Suudi Arabistan’ın kuruluş tarihi 1700’lü yıllara kadar götürülse de üçüncü ve son kez, 1932 yılında Kral Abdülaziz Al-Suudi tarafından kurulmuştur. 1918 yılında Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetinden ayrılan Suudi Arabistan aynı yıl İngilizlerin desteği ve oynanan büyük oyunla tamamen sözde bağımsızlığını ilan etti. Aslında Müslüman bir İmparatorluğun parçası olan ve 400 yılı aşkın Osmanlı hakimiyetinde kalan Arabistan bize göre yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmuştur. İngiliz sömürgeciliğinin başladığı 1918 tarihinden itibaren basiretsiz ve satılık ruhlu insanlar sayesinde önce İngilizlerin, ardından da adım adım Avrupa doğumlu melez ABD’nin bir numaralı sömürgesi haline gelmiştir. Tabi biz milliyetçi bir refleksle burada olaylara tek taraflı bakanlardan değiliz. Suçlu sadece Araplar olamaz. Osmanlı devletinin de ümmetin parçalanmasında, Hilafetin kaldırılmasında bir o kadar hataları olmuştur ama biz bu yorum yazıda detaylara girmeyeceğiz.
Suudi Arabistan devletinin resmi dini malum olduğu üzere İslam’dır. Fıkhi anlamda taklit ettiği mezhebi ise Hanbeli mezhebidir. Fakat aynı mezhebin selefi yorumu olan katı bir Vahhabilik devletin resmi mezhebi ve ideolojisidir. Şeriatla yönetilen devlet bünyesinde herhangi bir cemaat veya tarikatın resmi olarak varlık göstermesi yasaktır. Kısacası Suudiler baskıcı bir yöntemle hanedanlığın ilelebet sürmesini ve şartlar ne olursa olsun krallık rejimini korumak için her türlü yolu mübah görerek devletlerinin ilelebet ayakta kalmasını istiyorlar. Aslında ayakta kalmasını istedikleri devlet değil, sahip oldukları tahtları ve üzerine yattıkları saltanatlarıdır. Onun için tahtları hatırına veremeyecekleri para katledemeyecekleri insan yoktur.
Suudilerin Şeytan ilan ettikleri Husilere gelince: (Ensarullah) Yemenli bir gurup gencin “Mümin gençler hareketi” olarak 1992 yılında Yemen’in Saada bölgesinde Hüseyin Bedreddin el Husi tarafından kurulduğu kayıtlarda vardır. Kuruluş amacı Zeydi Şii inancını korumak ve canlandırmak amaçlıdır. Zeydi olan Husiler, Şiiler içerisinde Sünnilere en yakın ekol olarak biliniyorlar. Başlangıçta inançlı gençlik olarak yapılanan Husiler, 2004 yılından itibaren Orta doğudaki savaşlar, ABD’nin Irak işgali ve Yemen hükümetinin bölgeyi ihmal etmesi sonucu silahlanmaya ve askeri bir güç olmaya başlar. Yemen nüfusunun yaklaşık %35’ini oluşturan Zeydi Şii’ler diğer Yemenliler gibi ırk olarak Araptır.
Dikkat edersek Husilerin Suudiler gibi bir Saltanatları, kaybedecekleri bir konforları ve tahtlarını korumak için küffara verebilecekleri trilyon dolarları veya katları yatları yok. Ama onlar dünyaya kabadayılık yapan Yahudilere hadlerini bildirmek için füze ateşleyebildiler. Yine onlar ABD denen Kan içici bir devlete başkaldırıp kafa tutabildiler veya çok büyük bir servet sahibi olan Suudilere karşı direnmeyi becerdiler. Neymiş, birilerine göre Husilerin arkasında İran varmış. Peki, sizlerin arkasında kimler var? Eğer Yemen’in arkasında İran varsa ki var olması Müslümanlar adına bu bir şereftir. Ama sizin arkanızda İsrail ve ABD varsa (ki var) bu da bir şeref/izzet noksanlığı olmuyor mu?
Okuyucu dostlar bu konuda birçok makale, yorum okumuştur. Lütfen gelişmeleri doğru okuyalım. Ve mezhepsel ve ırksal tuzaklara düşmeyelim. Mezheplerimizi bir zenginlik olarak görelim ve tuzağa çekilmeyelim. Hangi mezhepten olduğunuz önemli değil. Biz bir bütünün parçalarıyız yani hep beraber Müslümanız ve hesaba çekileceğimiz dinin adı da İslam’dır. Son günlerde yine bakıyoruz mezhepler gündeme servis edilerek Husilere olmadık hakaretler yapılıyor. Neymiş onlar Şii imiş. Allahtan hiç korkmadan daha dün Vahhabilikle, Arap olmakla, Türkleri arkadan hançerlemekle suçladıkları Suudi Arabistan yönetimini bugün savunabiliyorlar. Bu nasıl çelişki bu nasıl ikiyüzlülük? Neymiş Husiler Kutsal topraklara füze atmış. Nereye Riyad’a. (Oysa ki umrecileri o havalimanına kasıtlı olarak yönlendirenler Suudlardır. Normalde hac/umre yolcuları Cidde’den yolculuk yapar.) Yahu bu adamlar Beytullaha veya mescidi Nebi’ye karşı bir çirkinlik yapmadılar. İnanın ki kutsal yerlere bunu yapacak birisi varsa onlarda Suudilerdir.
Yaşı müsait olan kardeşlerimiz 1979 yılında Cüheyman el- Uteybi liderliğindeki Kabe baskının Suudiler tarafından nasıl bastırıldığını hatırlarlar veya yazılı metinlerden okumuşlardır. Kabe baskını olarak adlandırılan ve tarihe geçen bu olayda Suud askerleri isyanı bastırmakta yetersiz kalınca Fransa’dan destek istendi. Ancak gayrimüslimlerin Mekke’ye girmesi yasak olduğu için, Fransız askerlere kağıt üzerinde Kelime-i Şehadet getirtilerek şehre girmeleri sağlandı. Fransız Komandoları tünellerden içeriye zehirli gaz veya başka bir kaynağa göre içeriye su basılıp elektrik verilerek isyancılar etkisiz hale getirildiler. Biz daha 1987 yılında İranlı hacılara atılan iftiraları buraya almıyoruz
Dikkat ederseniz Suudiler Siyonist Yahudi devletinden daha şeytani ve daha zalimce bir yöntem kullanıyorlar. Kendi kafirliklerini örtebilmek için de şeytana taş çıkartacak planlarla ve Frenk askerlerinin o kirli elleriyle o kadar Müslüman’ı katlediyorlar. Abartmadan söyleyelim ki Suudilerdeki acımasızlık ve zulüm İsrail’den daha ileri boyutlardadır.(Türkiye büyükelçiliğindeki ‘Kaşıkçı’ cinayetini hatırlayın) Eğer Suudi hanedanlığının yıkılışına ölmeden şahit olursak bunları göreceğiz.
Tüm bu söylediklerimizi hesaba katarak tarafımızı seçmeliyiz. Bir tarafta Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Türkiye, Azerbaycan, İsrail, ABD, Nato ve tüm Avrupa ülkeleri diğer tarafta Yemenli Husiler. Korkmayın adil olun. Ne Husiler Hanefiliği veya Sünniliği elimizden alabilir ne de Şiiler. Ama Kafirlerin ve münafıkların ellerinden Husiler eliyle bir şeylerin gideceği çok açık ve net. Selem ve dua ile…











