Gazze ‘Barış’ ya da ‘İhanet’ Kurulu Üyelerine Dikkat!

Tüm İslam alemini aptal yerine koyan ve Gazze barış kurulundan söz eden ABD başkanı Trump kurula atadığı üyelerle aslında niyetini ortaya koymuştur. Eğer bir barış olacaksa Hamas bu kurulun neresindedir? Kurulda Hamas yoktur, çünkü Hamas’a biçilen rol Siyonistlere göre ölümdür.

Geçtiğimiz günlerde yani 16 Ocak günü ABD başkanı Trump, Gazze için yeni bir vizyon belgesi yayınladı. Bu belgenin adı Gazze barış kurulu olarak tüm dünyanın almaya açık olduğu algısına sunularak duyuruldu. Barış kurulunda ismi geçen kişiler ise tamamen ABD ve İsrailli Siyonistlerin belirlediği tescilli kafirlerden, katillerden oluşmaktaydı. Tabi ki bekleyip zamanla daha net göreceğiz ama beklemeden görmek veya görmeye çalışmak küfür cephesinin olduğu kadar bizim de hakkımız diye düşünüyoruz. Çünkü yeryüzüne barışı getirecek olan savaş baronları, kan içici vampirler, insanlık düşmanları olmaz olamaz. Tüm İslam alemini aptal yerine koyan ve Gazze barış kurulundan söz eden ABD başkanı Trump kurula atadığı üyelerle aslında niyetini ortaya koymuştur. Eğer bir barış olacaksa Hamas bu kurulun neresindedir? Kurulda Hamas yoktur, çünkü Hamas’a biçilen rol Siyonistlere göre ölümdür.

Bu sözde barış kuruluna atanan üyelerin özellikle dört tanesinin sicilinin bozuk olduğunu zerre kadar basiret sahibi olan her Müslüman bilir. Hal böyle olunca Gazze’de Hamas’ın ve Kassam tugaylarının ve hatta tüm Filistinlilerin lehine bir gelişme olacağını düşünmek tam bir safdillik olur. Barış kurulu üyeleri çok ilginçtir ama hepside savaştan beslenen, savaşla ayakta duran, sömürgeci, emperyalist atalarının izinden bir an bile ayrılmayan, şeytani planlarıyla meşhur olan despot zalimlerdir, tağutlardır. Peki, kim bu atanan isimler? ABD dış işleri bakanı Marco Rubio, Trump’ın Ortadoğu temsilcisi Steve Witkoff, Trump’ın damadı Jared Kushner ve Gazze’yi/Filistin’i 1917 de Yahudilere armağan eden zamanın Biritanya dışişleri bakanı Arthur Balfour denen iblis’in “torunlarından” biri olan Tony Blair’dir.  Bu isimleri sizlerle paylaşırken ajanslara sürpriz bir isim daha düştü. O da Rusya devlet başkanı Viladimir Putin. Hepsinin ortak özelliği nedir dersek, işgalci olmaları, mazlum ve zayıfları sömürmeleri yetmedi öteki olarak gördükleri her insanı, toplumu yok etmek kökünü kurutmak.

Bu arada, Türkiye’ye biçilen bir rol var mı dersek, elbette ki var. Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu görevde yer alacak. Diğer Arap ülkelerinden de mutlaka katılım olacak. Ancak Müslüman kamuoyu şunu unutmamalı ki gidişatı belirleyici güç kesinlikle Siyonist Yahudi devleti İsrail ve ABD olacak. Herkes bilir ki tarihi güçlüler yazar. Şu an yaşanan ve yazılan da bu. Eğer içimizden birileri Barış kurulunda Müslüman ismini görmekle ümitleniyor ve seviniyorsa kusura bakmasın ama sevinci kursağında kalma ihtimali çok yüksek. Çünkü savaş şebekesinin barış kuruluna atadığı üyeler tek kelimeyle eli kanlı katillerdir. Bu üyelerin içerisine renk versin diye seçilen Müslüman üyeler makarnanın üzerine akilmiş sos mesabesinden öteye geçemez. Sadece kullanılmaya elverişli birer aparat olarak görev yaparlar ve zalimleri işini kolaylaştırırlar.

Eğer bu üyelerin birinci görevi Hamas’ın silahsızlandırılması olacaksa ki, basına yansıyan veya yansımayan tüm haber odakları bunu doğruluyor. O zaman Hamas’ı ikna görevi daha çok Türkiye dışişleri bakanı Hakan Fidan’a düşüyor. Bu ikna girişimi ise yaklaşık iki buçuk yıldır süren direnişin, toprağa düşen bunca bedenin, yakılıp yıkılan Gazze’nin ve Kassam tugaylarının şanlı direnişinin çöpe atılması anlamına geliyor. Öyle ya Hamas’ı denklemden çekip alınca geriye Münafık Mahmud Abbas veya onun benzeri satılmış Batı zihniyetli insanlar iktidara gelecek, biliyoruz böyle bir senaryoyu düşünmekte yazmakta gerçekten çok kötü. Burada söyleyebileceğimiz tek şey kafirlerin bu tuzaklarına karşı Müslümanlar olarak uyanık olup Rabbimizden yardım istemek ve onların bu tuzaklarını başlarına geçirecek bir ortam yaratması için O’na yalvarmak.

Eğer Gazze, barış kurulu denen emperyalist silah baronlarının ve ölüm makinelerinin temsilcisi olan İslam düşmanlarının insafına terk edilmişse derin derin düşünmemiz lazım. Çünkü bu işte bir çelişki, bir yanlışlık var. Ama bu yanlışlık ABD’ye göre değil biz Müslümanlara göre. ABD inandığı doruyu hayata geçirmeye çalışıyor, fakat Müslüman kamuoyunun ABD’nin bu projesine yaklaşımı ABD’nin ideolojisiyle paralellik gösteriyorsa durum vahim demektir. Ki şu ana kadar herhangi bir İslam ülkesinden ABD’yi eleştiren bir yaklaşım duymadık. Sükut ikrardan gelir söylemini düşündüğümüzde ABD’nin projesi tüm İslam ülkelerinde kabul görmüş demektir. Burada bir genelleme yaptıysak da farklı düşünen birkaç İslam ülkesi olduğunu da biliyoruz elbette.

Onların alınan kararlarda bir dahlinin olmadığı için bu genellemeyi yaptık. Yani dememiz o ki, Gazze’miz ve Müslümanlar adına kirli işbirlikleri, şeytani komplolar, münafıkça ihanetlerin ardı arkası kesilmiyor. Biz ise sadece seyrediyoruz. Ama Müslümanlar olarak birbirimizden şunu istemek hakkımız: hiç olmazsa olup biten hadiseleri doğru okuyalım, basiret ve feraset sahibi olalım, hala içimizde Gazze’yi doğru okuyamayan Müslümanlar var. Yine hala ABD’nin saldırısına rağmen İran Şii mi, onlar kaçıncı mezhep, onlar bizden mi ve hatta onlar Müslüman mı demekten vazgeçmeyen Müslümanlar var. Bu gerçekten akıl tutulması ama unutmayalım eğer aklımız Vahyi doğru okuyamazsa Allah bize zafer bahşetmez ve üzerimize pislik yağdırır. Son olarak savaş yanlıları, savaş mimarları ve savaş baronları olanlar; barış elçisi veya barış kurulu üyesi olamaz. Olursa orada İslam adına, Müslümanlar adına ihanet olur. Selam ve dua ile.