31 Ocak 2026 - Cumartesi
  • Ana Sayfa
  • Künye
  • İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Venhar Haber
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Toplum & Yaşam

Toplumsallaşmış Ahlaki Çürüme

Bugün aşağı yukarı İslam dünyasının geneline baktığımız zaman en öne çıkan problemlerden biri ahlak konusudur.  Müslümanlar ahlak üretemiyorlar. Ne kamusal ahlak üretebiliyorlar, ne de toplumsal hayatı  tanzim edecek bir ahlaka sahip olabiliyorlar. İşin garip tarafı şu ki, İslam dininin sahih referansları güvenilir, sağlam ve sahih bir ahlakın inşaına yetecek zengin bir donanıma sahip bulunmaktadır.

Yazar: Venhar Haber
1 Mart 2021
Kategori: Toplum & Yaşam
0 0
0
Toplumsallaşmış Ahlaki Çürüme
PaylaşTweetleWhatsapp ile GönderE-posta Gönder

Uzun zamandır ahlak konusunu ihmal ediyoruz. İşin tuhafı kendimizi, toplumumuzu ve müslümanlık dolayısıyla Müslümanları ahlaklı saydığımız halde ne tarihte kamusal ahlak üretebilmişiz ne de bugün bu çerçevedeki ahlak konusunda övgüye değer bir durumdayız.

Eski çağlardan beri filozoflar ahlak konusuyla yakından ilgilenmişlerdir. Yunan filozoflarının bu konuda dikkate değer görüşleri var. Ancak ahlak konusunu felsefeye hasrettiğimiz zaman iki önemli problemle karşılaşıyoruz: Bunlardan biri ahlak tamamen felsefi ve teorik konu olarak algılanır, bunun ise pratik (ameli) hayata bir etkisi olmaz. Genel algıya göre felsefi bir konu spekülatiftir. Sonuç itibariyle ahlak konusu felsefenin spekülatif dairesi içinde cereyan edip duruyor, pratik hayata herhangi bir etkisi olmuyor.  İkincisi ahlaki normlar ile hukuk kurallarının ihlalinde öngörülen yaptırımlar aynı değildir. İlkinde somut maddi söz konusu değilken, ikincisinde somut maddi ceza vardır. İki ihlal arasındaki farkı besleyen sebeplerden biri ahlakın felsefenin konusu addedilmesidir. Çünkü deriz ki, bu felsefi bir konudur, ihlale herhangi bir ceza terettüp etmez. Nitekim genellikle ahlaki müeyyidenin “ayıp ve ayıplanma” olduğu yönünde kanaat var.

Müslüman bakış açısından ahlak konusu aslında hukuktan, dinden ayrılamaz. Bir örnek verelim; teraziyle oynamış bir manav havuç satıyor, fakat müşterisine bir kilo vereceğine dokuz yüz gram veriyor. Bu eyleme ne isim koyacağız? Hukuken suçtur. İktisadi meseledir aynı zamanda ahlaki bir normun ihlalidir. Din açısından da baktığımız zaman bir cürümdür, “Bizi aldatan/yanıltan bizden değildir.” (Müslim, İman, 164.) Bu cürmün hem dünyevi hem uhrevi yaptırımı olan bir günahtır.

Bu örnekten anlıyoruz ki, ahlak konusunu hukuktan, dinden ve hatta iktisadi hayattan ayırt etmek mümkün değil. Bu yüzden ahlak konusunu sadece felsefeye hasredemeyiz. Yine de ahlakın ne olduğunu anlamak için felsefeye ihtiyacımız var. Filozofların bu konuda neler söylemiş oldukları önemlidir.

Bugün aşağı yukarı İslam dünyasının geneline baktığımız zaman en öne çıkan problemlerden biri ahlak konusudur.  Müslümanlar ahlak üretemiyorlar. Ne kamusal ahlak üretebiliyorlar, ne de toplumsal hayatı  tanzim edecek bir ahlaka sahip olabiliyorlar. İşin garip tarafı şu ki, İslam dininin sahih referansları güvenilir, sağlam ve sahih bir ahlakın inşaına yetecek zengin bir donanıma sahip bulunmaktadır.

Binaenaleyh özellikle üzerinde yoğunlaşmamız gereken soru şu olmalıdır:

Müslümanlar tarihte neden kamusal ahlak üretemediler, bugün de kamusal ve toplumsal bir ahlaki hayattan yoksundurlar?

