Gazze’nin Hamileri Nerede?

Öldürmeye doymayan, doyamayan bu yamyam ve lanetli teröristler bir yandan katliamlarına devam ederken diğer yandan da her gün onlarca Filistinlinin evini gasp edip, kamulaştırarak Yahudi yerleşimci adını verdikleri hırsız ve zorbalara tahsis etmekten de geri durmuyorlar. Neden birileri çıkıp da bu hamilik yapmaya soyunan, günlerce boy boy reklam yapan, hamasetçi kurtarıcılara, (garantör devletlere) "Sizler ne biçim garantör devlet veya lidersiniz!" demiyor? Hala Gazze’de katliam şebekesi İsrail askerleri insanları öldürüyor, toprakları ve evleri mustazaf halkın elinden dipçik zoruyla alınıyor. Ekin tarlaları ve zeytin bahçeleri ateşe veriliyor. Sokakta yürüyen kadın veya çocukların üzerine araç sürülüyor. Adeta kuduz olmuş itler gibi Gazzeli annelerin çocukları işgalciler tarafından parçalanıyor, ama siz hala en şiddetli şekilde kınamayla, katil Netanyahu demekle olayları geçiştiriyorsunuz. Sözde kınamaların diplomatik dilin ötesine geçmediği devam eden ilişkilerden çok rahat anlaşılabiliyor.

7 Ekim 2023 günü Aksa Tufanı hareketi adıyla gündeme oturan Filistin/Gazze direnişi o gün itibarıyla tüm dünyada gerçek bir tufana sebep olmuş, dünyayı yönetmeye çalışan güç odaklarında da büyük bir şok etkisi yapmıştı. Etkisinin büyüklüğü sebebiyle bu olay dünyanın en ücra köşelerinde bile insanların gündemine oturmuştu. Aradan geçen yaklaşık üç yıla rağmen hala Gazze gündemden düşmedi ama bu gündemi Kassam Tugaylarının estirdiği tufan yerine daha çok kibirli ama korkak Siyonist Yahudi devleti belirler oldu. Bunun sebebi Hamas ve kahraman mücahitlerin kardeş bildikleri İslam ülkelerinden ve sözde garantör devletlerden yeterli desteği görememesi. Üstelik on Ekim 2025 de garantör devletlerin ayak oyunları ve baskısıyla Hamas ateşkese zorlandı. Tabi ki ateş kes sadece Hamas için geçerliydi. Hak hukuk diye bir kural tanımayan Terör şebekesi İsrail, bu ateşkesi her gün ve her an ihlal ederek katliamlarına hala devam etmektedir.

Öldürmeye doymayan, doyamayan bu yamyam ve lanetli teröristler bir yandan katliamlarına devam ederken diğer yandan da her gün onlarca Filistinlinin evini gasp edip, kamulaştırarak Yahudi yerleşimci adını verdikleri hırsız ve zorbalara tahsis etmekten de geri durmuyorlar. Bu zulümler altındaki mağrur ve şerefli Gazze halkının gözyaşlarını ve acılarını seyreden çok, ama onların acılarını dindirecek, yaralarına merhem olacak Allah’tan başka hiç kimse yok. Eğer ciddi anlamda bu feryatları gören hisseden devlet veya devletler olsaydı bu acılar bu boyutlarda yaşanmayacaktı. Bu acılar yaşanırken Gazze’li canlarımız katledilirken yaptığımız dualar, gönderdiğimiz maddi yardımlar onların acılarını dindirmeye yetmediğini artık anlamalıyız. Eğer Duanın eylem olduğuna inanıyorsak derhal harekete geçip hem ellerimizi semaya açıp hem de Allah’ın Rasulü gibi kılıcımızı kuşanmalıyız. Çünkü Allah zalimin zulmünü ortadan kaldırmak için adalet sahibi müminleri vesile kılmak istiyor. Allah’ın ezelden beri sürüp gelen  sünnetullahı budur.

Şunu herkes kabul etsin, şu an dünyada ABD ve İsrail’i durdurabilecek hiçbir güç hiçbir otorite gözükmüyor. Bu söz konusu ülkelerin güçlü olduğundan değil, tam tersine İslam ülkelerinin korkak ve işbirlikçi olduklarından dolayı böyledir. Hele hele İran’a savaş açıp altyapısını tarumar eden Türkiye’yi de müttefik edinip denklemin dışında tutmayı başaran düşman istediği şekilde at oynatabiliyor. Arap ülkelerine gelince, ruhunu ABD ve İsrail’e satmış hiçbir Arap ülkesi veya liderinin İsrail ve Amerika’ya karşı koymasını beklemek şu an için akıl dışıdır. Bu hakikatleri konuşmak yerine TV yorumcularının ekranlarda sadece ekonomi odaklı ve korkak yorumlarını dinlemekten artık tiksinir hale geldik. Hiçbir yorumcu altın ve petrol fiyatlarını bir kenara bırakıp da Gazzeli çocukların hatırını gözeterek yaşadığı ülkenin iktidarına veya devlet başkanına bir çift söz söylemediği gibi onlara zerre kadar toz kondurmadı. Oysa kral çıplak demek büyük bir erdemdir. Lidere tapmamak, onun yanlışına yanlış, doğrusuna doğru demek izzet ve şerefin en üst mertebesi değil mi? Halbuki “eğer yanlış yaparsan seni kılıçlarımızla doğrulturuz” demek İslam’ın ve şerefli Nebi (sav)’in ve izzet sahibi sahabesinin ümmete öğrettiği en değerli öğretilerdendir. Bu öğreti Müslüman’ın ana düsturu olmadığı müddetçe yeryüzünde adalet sağlanabilir mi?

