Büyük şeytan ABD’nin başkanı şımarık Trump 4 gün süren küçük bir Ortadoğu turu yaptı. Kendi ifadesiyle Ukrayna için şimdiye kadar harcadığının tam 12 katını kazanarak ülkesine döndü. Gazze bombalanırken namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini Trump’ın ayakları altına seren haysiyetten yoksun bir Arap yönetici topluluğunu seyretti dünya. Varlıklarını, güçlerini ve saltanatlarını borçlu oldukları o kahrolası güce aşağılıkça boyun eğerek ve adeta borçlarını ödeyerek uğurladılar efendilerini. ABD’ye verdiklerinin onda birini eğer Gazze için, Filistin için harcayacak olsalardı bölgede ne ABD ne de başka bir güç kalırdı. Ama onların görevi bulundukları topraklarda İslam’ın gelişmesinin ve cihad hareketlerinin önüne geçmektir.
Elbette biliyoruz ki onların namus ve şerefleri yoktur. Çünkü onlar izzeti ve şerefi Allah’ın, Resulünün ve mü’minlerin yanında aramamaktadırlar. Onlar kendilerini oralarda var kılanlara varlık borçlarını gereği gibi eda etmektedirler. Müslümanlar olarak bunu görmekteyiz de bunun karşılığında nasıl bir tavır sergilemekteyiz? Giderek daha fazla kirlenen ve daha karmaşık bir yapıya evrilen dünya düzenine karşı Müslümanlar olarak yeni ve güçlü cümleler kurmamız gerekmektedir. Onlar bir öldürdükçe bin dirilen bir nesil olmayı becermek zorundayız ki küfürle mücadele edecek müminler topluluğu hep varolsun ve küfrün kalbine korku salsın.
İslam, Mekke’de Allah resulünün davetiyle hayat bulmuş ve oradan tüm dünyaya yayılmıştır. Resul öldüğünde Mekke tekrardan putperestliğe dönmek üzereyken Süheyl Bin Amr “Ey Mekke ahalisi İslam’a en son giren biz olduk ilk çıkan da biz olmayalım…” diye Kureyş’e hitap etmişti. Şimdilerde İslam ülkelerinde Süheyl Bin Amr’lar cezalandırılmakta Amr Bin Hişamlar ise ödüllendirilmektedir. İslam’ın yeşerdiği topraklar şimdi puta tapıcılar tarafından şirk içerisinde yüzmektedir. Müslümanların kanları oluk oluk akıtılırken, namusları ayaklar altında çiğnenirken ve Müslümanların kutsalı Mescidi Aksa işgal edilirken Amr bin Hişamlar efendilerine yaltaklanmakta ve namuslarını onların ayaklarına sermektedirler. Mekke ve dahi tüm Arap toprakları şereflerini iade edecek bir hareket ve bir duruş beklemektedirler. Bu kahrolası manzara ne yazık ki yalnızca Arap topraklarında olmayıp istisnalar hariç birçok İslam beldesinde yaşanmaktadır.
Elbette nice az toplulukların çok topluluklara galebe çaldığını ayetin hükmü gereği bilmekteyiz. Gazze, Yemen, Hizbullah ve İran bu ümmetin direnişinin sembolleri olarak tarihte anılacaklardır. Bu direniş ekseni var oldukça ve Müslümanlar umutlarını her daim korudukça elbette bugün olmazsa yarın inşallah küfrün beli kırılacaktır. Korkmadan, yılmadan ve İslami direnişi gündemimizden çıkarmadan her daim diri tutarak ve diri kalarak var oldukça küfrün dengesi şaşacaktır. Yaşananlar her ne kadar acı olsa da kendi gerçekliğimizle yüzleşmemiz açısından bir öğreti olarak bize yansımaktadır. Müslümanlardan son nefer yok olmadıkça dünya için umut bitmeyecektir.