Ben iki örnekten hareketle bu konuya girmeyi düşünüyorum. Elimizde iki polis örneği var, ikisi de gerçek, ütopik ya da kurgusal değil, yaşanmış iki olay. Bunlardan biri şu; biz 1980 yılında İran İslam devriminin birinci yıl dönümünde davetli olarak İran’a gidecektik. Uçağımız cuma günü kalkıyordu, daha önceden pasaportlarımızı verdik, Cengiz isminde bir arkadaşımla perşembe günü pasaportları almak üzere emniyete gittik. Emniyet de o zaman Sirkeci’deydi. İkindi vaktiydi, alt kattaki mescitten bir polis çıktı, kafasında takke. Cengiz ile pazarlık yaptılar. Polis diyor ki, on lira vereceksin, Cengiz de on lira çok, beş lira vereceğim diyordu. Cengiz çok bastırınca Mevlut ismindeki polis şöyle dedi: “Abi valla bak ben namazdan çıktım şu an sana yalan söylemiyorum, on liradan aşağı kurtarmaz.” Neticede yedi buçuk lira ile anlaşma sağlandı.

(Açıkçası benim için bu olay sürpriz oldu, çünkü normal prosedür sonucu pasaportlarımızı alabileceğimizi düşünüyordum. Rüşveti konuşmamıştık, rüşvet pazarlığıyla karşılaşınca ne yapacağıma karar veremedim. Oradan çıkınca Cengiz’e “-Bu ne?” diye sorunca, gülerek “İşlerin böyle yürüdüğünü” söyledi. Sonraları bu konu hep zihnimi kurcaladı: Pasaportları almaktan ve tabii İran’a gitmekten vazgeçmek mi, yoksa “bu benim yasal hakkım ama rüşvet vermeden alamıyorum, günahı boynuna” deyip bu münker fiile katlanmam mı gerekirdi?) Rüşvetin cezası ağır: “Rüşvet veren de, alan da ateştedir.” (Taberani, el-Mu‘cemu‘l-Evsat, No: 2047, 3/29. Ayrıca bkz. 2/Bakara, 188.)

Bu birinci örnek.

İkinci örnek: Yeni Zelanda’da bir polis denize açılıyor. Bu polisin ne olduğunu bilmiyoruz. Hıristiyan mı, ateist mi, agnostik mi, deist mi, bilmiyoruz. Polis memuru denize açılırken can yeleği bulundurması gerektiğini hatırlıyor. Mevzuata göre denize açılan can yeleği bulundurmak zorunda. O anda kendisi makbuz çıkarıp kendine ceza yazıyor.

Bu iki örnek üzerinden düşünelim. Acaba namazında niyazında Müslüman olan polise rüşvet aldıran şey nedir? Ne olduğunu, dinini, inancını bilemediğimiz Yeni Zelandalı polise kendi kendine ceza yazdıran şey nedir?

Bence anahtar soru budur. Bu soruya doğru dürüst cevap bulamadıkça İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu da kavramış olmayız.

Ben kişisel olarak artık sorunu salt siyasi görmüyorum. Hatta bir hukuk sorunu olarak da görmüyorum. Çünkü hukuki metinler çok iyi olabilir, fakat kurallar, hükümler kâğıt üzerinde kalır. Bu hukuki metinleri içeriden, ruhun derinliklerinden besleyen manevi bir motivasyon, gücünü ruhtan alan bir müeyyide yoksa hukuki metinler de kolayca ihlal maksatlarına aykırı olarak yorumlanmak suretiyle manipüle edilebilir, bu yolla fonksiyonlarını yerine getirmezler. Şu halde burada  en temeldeki problem ahlak gözüküyor.

1990’da Mekke’de hac sırasında tünel faciasında 1462 hacı izdihamdan dolayı vefat etti. O zaman Kral “Takdir-i ilahi” demişti. Bir başka örnek biliyorsunuz, 13 Mayıs 2014’te Soma kömür madeninde 300 işçimiz göçük altında kalıp hayatını kaybetmişti; her sene onlarca benzer insan hatası kaza olur, herhangi bir yetkili sorumluluğu üstüne alıp istifa etmez.  Oysa Osmangazi Köprüsü’nde bir halatın kopması üzerine kendini bundan sorumlu tutan mühendis Japon Kishi Riyoich bundan kendini sorumlu tutup intihar etmişti. Halat bir Türk firmasının imalatıydı.

