MEHDİLİK İDDİASI VE PSİKOPATOLOJİ Ya da “AKIL SAĞLIĞI, GÜZELLİK KADAR ‘GÖRÜNEN’ BİR ŞEYDİR”
Erciyes Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 13-14 Mayıs günleri itibariyle tertip edilen ve sabancı Kültür Merkezi’nde icra edilen II. Ulusal Maneviyat Psikolojisi Sempozyumunun bugün (13 Mayıs) öğleden sonraki ilk oturumun konuşmacısı Pskiyatrist Erol Göka idi. Prof. Dr. Göka, Mehdilik İddiası ve Psikopatoloji başlıklı bir tebliğ sundu.
1959 Denizli doğumlu Prof. Erol Göka bir tıp doktoru olup, Ankara Numune Hastanesinde Pskiyatri Kliniğinde eğitim ve idari ve sorumlu olarak çalışmaktadır. Akademik kadrosu Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde bulunan Göka, Yeni Şafak gazetesinde de köşe yazıları yazmaktadır.
Prof. Göka’nın mehdilik konusuna ilgisini bildiğim için, sabanca Kültür Merkezindeki tebliğini ilgi ile beklemekteydim; keyifli bir sunum dinleyeceğimi tahmin ediyordum ve beklentim fazlasıyla hasıl oldu. Bizzat salondu olup, dinlemek kadar fayda temin etmesinin imkansız olduğunu bilmeme rağmen, yine de sizleri bu önemli tebliğden özet bilgilerle haberdar etmek istiyorum.
Bilindiği gibi bazı konuşmalar son derece etkilidir ve bitmesi istenmez. Rasulullah’a atfedilen bir sözde, “beyanda sihir vardır” denmektedir. Yani söz, usulüne uygun söylenirse çok etkileyicidir. Erol Göka’nın sözleri de böyle idi. Oldukça akıcı bir Türkçe ile hiç sıkmadan kırk dakikaya yakın bir sunumla konusunu özetledi.
Erol Göka ilahiyatçı değildir, bir psikiyatristtir ve bir psikiyatrist gözüyle mehdiyet meselesinin irdelenmesi, insansan zihninde yeni açılımlar yapmaktadır.
Göka, sunumunun ilk bölümünde geleneksel kültürdeki mehdi olayını özetledi; peygamberleri de aşan özelliklere sahip olan mehdilerin her dinde görüldüğünü, bilhassa Zerdüşlükteki mehdi inancına çok şaşırdığını belirtti. Göka’ya göre Hristiyanlık Mesih inancı üzerine kurulmuştur, Yahudi Sabetayistler Sabetay Sevi’nin bir gün Mesih olarak yeniden dünyaya döneceğine inanmaktadırlar. Sabeyatcıların bazılarının evlerinde, Mesih (Sabetay) için tahsis edilmiş boş bir yatak hazır bulunmaktadır, Mesih gelirse oraya yatacaktır! Bazı tenha yerlerde, bir su kenarında v.b., Mesih’e, “artık gel!” anlamında çağrılar yapmaktadırlar. Hristiyan Evangelistler, adeta Yahudilerle barışık vaziyette, Tanrıyı kıyamete zorlamak gibi düşünceler geliştirmişlerdir. Göka, Şiilikteki 12 imam inancına ve Gaib 12. İmam’ın Mehdi olarak beklendiğine, İmam Humeyni’nin devriminin kolay kabul görmediğine değindi.
Sünnilikte de mehdinin bir inanç meselesi olduğunu belirten Göka, dört müteşabih ayetin mehdilik doğrultusunda tevil edildiğini belirtti ise de, bunların hangi ayetler olduklarını zikretmedi fakat sözlerinin bağlamından, İsa’nın göğe ref edildiği şeklinde tevil edilen ayetler olduğu anlaşılmaktaydı. Ayrıca mehdi hakkında 100 hadis bulunduğunu, bunlardan bilhassa kırkı üzerinde durulduğunu, bununla beraber Buhari ve Müslim’in hadis kitaplarında mehdi konusunun yer almadığını belirtti. Göka, İbni Haldun’un mehdi meselesini sosyal-psikolojik bir mesele olarak ele aldığına ve Fazlurrahman’ın da mehdiliği kabul etmediğine ve Müslümanların bugün içinde bulundukları durumun müsebbibinin mehdi inanışı olduğuna değindi.
Erol Göka, sunumunun bundan sonraki kısmında, kendi bilim zaviyesinden mehdilik üzerine tahliller yaptı. Göka şöyle diyordu: Mehdilik hususunda aslında en çok konuşması gerekenler biziz (psikiyatrlar) ama en az konuşanlar da biziz! Bunun nedenini kendisi sordu ve cevabını da şöyle verdi: “Edep gereği!” Göka, bilim adamına edebin çok yakışmakta olduğunu belirtti. Ben ise o anda içimden, Göka’nın bu izahını şöyle cevaplandırdım: Demek ki bazen ‘edep’ gereksiz olabilmekteymiş ve bilim adamının her zaman bu kadar “edep”li olması doğru değilmiş!
Bundan sonra Göka konuşmasını özetle şöyle sürdürdü:
Mehdiliğin tarihsel ve sosyal psikolojik sebepleri vardır. Aslında mehdiler genellikle İslam’ın bunalım dönemlerinde ortaya çıkmışlardır, bununla beraber mesela Osmanlı’nın en güçlü (yükselme) dönemlerinde mehdilik iddiaları eksik olmamıştır.
