Filistin direnişi adına tarihi bir kırılma noktasındayız. New York Deklarasyonu bunun “imzalı-mühürlü” belgesidir. Siyonist cephenin 7 Ekim 2023’ten itibaren adım adım uygulamaya koyduğu planın kritik bir aşamasındayız. Bu aşama direniş ekseninin Gazze cephesinin “tasfiye” aşamasıdır. Bu gerçekleştiğinde “İsrail liderliğinde” yeni bir bölgesel düzenin kurulmasının önündeki önemli bir engel daha kaldırılmış olacak. Suriye’nin Batı cephesine transferi tamamlandı, orada “ABD-İsrail” planı işliyor. Lübnan Hizbullah’ı ağır yaralı. İran yalnız ve Yemen sırasını bekliyor. Başka da bir şey yok. Bu noktaya İsrail’in tetikçiliği, kolektif Batı’nın azmettiriciliği ve finansörlüğü İslam dünyasının ise “örtülü ve açık” desteği ile geldik.
Bu noktaya gelmeyebilirdik. Her şey çok daha farklı olabilirdi. Ama gücü yetenler üstüne düşeni yapmadı; üstüne düşeni yapanların ise gücü yetmedi. Bugüne kadar dilimiz döndüğünce bunu anlatmaya çalıştık. “Anlamayanların canı sağolsun!” diyeceğim ama olmayacak. Ne canları sağ olacak ne de onurları kalacak. Hem bu dünyada hem de öte dünyada kapkara bir gelecek bizi bekliyor. Bundan hiçbirimiz azade değiliz.
Bu deklarasyona imza atanlar şunu bilmeli: Şu andaki Gazze eserinizdir. Şeytan sizi sahte ümitlerle kandırdı, sizde halklarınızı. Boş laflarınızla, sahte vaatlerinizle, sonu gelmez iftira ve yalanlarınızla İsrail’e can suyu verdiniz. Timsah gözyaşlarınızı kendinize saklayın. Sizden ne bir utanma bekliyoruz, ne de bir öz muhasebe. Sizler ki, direnişin hasmısınız. Dikenli dillerinizle, zehirli mürekkebinizle, iflah olmaz riyakarlığınızla İsrail’le birlikte direnişe vurdunuz. Yalan yok, işinizi iyi yaptınız. Ama bilin ki, patronlarınız sizi ödüllendirmeyecek. Kendi eliyle onurunu düşmana teslim edene düşman itibar eder mi? Zincirlerinizin cilasıyla mı övünüyorsunuz? Ev kölesi de olsa köle her zaman köledir.
Sizler “ticaret kervanı” gelince Peygamber’i Cum’a hutbesinde yapayalnız bırakıp camiden koşarak çıkanlar gibisiniz. Gazze ve Lübnan harabeye dönerken sizler dolar hesabı yaptınız. Mezhep hesabı yaptınız. Kavmiyet hesabı yaptınız. Ulusal çıkar hesabı yaptınız. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın, direnişin güvenliğini değil, kendi güvenliğinizi öncelediniz. Önce Gazze’yi bu duruma getirdiniz şimdi de diyorsunuz ki tek çare HAMAS’ın bırakıp gitmesi. Gazze’nin Abbas’a teslim edilmesi.
Çok değil aradan birkaç yıl geçince göreceksiniz. Bütün bir varlığınızı verip 7 Ekim sabahına dönmek isteyeceksiniz. Muhammed Dayf’ın çağrısına kulak vermediğiniz için kendinize lanet edeceksiniz. William Wallace’ın İngilizlerin güçlü ordusunu görünce savaş meydanını terk etmek isteyen İskoçlara yaptığı konuşmadaki gibi:
-Ben William Wallace’ım ve burada zorbalığa meydan okuyan ülkemin büyük ordusunu görüyorum. Özgür insanlar olarak savaşmaya geldiniz ve gerçekten özgürsünüz. Özgürlük olmazsa ne yaparsınız? Savaşacak mısınız?
-Hayır, hayır! Bunlara karşı mı? Hayır. Kaçacağız ve yaşayacağız.
-Evet savaşırsanız ölebilirsiniz, kaçarsanız bir süre daha yaşayabilirsiniz. Ve bundan yıllar sonra yatağınızda ölümü beklerken o yaşadığınız günleri bugünle değiştirmeyi hayal edeceksiniz. Bu fırsatı hayal edeceksiniz, bu tek şansı. Ve bugünlere dönüp şöyle demek isteyeceksiniz: Hayatımızı alabilirler ama özgürlüğümüzü asla elimizden alamazlar!
*
İslami Cihad lideri Ziyad Nehhale şöyle demişti:
“Bizim için ölüm işgal altında yaşamaktır. Savaş meydanlarında ölmek ise hayattır.”
Onlar özgür insanlar olarak yaşadılar. Asla boyun eğmediler ve zilleti kabul etmediler. Onlar bu dünyada muzaffer, öte dünyada bahtiyardır. Onlar bize İsrailsiz bir dünyayı hayal etmeyi öğretti. Bu hayalle yaşayacak ve bu hayalle öleceğiz.
Mücahit Gültekin