Pekiyi takdir-i ilahi deyip sorumluluğu üstlenmeyen Müslüman görevli ile yakın plan sorumluğu olmayan Şhintoist (veya her ne ise) Japon mühendisi intihar etmeye sevkeden amil nedir? Ahlaki erdem sorumluluk üstlenmeyen “Müslüman”da mı, yoksa Şhintoist Japon’da mı tecelli etmiştir?

Bütün bu örneklerin gerisinde ahlaki bir sorun yatıyor, bu sorun ne özel bir sektöre/alana mahsustur ne de bireyseldir, bunu besleyen itikadi/kelami, tarihi ve toplumsal bir kabul, teyid ve destek söz konusudur.

2005 yılında deneyimli siyasetçi Cemil Çiçek toplumda sıkça konuşulan “rüşvet ve yolsuzlukları, hukuk ihlalleri”ne atıfta bulunarak: “Toplumda ahlak ve adalet talebi yok. Yani bizim toplumumuz ahlak talebinde bulunmuyor” demişti. Bence bu tarihe not düşülecek önemli bir tespitti.

Bu doğru tespitin sinema diliyle en iyi anlatımı yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı Şener Şen’in  başrolünü oynadığı “Namuslu” filmidir (1984 yapımı). Gerçekten namusuyla yaşayan ve fakat ailesi ve yakın çevresi tarafından zerre miktarı itibar görmeyen mutemet Ali Rıza bey, MB’den çalıştığı şirkete ait 200 milyon lirayı götürürken soyulur. Şirketin müdürü, mesai arkadaşları, ailesi ve mahalle sakinlerin tamamı  -akşamcı komşusundan başı takkeli namazında niyazında ev sahibi hacı amcaya kadar- onun soyulduğuna değil, parayı kendisinin çalıp bir yerlerde sakladığına inanır. Defaatle, ısrarla soyulduğunu anlatmaya çalışsa da kimse ona inanmaz, herkes bu “haram para”dan nemalanmak için Ali Rıza beyin etrafında dört döner, onu kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez düşüncesiyle paraya boğar. İtibarı bir anda tavan yapar. Bütün çabalarına, çırpınmalarına rağmen namus olduğunu anlatamayınca, toplumda geçerli olan ahlaksızlığı ahlak seçmeye karar verir, kimi ne kadar soyabilirse soymaya karar verir, kısaca toplumsal ahlaksızlığın en maharetli bireyi olur. Herkesi dolandırıp da kaçınca onu kovalayan mağdurlar ona “Namussuz namuslu” diye sövüp sayarlar.

Belirtmek gerekir ki hem İslam tarihinde hem bugün bireysel alanda ve cemaatler-gruplar düzeyinde yüksek ahlaki formlar, övünç verici örnekler yaşanmıştır, el’an da yaşanmaktadır. Bizim cevabını aradığımız soru, bireyler veya marjinal gruplar nezdinde yaşanan güzel ahlak değil, neden tarihte Müslümanlar kuşatıcı, işleyen norm koyucu toplumsal ve kamusal ahlak üretemedi, bugün de üretemiyorlar? Neden neredeyse dünyanın ahlaki skalası en düşük beşeri havzası görünümündeyiz? Samimi olarak bireysel hayatında namusuyla görevini yerine getirmeye çalışan Ali Rıza bey, toplumsal hayata karışır ve kamusal alana katılırken nasıl oluyor da “namussuz namuslu” oluveriyor?

Bu sorulara cevap aramanın siyasetten, siyasetin alacağı düşünülen şekillenmeden, ekonomiden, mezhebi veya etnik sorunlardan daha öncelikli olduğunu düşünüyorum.

 

alibulac.net / Ali Bulaç

Etiketler: Ali Bulaç

Bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VENHAR YAZARLARI

Ahmet DURMUŞ
Ahmet DURMUŞ

İslam’ın Düşmanları Bizim Neyimiz Olur?

