اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara: 44).
Hak ve hakikati temsil eden söz, yanlış ağızdan ve hiç değişmeyen karakterden çıkınca sırıtıyor, muhatabına etki etmiyor ve daha da önemlisi sahibini ele veriyor. Ve kendisine hiç bir şeyin gizli kalmadığı rabbimiz de bu ikiyüzlü, riyakar kişiliği ifşa ediyor. Ayeti kerimenin hicri 5. Yılda indirildiğini göz önüne aldığımızda münafıkların Medine’de fazla mesai yaptığını ve Yahudilerle gizli ittifaklar kurmaya çalıştıklarını biliyoruz. Ama tabi ki ayetin nüzul sebebini sadece ehli kitapla sınırlı tutarsak ayetin kapsamını daraltır ve yanlış yapmış oluruz ki, bu doğru değil. Bu mesaj özü ve sözü birbirine uymayan tüm insanlar için evrensel bir mesajdır ve kıyamete kadar geçerlidir. Özellikle de müminler için. Çünkü müminlerin kendilerini otokontrol yapabilecekleri bir mihenk taşı niteliğindedir bu ayeti kerime.
Ayette İsrailoğullarına siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Sorusu aslında tüm insanlığa ve tabi ki müminlere de sorulan bir sorudur. İyilik (birr) aslında insanın/insanlığın özünde taşıdığı bir değerdir ve toplum bununla hayat bulur. İyiliğin ve iyi olanın topluma galebe çalması münkerin de ortadan kalkması demektir. Bu da kötü toplumun iyi olanla yer değiştirmesi demektir. Yani münker/kötü olan bir toplumu kurtaracak olan, iyi, maruf ve salih amelden başkası olamaz. Fakat bunun ilk şartı önce kendin iyi olmak sonra da diğer insanların iyi olmasını istemek. Çünkü ayetin kastı bu. Bunu doğrulayan ve yaşayan en güzel örnekler hiç ise kuşkusuz Kur’an’ın bize Üsve-i hasene diye tanıttığı rasullerdir/nebilerdir.
Toplumun daha iyi ve güzel olana yönelmesi için insanın yapacağı ilk iş başkasına iyiliği emretmek değil. Tam tersi yapılması gereken ilk iş insanın kendi nefsini temizleyip, şirkten/münkerden arınıp, örnek bir şahsiyet olduktan sonra diğer insanlara iyi olanı emretmesi en ahlaki bir davranış biçimidir ve hatta o zaman marufu emretmek mümine farzdır. Ayette Rabbimizi kızdıran şey söyledikleriyle yaşadığı birbirine uymayan, ahlaksız, adaletten nasibini almamış bir adamın diğer insanlara iyiliği emretmesidir. Ezeli ve ebedi olan Allah kendi inşa ettiği insanı adil olmaya çağırıyor ve insanları iyiliğe davet ederken sakın kendini unutma diyor. Demek ki çoğunlukta olan zalimlerin, fasıkların, hırsızların ve birçok haramilerin insanlara iyiliği emretmesinin hiçbir karşılığı yok. Onun içindir ki insanların çağırıcıya ilk tepkisi sen önce kendine bak, tarzında olmuştur. Çünkü iyiliği emreden söz yanlış insandan ve yanlış ağızdan çıkmıştır, dolayısı ile karşılık bulması imkansızdır.
Rabbimiz de bunu söylüyor, önce siz iyilik yolunda önder/öncü olun ve daha sonra başkalarına iyiliği emredin ki söyleminiz/çağrınız bir karşılık bulsun: Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? (Saff:2). Son olarak iyiliği emreden kişinin bir ilkesi bir duruşu olmalı. İnanmadığı, yapmadığı/yapamadığı şeyleri diğer insanlara tavsiye etmemeli. İlkeli bir dinin müsebbibi de ilkeli olmalı. İlkeli bir duruşun sahibi ise İslam’ı parçalara ayırmadan her yönüyle bir yaşam biçimi olarak kabullenip ‘ramazanda müslüman şevvalde demokrat’ durumuna düşmemeli.












Vahyin önce Kendimize indiğini unutmamak duası ile… Allah razı olsun
Allah razı olsun.RAMAZAN ayı KUR’AN ayı bilinçlenmeyi sağlasın hayırlı okumalar.
Şahitlikte beceriksiz Müslüman olmaktan Rabbimiz bizi korusun. Tüm hayatı kapsayan bir inancın muhatabı olmak yaşadığımız her yerde kendimize çeki düzen vermekle mümkün.