Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir her şeyden haberdardır. (Hucurat: 13).
O’nun delillerinden birisi de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır. (Rum: 22).
“…O daha önceki kitaplarda olduğu gibi Kur’an’da da size Müslümanlar adını verdi “ (Hac: 78).
Ve: “Allah nezdinde hak din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur. (Ali İmran:19)
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85).
Yukarıya aldığımız Kur’an ayetleri insanı, İslam’ı, Müslüman’ı tanımladığı gibi birde üstünlüğün mezhepte, meşrepte, kavmiyetçilikte değil sadece takvada olduğunu tüm insanlığa öğretmektedir. Ayrıca Müslüman’ların kimleri dost edineceği, kimlere arka çıkacağını belirleyen çok sayıda ilahi emir vardır. Bu ayetleri uzatmamak için buraya almayacağız ama isteyen kardeşler en azından Nisa 144, Maide 51-55 ve Tevbe 23. ayetlerine bakabilir. Kur’an’ın çarpıcı ve çok önemli ayetlerinden birisi de hiç kuşkusuz Şura 39. Ayeti kerimesidir: (Onlar o kimseler ki) Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaşırlar. Yani kafirin, Siyonistlerin, tağutların, emperyalistlerin destekçisi değil tam tersine Müslüman kardeşinin yanında durur ve onun hakkını hukukunu korumaya çalışır. Bu yardımlaşma sorumluluğu toplum veya birey olarak fark etmeksizin Allah’ın biz Müslümanların üzerine yazdığı bir farzdır.
Birde ilk paragraftaki ayetlerin tefsiri diyebileceğimiz bazı hadisler var ama bunlardan sadece Rasûlüllah (sav)’in veda hutbesinde insanlara hitaben söylediği sözlerin konumuzla alakalı olan kısmını alacağız: “Ey insanlar, sözümü iyi dinleyin. Rabbiniz birdir. Hepiniz Ademin çocuklarısınız; Adem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” Gerçekten de Allah Rasûlü’nün bu seslenişi Kur’an’ın ruhuna uygun bir sesleniş ama öğüt alan nerede.
Buraya kadar kısaca da olsa alıntıladığımız Kur’an ayetleri ve Hz. Nebi (sav)’den de bir hadisle dahi olsa desteklemeye çalıştığımız konu malumunuz olduğu üzere mezhepçilik hastalığına yakalanan guruplara, hiziplere, kardeşlere, Kur’an’ın gösterdiği tedavi yollarını aramaya çalışmaktır. Takdir edersiniz ki bu konu küçük bir yorumla çözüme kavuşacak, tüm sorunları çözecek, savaşları durduracak bir mesele değil. Meselenin kökleri tarihin derinliklerinde üzeri küllenmiş olarak uykuya yatsa da gerek duyulduğunda ehli nifak ve şeytanın üflemesiyle bu külleri tekrar harlamayı, alevlendirmeyi ustaca becermektedir.
Gerek İslam ümmeti olarak ve gerekse tek tek her şahsiyet bugün Müslümanların içerisine düştüğü bu durumdan sorumlu diye düşünüyoruz. Çünkü herkes konuşabiliyor, kanaat belirtebiliyor, yorum yapabiliyor, herkes kendinden olmayan mezhebe veya meşrebe küfredebiliyor ya da destek olup dua edebiliyor. Yani kanaat belirtirken –işin künhüne vakıf olanları tenzih ederiz- ortalıkta ne Kur’an ayetleri var ne de Allah Rasulü’nün hayatından bir kesit. Oysa ehli sünnet adıyla ün yapmış bu cenah, Kur’an’ın Müslümanlar ancak kardeştir öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ayetini duymamış olmaları imkansız.
28 Şubatta başlayan ABD ve İsrail’in İran’a olan saldırısı söz konusu birçok ehlisünneti sevindirmiş görünüyor. Katı ehlisünnetçi oluşumlar İran’ı ve Şiileri küresel Siyonist ABD ve İsrail’den daha tehlikeli gören bir anlayışa sahipler. Bu topluluklar İslam’ın ve Kur’an’ın ruhunu gerçekten anlamış olabilir mi? Yine bu insanlar Allah’ın peygamberini ve onun yirmi üç yıllık nübüvvetini hakkıyla anlamış olabilirler mi? Bunlara sormak lazım hiç mi Kur’an ve siyer veya İslam tarihi okumadınız? Eğer okumuş olsaydınız cehalet gözünüzü bu kadar kör etmezdi. Rasûlüllah’ın veda hutbesini evinizin duvarlarını süslemek için astınız da bu sözlerin ne anlama geldiğini, Müslümanlara ne söylemeye çalıştığını hiç mi düşünmediniz?