Mehmed DURMUŞ
Mehmed DURMUŞ

Bir Erdal Bayraktar Geçti Bu Dünyadan

Yakup DÖĞER
Yakup DÖĞER

Tarih, Hurafat ve Esatir

Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU

Bugünün Kufelileri Olmak Veya Olmamak

Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN

Düşüncenin Girdabında Üç Şehir Metaforu

Mehmet Akif COŞKUN
Mehmet Akif COŞKUN

İp Gergin, Cambaz da

Faruk KARAASLAN
Faruk KARAASLAN

Çeç

Erdal BAYRAKTAR
Erdal BAYRAKTAR

Teyakkuz Hali

Yazarın Diğer Yazıları

  • ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…
    30 Ocak 2026
  • İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı
    28 Ocak 2026
  • Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi
    21 Ocak 2026
  • Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor
    21 Ocak 2026
  • Danimarka’dan ABD’ye Tarihi Rest
    21 Ocak 2026
  • ABD’nin Suriye Şerifliği SDG’den el-Şara’ya Geçti
    21 Ocak 2026
  • Kanada Başbakanından Davos’ta Küresel Sistemin Çöküşünü İlan Etti
    21 Ocak 2026
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan
  • Son Eklenen
“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

“İslam Güncellenmeli” Diyen Haham!

21 Şubat 2020
Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Cemal Granda:Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

19 Ekim 2018
Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

Türbanlı Anneler ve Seküler Kızları

7 Aralık 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

30 Kasım 2018
Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Ahmet Altınok ile Hollanda’daki Yaşam Üzerine Söyleşi

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Allah’sız Bir Adalet Anlayışı Adalet Getirmez

Yenilendik !

Yenilendik !

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

Kardeşim Erkan İbretlik Bir Emanet

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

ABD’in İran’a Saldırmakta Tereddüt Nedeni; Çin…

30 Ocak 2026
İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

İsra Yapım, “Boykot Kırıcı” adlı kısa filmini yayınladı

28 Ocak 2026
Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

Trump ABD Ekonomisine İyi Gelmedi

21 Ocak 2026
Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

Kırmızı Şapka, Grönland Direnişinde Sembolleşiyor

21 Ocak 2026

Çeşitli ulusal/uluslararası basın yayın organlarından Müslümanlar’ın gündemini ilgilendirebilecek haberler iktibas eden ve Kur’an merkezli tevhidi bir din algısı oluşturabilmek için çeşitli makale, kavram, kıssa, video ve fotoğraf yayınlayan ve Nebevi bir duruş sergileme gayesinde olan bir web sitesidir.

Bizlere yönelteceğiniz eleştirilere açığız. Ancak alıntıladığımız her içerikteki düşünceye tam manasıyla katılmadan da yayımladığımız olmaktadır. Bu konuda anlayışınıza sığınırız…

Kategoriler

  • Venhar Yorum
  • Venhar Makaleler
  • Ne Okunur?
  • Ne İzlenir?
  • Kavramlar
  • Venhar Röportajlar
  • Öncü Şahsiyetler
  • Süreli İslami Yayınlar
  • Alıntı Söyleşi
  • Alıntı Makale
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Etkinlikler
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular

Yazarlar

  • Abdi KEÇELİ
  • Ahmet ALTINOK
  • Ahmet DURMUŞ
  • Arif BOTAN
  • Bünyamin ZERAN
  • Celal SANCAR
  • Dilek BUZ
  • Erdal BAYRAKTAR
  • Erdem ZERAN
  • Hasan BAKIRCI
  • Mehmed DURMUŞ
  • Mehmet Akif ÇOŞKUN
  • Sabri AYDIN
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • Yakup DÖĞER

E-Posta Listemize Kaydolun!

E-Posta listemize kaydolarak öne çıkan makaleleri sürekli olarak takip edebilirsiniz.

*Lütfen gerçek hesaplar giriniz.

  • Ana Sayfa
  • Her Güne Bir Ayet
  • Yazarlarımız
  • Venhar Yorum Haber
  • Küçük Müslümanlar
  • Alıntılar
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Tavsiyelerimiz Var
  • Kavramlar
  • Röportajlar
  • Venhar Web TV
  • Fotoğrafların Dili
  • Duyurular
  • Künye
  • İletişim

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • İslam Dünyası
  • Dünya
  • Türkiye
  • Yazarlar
  • Alıntılar
  • Tavsiyeler
    • Ne Okunur?
    • Ne İzlenir?
  • Röportajlar

© 2021 Venhar Haber – Rabbi için namaz kılan ve dik duran bir nesile…

Hoşgeldiniz!

Hesabınıza aşağıdaki bölümden giriş yapabilirsiniz

Şifremi unuttum?

Şifrenizi kurtarın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş

Add New Playlist