Neden birileri çıkıp da bu hamilik yapmaya soyunan, günlerce boy boy reklam yapan, hamasetçi kurtarıcılara, (garantör devletlere) “Sizler ne biçim garantör devlet veya lidersiniz !” demiyor? Hala Gazze’de katliam şebekesi İsrail askerleri insanları öldürüyor, toprakları ve evleri mustazaf halkın elinden dipçik zoruyla alınıyor. Ekin tarlaları ve zeytin bahçeleri ateşe veriliyor. Sokakta yürüyen kadın veya çocukların üzerine araç sürülüyor. Adeta kuduz olmuş itler gibi Gazzeli annelerin çocukları işgalciler tarafından parçalanıyor, ama siz hala en şiddetli şekilde kınamayla, katil Netanyahu demekle olayları geçiştiriyorsunuz.
Sözde kınamaların diplomatik dilin ötesine geçmediği devam eden ilişkilerden çok rahat anlaşılabiliyor. Ticari hiçbir ilişkiyi kesmeden yurtta sulh cihanda sulh safsatasının gölgesinde uyumaya ve uyutmaya devam ediyorsunuz. Bu konuda hakikati konuşan insanları da en ağır ithamlarla suçlayabiliyorsunuz. TV kanallarına abone olmuş iktidar yanlısı yorum yorgunlarından hiç bir Allah’ın kulu çıkıp da Türk hükümetinin hiçbir yanlışını söylemedi söyleyemedi. Söyleyenlerde ya görmezden gelindi ya da göremez hale getirildi. Garantör devletler Amerika ve İsrail’e neler vaat ettiyse ( Ki garantör devletlerden birisi de Amerika. Düşmandan garantör seçildiğine de herhalde ilk defa şahit oluyoruz). Geçtiğimiz günlerde, yani 26 Nisan 2026 da Mahmud Abbas münafığının Hamas’sız yaptırdığı yerel seçimi kimse eleştirmedi. Direnişçileri yerin altında, silahları susturulmuş, halkı mahkum edilmiş, etrafı adeta tel örgülerle çevrili bir devlet veya şehirde hür bir seçim yapılabilir mi? Savaş ortamında yapılan bu seçim yerel de olsa düpedüz insanlarla alay etmek değil midir?

Bu seçime İsrail veya ABD göz yumdu, neden? Çünkü onların istediği zaten Hamas’ı silahsızlandırmak ve yönetimden uzak tutup ortadan kaldırmak, dolayısı ile seçim kafir ve münafığın arasında uzlaşılan danışıklı bir dövüş dedikleri oyundan ibarettir. ABD İran savaşına danışıklı dövüş diyenler keşke Gazze garantörlerine doğru dürüst bakabilseler de danışıklı dövüş nasıl olurmuş bir görseler. Konumuzun dışında ama aynı hatalar Suriye’de de yapıldı ve İsrail’le Amerika sınır komşumuz oldu. Kılavuz yanlış olunca yapılan yanlışlar da tren katarı gibi arka arkaya diziliyor maalesef. Ne zaman devlet olarak yalnız ama bağımsız hareket ederseniz işte o zaman zulme uğrayan her Müslüman’ın dostu ve hamisi olabilirsiniz. Aksi halde güçlülerin ve müttefik dediğiniz devletlerin izin verdiği kadar hami veya garantör olabilirsiniz. Bu da ikiyüzlü davranmayı zorunlu hale getirmekten ibarettir.

Gazze’yi her gün gözümüzün önünde yerle bir etmeye devam eden kuduz sokak Siyonistleri, şimdide Lübnan’ın Sur kentini yerle bir ediyor. Oradaki derdi ise, Hamas’a yaptığının aynısını Hizbullah’a yapıp kendi geleceğini garantiye almaktır. Ama ölenler yine Müslüman, seyredenler ise zaten Müslüman. Siz de diyeceksiniz ki İran’a, Hizbullah’a ve hatta Hamas’a Amerika ve İsrail ağzıyla konuşan bir İslam dünyasından seyretmekten başka ne bekleyebilirsiniz ki! Mutlak doğru Allah’a aittir.