Ah ne kadar zordur alışılagelmiş bir şeye nokta koymak. Mühür basmak, imza atmak, damga vurmak ne ise nokta koymak da odur. Hz. Ali’ye izafe edilen bir söz “İlim bir nokta idi” der; ama buna rağmen sözün tam burasına nokta koymaz da sözü sürdürmeyi tercih eder: “Onu cahiller çoğalttı.”
Sözün zahirine bakarım ben arkadaş, bâtını ne der bilmem. İlim bir nokta idi (Nokta) Bunu kâfi görmeyince noktanın altına bir çentik atma ihtiyacı duyuyor insan zahir. Bunun da hemen adını koymayı ihmal etmiyor: Noktalı Virgül. (Şekilde görüldüğü gibi ; )
İlim bir nokta iken lafazanlar -cahiller- bu nokta ile iktifa etmezler de sözü çoğaltmaya çalışırlar. Evet sözün çoğaltılması da bir çalışma biçimidir, lakin cüretkârlık anlamını havidir. “Bu budur” dedikten sonra söze söz katmak, süte su katmaktan farklı olmasa gerek. Ama, fakat, lakin, eğer, şayet, hâlbuki, zira, çünkü… gibi uzayıp giden kelimeler sözü yormaktan öteye gitmez. (Biz yine de fakat diyelim) Kutsal ve beşerî dilin yorumlanması işlevi gören “Hermenötik” cahillere mahsus olduğu söylenen sözün çoğaltılmasını zorunlu kıldı. İslam literatüründe buna bilindiği gibi “tefsir” deniliyor.
Müfessir ipin yani mutlak sözün ucunu kaçırmadığı sürece ilahi sözün üzerine söz söyleyemese de onu idraklere yaklaştırabilir. Müfessir, idrakleri ilahi söz için aralamasını bilen kişidir. Öyle ise cahiller neyi çoğaltır ve bu çokluğun cehalete katkısı nedir?
Bir yazılı metni okuyan kişi cümlenin bitip bitmediğini nasıl anlayabilir? Konuşanı dinleyen kişinin böyle bir sorunu yoktur. Çünkü herkes konuşurken noktalama işaretlerini jest ve mimikleriyle yüzünde taşır. Bu anlamda sükutun bile bir imlası vardır. Yazılı metinde cümlenin sonuna konulan nokta o cümleyi ağyarını mâni efradını cami kılmak içindir. Yani “Bu söyleyeceğim bu kadardır.” demenin işaretidir. Asıl itibariyle nokta (.) Arapçada sıfırı (0) ifade eder. Sıfır, tek başına verili bir değer ifade etmez. Önüne veya arkasına eklenen rakamlarla konuşur. Tek başına sıfır dilsizdir. Cümle sonunda yer alan nokta işareti (.) “burada dur” anlamına gelir.
Cahiller cümleleri ağızlarında şişirip şişirip sıfırı tüketenlerdir. Hz. Ali’ye izafe edilen sözde geçen “ilim” kelimesi ile Fuzuli’nin beytinde geçen “ilim” kelimesi aynı değildir elbette. Hz. Ali’nin “ilim” dediği “El-İlm” yani ilahi mutlak bilgi, vahiy, Kur’an’dır. Kur’an bir konuda bir şey söyledikten sonra, o konuda laf yetiştirircesine konuşmak kelimenin tam anlamıyla cehalettir. Fuzuli’nin “Aşk imiş her ne var âlemde/ İlim bir kıylükal imiş ancak” beytinde geçen, dedikodudan ibaret saydığı “ilim” ise beşerî bilgi, zihinsel çıkarım anlamındadır. Keza bizim Yunus’un “İlim ilim bilmektir/ İlim kendini bilmektir” dediği ilim de Hz. Ali’nin “nokta idi” dediği ilme tekabül etmektedir. Zira ilim insana bahşedilmiş bir subuti sıfat olarak bilmek yoluyla bulmaya işaret etmektedir. “Kendini bilme” bilgisine irfan, marifet kelimelerinden yola çıkarak “bulmak bilgisi” diyebiliriz.
Dikkatli bir nazarla baktığımızda Virgül (,)’ün başı koparılmış bir و olduğunu hemen fark ederiz. Art arda gelen kelimelerin dilde ve kulakta oluşturacağı yorgunluğu izale etmek için sadece yazılan, ama okunmayan bir و işaretidir virgül (,). Noktaya özenmenin bir ifadesi gibidir vav ( و ) iken virgül olmak. Sembolik anlamda Türk Hat Sanatının en karizmatik harfidir و. Bir yönüyle anne karnındaki çocuğu, diğer bir yönüyle de secde halindeki insanı çağrıştırmasıyla sadakat ve tevazuun simgesi sayılır. Hüsn-ü Hat sanatında و çizmek bir tür sabır eğitimidir. Latin harfleriyle tanıştıktan sonra و’ın sarığı da kellesi de uçup gitti.
Nokta ile virgül birbirine tezat iki arkadaştır artık. Kimi zaman bir mizah malzemesi. Nokta hep son sözü söyler. Her yerde şubesi vardır. Noktanın adı gibi belli bir hareket ve kavrama noktası vardır. Virgül bir akıntıya vurup kendini söz boşluğuna doğru akıp gider. Bu sebepten olmalı ki dil bilgisi literatüründe “Noktalama İşaretleri” diye bir konudan bahsedebildiğimiz halde “Virgülleme İşaretleri” diye bir başlığı telaffuz bile edemiyoruz. Niçin?
Buna cevap verebilmem için iki müşkülü gidermem gerekiyor:
Bir; Niçin? Kelimesinin sonunda yer alan istifham işaretine(?) vakit ayırmam lazım.
İki: Yerim dar. Bana ayrılan köşeye öyle ayaklarımı yayarak oturamam. Köşemi başkalarına da yer açacak şekilde idareli kullanmalıyım.
Hüseyin Akın/Milli Gazete