Bugün küfrün isimlendirmesiyle Ortadoğu dediğimiz İslam coğrafyası ateş altında. Tutuşturulan bu ateşin ana müsebbibi kim derseniz, bunun cevabı biz, yani ehlisünnet dediğimiz kesim olacak. Hemen kızmayın bakın etrafınıza onlarca Arap ülkesi, bilmem kaç tane Türk cumhuriyetleri iddiamıza açık delil değil mi? Bunların hiçbirisi savaş başladığı günden beri ABD ve onun havlayıcısı olan azgın Yahudilere tek bir cümle kuramıyor. Hatta en azından katil dedikleri Netanyahu’ya bile söz söyleyemez oldular. Ama şu an mazlum durumda olan İran’a her türlü hakaret yapılabiliyor, çünkü onlar öteki insan, belki insan bile değiller! Peki, inandığımız ve iman ettiğimiz Kur’an’ın Hucurat ayetleri nerede kaldı? Herkes kendi vicdanına dönsün ve sorsun, bizim dostumuz, kardeşimiz İran mı yoksa ABD ve İsrail denen terör devletleri mi veya bunların kurucusu İngilizler mi?
Bir düşünün bu kutuplaşma, ötekileştirme kimlerin işine yarıyor. Kimler buradan kazançlı çıkıyor. Eğer bu meşrepçi ve mezhepçi kafa değişmezse Müslümanların ırzı, namusu ve her türlü varlığı kafirler tarafından yağmalanmaya devam edecek. Bunun sorumluluğu ise ehlisünnet cakası satanların omzunda taşıyacakları ağır bir vebaldir. Sadece namaz kılmakla, oruç tutmakla, umre yapmakla veya dört mezhepten birinin rozetini takmakla ehlisünnet olunmaz. Ehlisünnet odur ki adaletsizliğe, şirke, küfre, zulme ve haksızlığa başkaldırmaktır. Bunun adı da Rabbimizin bize verdiği o şerefli isimle isimlendirilir, şerefle taşıdığımız o isim de Müslüman’dan başkası değildir. Ehlisünnet camiasından büyük bir kalabalığın takip ve taklit ettiği o büyük imam, İmamı azam Ebu Hanife’yi hatırlayın, zalime ve zulme nasıl başkaldırmıştır. Hem de zindana atılmak ve işkence görmek pahasına zalimin verdiği görevi dahi reddetmiştir.
Bugün Şii olmakla suçladığımız ve adeta öteki insan olarak gördüğümüz insanlar biz ne kadar günahkarsak onlarda o kadar günahkar. Biz ne kadar Müslüman’sak onlarda o kadar Müslüman. Daha ötesi yok. Ha eğer bu satırları yazanlarda mı Şii acaba diye aklınıza bir soru geldiyse, hayır bu sitenin tüm yazarları Müslüman ve Hanefi fıkhını takip ve taklit etmektedirler. Bu din Allah’ın dini adı da İslam ve hesabı görecek olan ise sadece Allah’tır. Allah’ın bizden istediği Müslüman olmaktır, kardeş olmaktır. Yine bu anlamda Hz. Muhammed (sav)’in bir hadisi var “sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz. (Buhari, iman. Müslim, iman) .
Demek istediğimiz o ki, mezhep ve meşrep çatışmalarından uzak durup Müslüman kalmanın tek çaresi Kur’an ve onun uygulayıcısı olan nebevi sünneti doğru anlamak ve doğru yorumlamaktır. Bu bağlamda dilimize çokça doladığımız ama pratikte çok göremediğimiz Ensar ve Muhacir kardeşliğini unutmayalım. Eğer bu kardeşlik vazifesini yapmazsak ve zulme uğrayan Müslümanların yanında durmak yerine onlar İranlı, onlar Şii diyerek onları topyekun kafir, sapık, İslam dışı suçlamasıyla suçlarsak emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmekle kalmayız ahir hayatımızı da mahvederiz. Unutmayın tarih ehlisünnet olarak bizim duruşumuzu da Şiilerin duruşunu da yazacak ve herkes hesabını Allah’a verecek. Aklıselim ile etrafınıza bir bakın, bugün yeryüzünde yaşanan fitne ve fesatlar, ABD’ye kuyruk olanlar tamamen ehlisünnet diye bildiğimiz devlet başkanları ve riyakar halk yığınlarından ibarettir. Bu kesimin Yahudi ve Hıristiyanlarla olan dostlukları yüzünden elleriyle satın aldıkları belalardır başımıza gelenler desek yanlış mı söylemiş oluruz. Hayır, hiçte yanlış değil, tam da kitabın ortasından bir söylem.
Eğer kanıt istiyorsanız yukarıda değindiğimiz gibi Körfez ülkelerine, ve Ortadoğu da ki tüm Arap ülkelerine bakın, ki Türki cumhuriyetleri de buna dahil hangisi Gazze mazlumları için İsrail’e bir füze attı, hangisi Siyonist mallarını boykot etti, hangisi ticareti tamamen kesti veya hak adına bir çift söz söyleyebildi. Hiç biri, ama Şii olan İran bunu yaptı. Oysa Hamas ve Gazze ehlisünnetti. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğu duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Maide: 8). Yüce Kur’an’ın bu uyarıları karşısında bize düşen tek alternatif var. Ey Rabbimiz! Şüphesiz senin kelamın haktır, biz de bu hakkı işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bizi ve tüm inananları zalimlerle, kafirlerle beraber iş tutmaktan, ortak olmaktan, plan ve proje üretmekten, gizli ittifaklardan, müttefik olmaktan, onların küresel şeytani oyunlarının parçası olup Müslümanları düşman görmekten kurtar. Amin.
Venhar
