وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
﴿١٨٦﴾
Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler. (2/186)
‘Onlar benim kullarım. O işitmeyen, görmeyen, gücü yetmeyen putları bana aracı yapmalarına gerek yok ki! Rasulüm olarak senden sorup öğrenseler ya? Benim çok yakın olduğumu, ilah olduğumu bilip kabul etseler; onlara yakınlığımı, dualarını, yakarışlarını anında duyup icabet ettiğimin farkına varacaklar. Razı olduğum İslam’a olan teslimiyetleri de onları doğru yola iletecektir.’
Yaratan ve yaratılan kul/insan arasında geçen bu samimi diyaloğun çağrısı o kadar kuşatıcı ki, rahmet ve merhamet saçan bir uslüp ihtiva ediyor. Kulun herşeye muhtaç, Rabbinin ise herşeye sahip olduğuna olan vurgusu ile insanı sahte ilahların pençesinden kurtarmak istiyor.
Aracı olmadan ulaşılamayacak bir ilah tasavvuru ile şirk koşan Mekke ahalisine yanıbaşlarından sesleniyor: ‘O putlar bana ulaşmak için asla meşru bir yol değildir. Benden yardım istiyorsanız, Rasule ve onunla gönderdiğim çağrıya/dine uymanız lazım’.
Allah’ın ‘yakınım’ hitabı ile, ‘..biz insana şah damarından daha yakınız!'(Kaf/16) ifadesi benzerlik arzetmekte ve yaratan olarak kulunu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını tekraren vurgulamaktadır. Tabiri caizse sanki ilah olabilmenin de şartlarından en önemlisinin ‘yakınlık’ olmasına dikkat çekilmektedir.
İnsanın ilk doğduğu anda ki halini düşünelim. Ebeveynlerine olan ihtiyacı o kadar hayatidir ki onlarsız yaşayamaz. Hele ki annesi onu binbir zahmetle taşıyıp dünyaya getirmiştir. Onu emzirmese karnı doymayacak, kol kanat germese büyüyemeyecektir. Yakınlığa, korunmaya o kadar muhtaçtır ki, sahipsiz kalınca telef olup gidecektir. Onun içindir ki, ‘Şükredin bana ve ana babanıza’ emri ilahisi beyan olur.
Hakeza akrabalar da insanın yakınlarıdır. Dertte, tasada, ölümde, düğünde, acıda ve tatlıda onları yanında görerek teselli bulur, sevinir.
Ama yaratan rabbinin yakınlığı bu sayılanlarla kıyas kabul etmez. O’na yapılan çağrıya, yalvarıp, yakarmaya ettiği icabetin verdiği huzur ve mutluluğun emsali yoktur. Eğer insan rabbinin çağrısına icabet ederse, hayat bulacaktır. Kalbe nüfus eden imanla, adeta yeniden doğacaktır. İslam’ın ona sunduğu şeref ve izzetle dirilecektir.
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.(Enfal Suresi 24).











