Filistin’deki İslami Cihad Hareketi’nin önde gelenlerinden Hıdır Adnan 2 Mayıs Salı sabahı, işgal rejiminin kendisini “idari tutuklu” olarak keyfi şekilde hapiste tutmasını protesto ederek özgürlüğüne kavuşmak amacıyla sürdürdüğü açlık grevinin 87. gününde hayatını kaybetti.
Adnan’ın sağlık durumunun gittikçe kötüleşmekte olduğu eşi tarafından dile getirilmişti. 30 Nisan Pazar günü, kefaletle serbest bırakılması için açılan davanın reddiyle ilgili olarak düzenlenen temyiz duruşmasında görüntülü bağlantı kurulmamıştı. İşgal yönetimi Adnan’ın murakabe altında tutulduğu yerde internet bağlantısı bulunmadığı için onun görüntülü bir şekilde duruşmaya iştirak etmesinin ve ifade vermesinin sağlanamadığı iddiasında bulundu. Ancak eşi Rinde Musa bu bilginin gerçek olmadığını, gerçekte sağlık durumunun çok kötüleşmesi sebebiyle bu şekilde ekrandan görünmesini istemediklerinden bağlantı kurulmadığını, çünkü bir önceki duruşmada bağlantı esnasında birkaç kez bilinç kaybı yaşadığını dile getirerek dünyanın tüm özgür insanlarını Hıdır Adnan’ın özgürlük mücadelesine destek vermeye davet etmişti.
Filistin direnişinin önemli liderlerinden ve ileri gelen şahsiyetlerinden olan Hıdır Adnan daha önce işgal güçleri tarafından, çoğu idari olmak üzere 12 kez tutuklanmış ve bu yüzden 8 yıl esaret hayatı yaşamıştı. Bu tutuklamaları ve zulümleri protesto amacıyla daha önce de 5 kez açlık grevi gerçekleştirmişti.
İdari tutuklama işgal rejiminin Filistinlilere zulmetmek için başvurduğu, hukukun mantığına ve bütün insan hakları ilkelerine aykırı insanlık dışı bir uygulamadır. Bu uygulamaya göre işgal rejimi yargıcı herhangi bir hukuki gerekçeye veya delile dayanmaksızın bir kişiyi 6 ay süreyle hapse atabiliyor. Hapis süresinin dolmasından sonra 10 kereye kadar yine 6 aylık sürelerle uzatma yetkisi var. Yani bu uygulamaya göre işgal yargıcının hiçbir hukuki gerekçeye dayanmadan bir Filistinliyi 5 yıl süreyle hapiste tutma imkanı var.
İsrail işgal devletinin Filistin halkına yönelik zulmünün önemli bir boyutunu da insanların zindanlara doldurulması ve onlara orada yapılan insanlık dışı muameleler oluşturuyor. Bu zulümden nasip alanlar sadece halen zindanda tutulanlar değildir. İşgal rejimi bu konuda herhangi bir insani ölçü ve ahlâki değer tanımadığından çoğu zaman yıldırma amaçlı tutuklamalar da yaparak Filistinlilere eziyet etmektedir. Bundan dolayı halen Filistin’de yaşayanların en az üçte biri İsrail zindanlarına girmiş ve belli bir süre orada tutulmuştur. İşgal devletinin hukuki ölçülere itibar etmemesi sebebiyle bu insanların bazıları çocuk yaşta, bazıları da yetmiş yaşlarından sonra zindana girmiştir.
İşgal rejiminin tutuklama ve zindanlara doldurma konusunda başvurduğu uygulamalar herhangi bir hukuki temele dayanmaz. Bu yüzden onun zindanlarında tutulan Filistinlilerin “mahkûm” olarak değerlendirilmesi kesinlikle hatalıdır. Bu insanların, meşru olmayan bir işgalin sürdürülmesi için yürütülen insanlık dışı savaşta hürriyetlerine el konulan esirler olarak değerlendirilmeleri gerekir. Kaldı ki halen İsrail zindanlarında tutulan esirlerin birçoğu hukukun ilkelerine yeterince uygun olmayan işgal yasalarına göre bile yargılanmış değildir.
İsrail yasalarına göre bile yargılanmadan ve haklarında herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın tutulanlar ise dediğimiz gibi “idari tutuklu” olarak nitelenmektedir. İşgal devleti bu uygulamayla bir yandan kendi yasalarına göre bile “mahkûm” edemeyeceği Filistinlilerin istenildiği kadar zindanda tutulmalarına imkân vermekte, bir yandan da mahkemelerine meşguliyet çıkarmaksızın sadece iç istihbarat örgütünün kararıyla insanların hürriyetlerinin ellerinden alınmasına zemin oluşturmaktadır.
Hıdır Adnan da işgal rejiminin bu zulüm uygulamasını protesto ederek ve tüm Filistin halkının özgürlük mücadelesini temsil eden kararlı bir duruş sergileyerek onur ve özgürlük mücadelesi verdi. Bu mücadelesinde hayatını kaybettiği için de “özgürlük şehidi” olarak nitelendiriliyor.
Ahmet Varol/Yeni Akit











