Şu anda iktidarın İsrail’le ilişkilerine karşı çıkan ve petrolün engellenmesi gibi sahada somut taleplerde bulunan azınlık bir grup var. Bazı kişiler bu tür eylemlerin bir sonuç vermeyeceğini düşünüyor. Hatta bazen “O kadar eylem yapıyorsunuz, ne işe yarıyor, sonuç değişmiyor!” gibi tepkilerle de karşılaşıyoruz. Fakat bu düşünce doğru değil. Azınlık bir grup çoğunluğa görüşünü kabul ettirebilir ve somut sonuçlar alabilir. Nitekim bu konu sosyal psikoloji alanının en ilginç konularından biridir ve orada da cevap olumludur. Ama bunun bazı şartları vardır. Sahada olan kardeşlerimiz bu şartları zaten yakinen bilseler de tekrarda ziyan yoktur.
Şartlara geçmeden önce, şunu söylemek istiyorum. Azınlık grup ilk başta toplum tarafından “marjinal” görünen ve “gerçekleşmesi imkansız” bir görüşü savunan grup olarak algılanır. Dolayısıyla geniş gruplara göre azınlık grubun görüşü daha baştan kabul edilmeyecek bir görüştür. Şöyle düşünürler: “15-20 kişi toplanmış petrolü engellemeye çalışıyor. Koca koca devletler 5-10 kişi istiyor diye bundan vazgeçmez.” O yüzden kimse onları önemsemez. Kimse “kaybeden” tarafta olmak istemez. İktidar güçleri de azınlık grubun taleplerini görmezden gelerek, manipüle ederek, onlarla alay ederek ya da “imkansız bir görüşü” savundukları düşüncesini yaygınlaştırarak toplumun genel kabulünü pekiştirir. İşte bu noktada azınlık grubun özellikleri ya da sahip olması gereken şartlar devreye girer. Bu şartlar yerine getirilirse imkansız ya da zor gibi görünen şey gerçekleşebilir. Bu şartlar, “haklılık”, “kararlılık”, “dayanıklılık”, “esneklik”, ve “dayanışma” şartlarıdır. Her birini kısaca açmak istiyorum:
1.Haklılık: Bir eylemin ya da eylemcinin en önemli gücü “haklı” bir amaca sahip olması ve kendi içinde “tutarlı” olmasıdır. Haklılık büyük bir motivasyon kaynağıdır. Soykırım rejimine giden petrolün engellenmesini talep etmek şu dünyada sadece Siyonistlerin “haksız” göreceği bir taleptir. Soykırıma ortak olmak suçtur. Dolayısıyla SOCAR petrolünün sevkiyatına karşı çıkan grupların en büyük gücü burada yatmaktadır: Bu talebin haklı bir talep olduğunu iktidar güçleri de dâhil kimse reddedemez.
2.Kararlılık: Bir görüşü (o görüşün ne olduğundan bağımsız olarak) kararlılıkla savunmak, toplum üzerinde her zaman etkili olur. Tekrar etmek istiyorum: O görüşün ne olduğu önemli değildir. Eğer inançla savunulursa bir süre sonra kitlede “acaba doğru olabilir mi?” düşüncesi doğar. Sonra yavaş yavaş (bazen de umulmadık bir şekilde hızlı bir biçimde) toplum –az ya da çok- o görüşe yakınlaşır. Kaldı ki, ilk maddede de söylediğimiz gibi, petrolün engellenmesi gibi bir görüş zaten halkın vicdanında kabul görecek bir görüştür. Kim binlerce çocuğun kanından kazanılmış parayı boğazından geçirmek ister ki? Bunun farkında olan iktidar güçleri “azınlık” da olsa bu sesi kısmaya ve çeşitli teknikler kullanarak grupta “yılgınlık” oluşturmaya çalışır. Burada “dayanıklılık” şartı devreye girer.
3.Dayanıklılık: İktidar güçleri azınlık grup üzerinde fiziksel baskı da dahil olmak üzere çeşitli psikolojik savaş araçlarını devreye sokar. Bunların en bilindiği “dış güçler” ya da “bunların niyetleri başka!” argümanıdır. Bu argüman topluma şu mesajı vermeye çalışır: “Bu kişiler ülkemizin menfaatlerini istemeyen, ülkemize zarar vermeye çalışan dış güçlerin maşasıdır.” İktidar güçleri bu argümanı devreye sokarken iki hususa dikkat eder: Azınlık grubun savunduğu düşünce “haklı” mı ve azınlık grup “kimlerden” oluşuyor? Eğer grup haklıysa azınlık grupların “kimlikleri” üzerinden onları vurmaya çalışır. Nitekim geçtiğimiz sene “ticaretin kesilmesi” için yapılan eylemlerde bunu görmüştük. Bazı troller ve iktidara yakın medya “Amaç İsrail’le ticaretin kesilmesi değil, niyetleri başka!” argümanını devreye sokmuş; eylemlere katılanların “PKK’lı, solcu, İrancı, feminist” vs olduğu üzerinden propaganda yapmıştı. Fakat azınlık grup “samimi” ise ve geri adım atmazsa, kendilerine karşı açılan psikolojik savaşa ve yapılan fiziksel baskılara göğüs gerebilirse üretilmeye çalışılan algı yıkılacaktır. Burada iktidar güçlerinin ürettiği bilgi kirliliğine karşı sabırla “doğru bilgi” ile karşı koymak gerekir. Gözaltına alınan, yerlerde sürüklenen ama yine de kendisine atılan iftiraları kabul etmeyerek duruşunu ve söylemini bozmayan bir grup giderek toplumda saygıyla karşılanmaya başlar. Nitekim, geçen sene gözaltına alınmalara, yapılan manipülasyonlara ve atılan iftiralara rağmen sahaya çıkan kişiler geri adım atmamış ama iktidar güçleri geri adım atarak İsrail’le yapılan ticareti kabul etmek zorunda kalmıştır. Kişisel kanaatim “dayanıklılık” bir amaca ulaşmanın en belirleyici unsurudur.
