وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْياً بَيْنَهُمْؕ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضٖي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ
Din hakkında onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. (Câsiye Suresi 17. Ayet)
İnsanlar için, konu imân olduğunda veya Kur’an’ı anlama konusu olduğunda ne dil ne üslup ne usul, ne de şartlar; bunların hiçbiri önemli bir etken değildir. Her kavme kendi dillerinden, kendi içlerinden uyarıcı gelmesine rağmen insanların çoğu imânda inat ettiler. Tıpkı Arapların kendi dillerini konuşan peygamberi inkâr ettikleri gibi. O halde dil ana unsur değil.
İnsanların çoğunun Kur’an’ın bilgisine sahip olmalarına rağmen dini inkâr etmeleri, Kur’an’ı küçümsemeleri ve ötekileştirmeleri, anlamadıklarından değildir. Sadece kibir, ön yargı ve şartlanmış olmalarından dolayı imanda inat ederler. Onların çoğu gerçeği bilirler, hakkı idrâk ederler yine de inkârda ısrar ederler. Çünkü vahye teslim olunca diledikleri gibi kazançtan ve yaşamdan mahrum kalacaklar. Bunu biliyorlar. O halde inanmamalarının nedeni delil yetersizliği değildir, ikna olamamak değildir, şartların olgunlaşmaması, şartların uygunsuzluğu da değildir. Sadece teslimiyetin gereğini yerine getirmemede ısrar etme ve yok saymadır ki, artık kalplerinin bu konuda kapalı olması itibari ile gökten elleri ile dokunacak kırtasiye indirilse yine de inanmayacakları şüphesizdir.
Buna misal olarak, evlerinde vahiy okunmasına rağmen Lut’un karısı, Nuh’un oğlu, İbrahim’in babası, Muhammed’in amcası… Hatta tabiri caizse Allah’ı görmesine ve ilimden bizzat haberdar olması bakımından İblis, imânda direnenlerin atası olarak gözlerimizin önünde durmaktadır. Demek ki bilmek yetmiyor, onu istemek gerekiyor.
Şu hâlde Kur’an’ın anlaşılmasındaki engel ne bilgi, ne dil ne üslup ne de şartlar… Sadece ihtiyaç hissetmek ya da hissetmemek. İhtiyaç hissedersen Kur’an sana kendini açar anlarsın, ihtiyaç hissetmezsen Kur’an senden uzaklaşır anlamazsın.