Bu yaşadığımız son zamanlarda mehdilik davalarında bir artış yaşanacağını düşünüyorum. Şu anda İslam dünyasında 200, Türkiye’de ise 6 tane, kendilerine biat edilmiş mehdi bulunmaktadır.
İçinde bulunduğumuz bu çağ, ilginç / tuhaf bir çağdır. Geçmişte bazı insanlar birine beddua edecekleri zaman, “ilginç/tuhaf çağlarda yaşayasın!” diye dua ederlermiş; galiba böyle bir çağda yaşıyoruz.
İnsanlar kime inanacaklarını bilemez hale gelmişlerdir. Kime inanacağınızı bilmiyorsanız, tutunacak birini bulmak istersiniz.
Bazı tipler de var ki, bunlar tam tersine, kendileri her şeyi bilirler! Onlar da, kendilerine biat edecek kimseler aramakla meşguldürler!
Mehdilik iddiasında bulunanlar hasta insanlardır. Bunların cezaî ehliyetleri yoktur. Onlara yardım etmek gerekir. Bunların bir kısmı sara hastalığından dolayı kendini mehdi sanabilmektedir, kimisinin belki beyin tümörü sorunu vardır. Asıl tehlikeli olanlar da böyle olanlardır. Yani bunlar çağdaş derebeyleridir. Bu çağ çok fazla ruhsal derebeyleri çıkartmaktadır. Etraflarında insanlar toplanmaktadırlar. Mesela politik-paranoya deniyor; kendi hastalıklarını topluma yayıyorlar. Mehdilik iddiası da bu tipte bir iddiadır.
Mehdilerin ortak özellikleri vardır.
Bunlardan birincisi, seçilmişlik iddiasıdır. Bunlar kendilerini bu iş seçilmiş olarak görürler.
İkinci olarak oldukça çocuksu, ilkel ve hayalci garibanlardır. Bunlar kişilik gelişiminde en aşağılardadırlar. Kişilikleri gelişmemiştir, hasarlıdır. Bazen karşımızdaki birine kişiliksiz deriz, bu son derece yanlış bir kullanımdır çünkü kişiliksiz insan yoktur, iyi ya da kötü kişilikli insan vardır. Kişiliği gelişmemiş insanlar vardır.
Bazen psikopatiktirler, en zararlı olanlar da bunlardır.
Bir başka özellik, narsistik ve paranoyidliktir ve bu iki özellik mehdilerin hepsinde mevcuttur. Hangi taşı kaldırsanız, altında narsistik özelliğini bulmaktayız. Maalesef şimdilerde narsist bir nesil yetiştiriyoruz. Birileri bunlara ‘ben nesli’ diyor.
Bu tip kişiler (mehdiler), başkasının onayına muhtaç, zavallı, hasarlı kişiliklerdir. Hep onaylanmak, takdir edilmek, beğenilmek, sadece alkış almak isterler. Görüntüleri gerçekliğin yerini almıştır. Bu tiplerin ortak özelliği, utançtan muzdarip oluşlarıdır. Bütün yaptıkları, utançlarını örtmek içindir. Sanatta, ekonomide, siyasi-askeri alanda bu tiplerden çok miktarda vardır. Tabi içlerinde ‘başarılı’ olanlar da bulunmaktadır. Narsistler göründükleri gibi değildirler. “Utanmaz”lardır onlar. Oysa sağlıklı olanlar ‘sıradan’ insanlardır. Utanmasını bilen kadar, insan olmaya layık bir kimse yoktur.
İkinci ortak özellikleri haset duygusudur. Herkesi kıskanır, küçümserler. Bunların sevme kapasiteleri yoktur, sevgileri çok sığdır. Pişmanlık ve şükran duyguları bulunmaz. Teşekkür etmesini bilmezler. Bunlar hep haklıdırlar.
Paranoyidlerin temel özellikleri ise şüpheci olmalarıdır. Mizahtan yoksundurlar, mizahtan hazzetmezler. Dünyaları şüphe üzere kuruludur. Yapılarında öfke ve kin belirgindir. Başkalarının hep kendilerine zarar vereceğine inanırlar, herkes düşmandır onlar için. Her zaman ihtiyatlı ve temkinlidirler. Utanç ve zillet içinde yaşarlar. Daima kabahati başkalarının üzerine atarlar çünkü suçluluk duymaktadırlar. Kendisini çok güçlü görür, dünyayı yönetecek kadar güçlü bulur kendini… Ama dünya kötülüklerle dolu olduğu için onlarla başa çıkamamaktadır… Başkalarına saldırır ve bundan da kendine bir anlam çıkartır. Bu tipler bazen bilirler / sezerler de. Ama onlar bazı şeyleri bildiler diye, peşlerine düşmemiz gerekmez.
Sonuç olarak, Erol Göka’nın sunumu bilgilendirici idi. Sunumunu dinlerken, mehdilik konusuna demek ki bir de psikiyatr gözüyle bakmak elzemmiş diye düşünmemek mümkün değildi. Böylece, mehdilerin hasta olduklarına dair var olan kanaatimiz, bir bilim adamının ve doktorun tanıklığı ile iyice pekişti.
Göka’nın, mehdilerin hasta olduğuna dair, kendinden son derece emin tespitleri çok önemliydi; bu insanların hasta olduklarını herkes anlar, hepiniz anlarsınız diyordu ve şu vurucu cümlesini kuruyordu: “Akıl sağlığı, güzellik kadar görünen bir şeydir.”
Erol Göka’nın sunumu, daha ziyade kendi bilim alanından gelen sorulara verdiği cevaplarla son buldu.
VENHAR