4.Esneklik: “12 Kızgın Adam” filmini izleyenler bilir. 12 kişilik jüriden Davis hariç, diğer 11 kişi sanığın “suçlu” olduğuna ve dolayısıyla idamına karar vermişlerdir. Sadece bir kişi karşı çıkmıştır. Bu kişi “sanık suçlu değil!” dememiştir, “suçlu olmayabilir, makul şüphelerim var, tekrar bir düşünelim” demiştir. Dikkat ederseniz, bu jüri üyesi çok “keskin” değildir, diğer jüri üyelerini sadece “tekrar düşünmeye” davet etmiştir. Fakat filmin sonunda kararlarından çok “emin” olan jüri üyelerinin hepsinin görüşü değişmiştir. Davis, bu süreçte önyargılarla savaşmıştır ama kendisi “önyargı” sahibi biri olarak görünmemiş; esnek bir tutum sergilemiştir. Esneklik amaca ulaşmak için önemli bir özelliktir. Sosyal hareketler çoğu zaman uzun ve yorucu çalışmalar gerektirmektedir. Azınlık grubun yolun şartlarına, çevresel koşullara, iç ve dış dinamiklere göre “esneklik” gösterebilmesi gerekir. İktidarın İsrail’le ilişkisine muhalefet eden gruplar geçen sene bunun güzel bir örneğini vermiştir: İktidar ticaretle ilişkisinin kestiğini ilan ettiğinde bu adımı “olumlu” bir adım olarak görmüş ama yeterli görmemiştir. Dahası, bu kararın takipçisi olmuş ve “makul şühelerini” veriye dayanarak gündeme getirmiştir.
5.Dayanışma: Yaklaşık iki yıllık süreçte yaşananlar da gösteriyor ki, azınlık bir grup ağır bir yükü kaldırmaya çalışmaktadır. Üstüne üstlük, basında ve sosyal medyada sürekli kendileri hakkında şaibe oluşturulmakta, gözaltılar gelmekte ve linç mekanizması işletilmektedir. Bu süreçte dayanışmanın her türü çok önemlidir. Dayanışmayı grubun iç dayanışması ve gruba dışarıdan verilen destek olarak ikiye ayırabiliriz. Özellikle dışarıdan verilecek destekler çok önemlidir. Çünkü grup bazen kendini “yalnız” hissedebilir. Zaten iktidar güçlerinin temel amacı da budur: “Yalnızsınız, sizi sahiplenen yok!” Böyle bir durumda atılacak bir destek mesajı bile çok değerlidir. Çok değerlidir ama kuşkusuz yeterli değildir. Herkes gücü oranında “ekonomik”, “fiziksel katılım göstererek” vs. destek vermesi çok değerlidir. Geçen sene İstanbul’da ticaretin kesilmesi için meydana çıkan bir öğrenciden şöyle bir şey duymuştum: Türkiye’nin diğer bir ucundan ev hanımları kendi aralarında para toplamışlar ve İstanbul’a bu gençlere göndermişler. Bu örnek şunu da gösteriyor: Azınlık gruba verilen destek her zaman sahaya yansımayabilir. Çeşitli sebeplerden dolayı katılım gösteremeyen ama “helal olsun!” diyen insanlar da vardır.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Petrolü engellemek bizim elimizde. Biz bunu yapabiliriz. Bunu ve daha fazlasını yapabiliriz. “Soykırıma ortak olmayın!” diyoruz. Dünyanın en haklı davası bu. Sadece en haklı davası değil belki de salih amellerin en değerlisi. Böyle bir amele ortak olabilmekten daha güzel, daha aziz, daha yüce bir şey var mı? İnşaallah başaracağız. İnşaallah bu işi bütün bir toplum olarak başaracağız. Bazısı bu sese bugün destek verecek, bazısı yarın. İnşaallah İsrail’i bu topraklardan kovacağız. Bu işi çocuklarımıza bırakmayacağız!
“Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.” (Maide Suresi: 105).
X / Mücahit Gültekin











