En merhametsiz, en kutsalsız, en vicdansız, en sevgisiz çağdayız. Allah’sız, anlamsız cinnet uygarlığındayız. Birilerimiz bu dönemin mağduru ve mazlumu, birilerimiz bu dönemin soğuk sözler karşısında üşüyeni, birilerimiz insanlara iftira etmeyi, itibarsızlaştırmayı meslek haline getirmiş, birilerimiz ilim- irfan Kur’an ehline sapıklar demeyi ilke edinerek din tüccarlığına – baronluğuna, holiganlığına soyunmuş, birilerimiz ihaleleri kapıp köşeyi dönmüş ihtiraslarının kurbanı olmuş, birileri İslamcılıktan yüz çevirmiş, her tarikatın, cemaatin, hizbin, grubun, hakikat iddiası İslam’ı teslim alışları, vahşi emperyalist dünya sistemlerinin ekmeğine yağ sürmüş, kimilerinin beyni vehim nebatları yetiştiren bir hastalık tarlasına dönmüş, kimileri İslam’ı sarıktan, cübbeden, şalvardan kıldan – tüyden ibaret görmüş, aklına ipotek koydurmuş Allah’ın verdiği aklı kullanmadan, mahşerde Allah’a iade edecekmişçesine ömür tüketiyor. Oysaki Hz. Muhammed (sav) insanlara kıl değil, akıl bıraktı. Bu gerçeği bir türlü kabullenemeyenler çoğunlukta. Kimilerimiz değişim adına sergilenen düşünce podyumunda mankenlik yapıyor, ki giyim kuşam modasında yaşanan sefaletin ve enflasyonun bir benzeri de düşünce alanında yaşanıyor. Kimilerimiz, süper tağutların en yetkili ağızlarından verilen demişleri amentü esası kabul ederek uygulamaya geçiriyor, kimilerimiz hakikate tersinden yaklaşıyor vahyin önüne geçiyor. Kimileri sipariş üzerine çalışan fetva satıcıları, kimileri Firavuni sistemin Belam destekçileri, kimileri minber organizatörleri, sevimsiz, şuursuz, verimsiz, murakebesiz mollalar, şeyhler, efendiler…
Kimilerimiz dilinin keskin yanını müminlerin ense kökünde bir cellat satırı gibi çalıştırarak kardeş kanına giren belki bir gün aynı mevzide sırt sırta ölüm kalım savaşı vereceği müslümanı önce yedi kule zindanlarına çevirdiği kalbinde boğup sırtına münasip bir yafta yapıştırmakta tereddüt etmeyenler. Ellerinden ve dillerinden emin olmadığımız olamadığımız sözde Müslümanlar bizim mahallenin şarlatanları…
Kimilerimiz Müslüman olduğu halde, İslam’ın aksiyon ve fikriyatına strateji ve siyasetine kayıtsız ve istidatsız. Kimilerimiz bir ruh hastası, kendi hayal ve yalanlarına inanan ve gözbebeklerine çizdiği uydurma şekillere gerçek diye bakan bir hasta. Birde üstüne üstlük tabii kişiler gibi görünürler. Kolay kolay şüphe çekmez, böylece hastanelik hallerini gizlerler. Bu suretle çevrelerine itimat aşılamaya kadar varırlar. Bir tutam sakallarının altına gizlenen dini kisve diye yutturdukları elbiselerinin içinde hokkabazlık yapan, işi gücü samimi müminlere iftira atmak olan Kuran’ın lanetlediği insanlar.
Hakikate değil de, hakikati kendisine uyduran, hurafe ve mitolojik efsanelere kafasını kaptırmış, şeyhlerinin kulu kölesi olan, safsata paketleri pazarlayan peygamber balına konmuş sinekler gibidirler…
Kimileri ibişlik numarası çeken, mukaddes davayı şahsında kemikleştiren, zavallılaştıran, seviyesizleştiren, maddede ve manada istismar eden ve taviz ocağı haline getiren, küfre yem hazırlayan ve onca yıllık çilemizin, ızdırabımızın, alın terimizin, ödediğimiz bedellerimizin getirdiği nesilleri çürüten şafağını karartan, ufkunu kapatan ve bir şafak güneşi gibi doğuşumuzu kim bilir hangi zaman ve mekana erteleyen hep bu ruh hastasıdır…Hastalarıdır…
Yazıklar olsun Allah Resul’ünün yanında olmak iddiası altında Ebu Cehille ortaklık arayanlara…
Heyhat, siz o insanlarsınız ki zahirde el attığı doğruların bile batınında fesat yatmaktadır. Ateş olmayan yerde duman tüttürme peşindesiniz, ey hasta adamlar…
Kuru kemiyet dünyasında Allah sona ne kadar imkan vermiş olursa olsun sonunda mutlaka gelip gelecek olan keyfiyete mahkumsunuz… La Galibe İllallah…
Ve siz ey ruh hastası olanlar… Sizler yalnız kendinize oyuncak edindiğiniz mukavva dünya içinde sahte gerçekler ima edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsunuz…
Selam olsun Allah’a teslim olanlara…
Selam olsun, aracısız Allah’a kulluk edenlere…
Selam olsun güven veren güvenilen müminlere…
Bünyamin Doğruer / Düşünce Mektebi











