyoruz; bu meşru bir haktır ve İslam ülkelerine ya da komşu ülkelere düşmanlık anlamına gelmez.
Komşu ülkeler bize yönelik saldırılara ortak olmamalıdır.
İslam ülkeleri arasındaki vahdet (birlik), namazdan ve oruçtan daha farzdır.
Filistin’i savunmayı bir lütuf değil, üzerimize bir borç ve görev olarak görüyoruz.
Ayrılıkların önünü kesmeliyiz; bugün vahdet, Müslüman ülkelerin egemenliğine saygı duyulmasını gerektirir.
Bölge güvenliğini öncelikli konuma getirmeliyiz; bu durum Müslüman ülkelerin birliğinin tam merkezinde yer almaktadır.











