Üç yıl Sonra Gazze’de Ne Değişti?

Aksa tufanı kıyamının üçüncü yılı 7 Ekim 2026 pazartesi günü doldu ve 4. Yılına girdi. Tabi bu geride bırakılan üç yıl sıradan bir doğum veya ölüm yıl dönümü olmaktan ziyade yeni bir tarihin başlangıcıydı. Geride bıraktığımız demeyeceğim, çünkü bu cümle sanki biraz unutulmuşluğu da çağrıştırıyor gibi. Onun için geride bırakmadığımız ve bırakmayacağımız ve asla unutmayacağımız bu üç yılın daha kaç yıl süreceğini bilmiyoruz bilemiyoruz. Hatırlarsanız bu sitede 18 Kasım 2024’te “Tarihin Dönüm Noktaları” Başlıklı bir yazı kaleme almıştık ve o yazımızda Orta Doğuda ve Dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye bir görüş bildirmiştik. Tabi bu öngörümüz bir kehanetten ibaret değildi. Kehanette bulunmaktan da Allah’a sığınırız. Onu kahinler yapsın. Bu öngörüyü bizimle beraber nice basiretli ve tevhid ehli Müslüman kardeşlerimizde yazdı çizdi ve söyledi.

Aslında bu öngörüyü sadece bazı Müslümanlar değil tüm Müslümanlar olarak ana kitap ve ana kaynak Allah’ın kitabı Kur’an ve Nebevi hareketin doğasından çıkarmış olmalıydık. Çünkü Allah Rasulü’nün izlediği siyaseti, savaşları, zaferleri ve kâfirlerin nasıl hezimete uğradıkları gerek Sîret-i Nebi’de gerekse Kur’an’ın o veciz anlatımıyla bizlere anlatılmıştı. Zaten yazan çizen aklıselim insanlar bu ana kaynaktan beslendiği ve kıssaları doğru anladığı için bir takım iddialı cümleler kuruyor veya kurabiliyor. Aksi halde iddialar havada kalır ve kahinlerin yaptığı gibi sadece laf cambazlığı yapmış olurlar.

Nitekim hemen her konuda kâhinlik yapan zevat malum olduğu üzere ekranlarda sık sık boy göstermektedir. Bunlar Müslümanlardan uzak olsunlar diyeceğim ama ne yazık ki Müslümanlar onlardan uzak durmasını beceremiyorlar. Bu zevata ben de Kul Sadi Yüksel’in dediği gibi diyorum. Sadi hoca Samiri’nin yaptığı puttan esinlenerek diyor ki: “onlara demokrasi ve laiklik adeta içirilmiş, sevdirilmiş ve kanıksatılmış” bu zevat hiçbir zaman ilahi iradeyi hesaba katmaz. Sadece bilimsellik, maddi güç ve çıkar onların değer ölçüsüdür. İlim ve doğru bilgi onlar için yok hükmündedir.

Bu durum İslam ümmeti adına gerçekten çok acınası bir haldir. Dinden arındırılmış laikliğin ektiği tohumlar tüm dünyada yeşerdiği gibi ülkemizde de GDO karışımlı din anlayışı boy göstermiş, yeşermiş hasadı yapılır hale gelmiştir. Ahiret bilinci, Allah korkusu, cennet cehennem, sevap günah birçok insanda adeta sıfırlanmış! Tüm yorumlar, yargılar, kaygılar vahiyden arındırılmaya çalışılmış. Ahiret bilinci tam olarak sıfırlanmayan kesimlerde ise din belirli günlerde ve cenaze defin işlerinde hatırlanmaktadır. Bu hatırlama ise yüzeysel, ruhsuz ve şekilsel bir gösteriden ibarettir. Hani Kur’an soruyor ya, ‘nasıl bu hale geliyorsunuz’ diye. (Müminun: 88-89) gerçekten Hak ve hakikat bu kadar açıkken biz nasıl da bu hale geldik/getirildik? Bu anlamda tüm İslam coğrafyasında ve tüm dünyada toplumları genel itibariyle ekonomi baronları ve reklam kapitalizmi insanları aldatıyor, yönlendiriyor ve yönetiyor.

Bu şer odaklarını iblisten bağımsız düşünmek doğru değil ama iblisleşmiş insanları hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Çünkü Şeytanı bile pes ettiren insanlar yeryüzünde mevcuttur. (Haşr: 16) Hani yine Kur’an iki guruptan bahsediyor ya Hizbullah ve Hizbuşşeytan diye. (Mücadele 19-22) Bu iki gurup, Allah’ın taraftarları ve Şeytanın taraftarları olarak yüce kitapta kayda geçmiştir. Sokaktaki insan için bunun en büyük kanıtı ise yaşadığımız ülkede bile her gün yüzlercesi tutuklanan bitmez tükenmez suç örgütleridir ki bunlar daha buz dağının görünen kısmıdır. Allah’tan koparılan maddeci insanın gideceği ve sığınacağı tek liman neresi? Elbette ki sapkınlığı kendisine rehber edinen bu insan, dünya hayatını cennete dönüştürmek için daha çok ve daha kolay yoldan maddi kazanç elde etmek isteyecektir. Onun için bu suç şebekeleri kolayca kendilerine eleman bulabilmektedir. Bu aşamadan sonra artık onun hesap vereceği bir ahiret hayatı veya hesaba çekecek bir yaratıcı makam yoktur. Böyle bir inanç artık bu kişi için bir iman değil, sadece alay edilmesi gereken bir nesnedir.

Tekrar Gazzemiz’e dönecek olursak, bugün üç yıl sonra Gazze’de gelinen nokta birilerine göre açık bir mağlubiyet ve yok oluştur. Bu düşüncede olanlara dünya sevgisi çok fazla içirildiği için kendilerine göre nesnel ve matematiksel diyebileceğimiz kanıtları ve delilleri vardır. Ama delilleri topyekun iktisadi ve çıkarcı mantıkla inşa edilmiştir. Yani ekonomik odaklıdır ve aynı zamanda da bu o insanlar için ekonomi tapınılması gereken bir sanem’dir. Yani kutsaldır dokunulmazdır. Gelişmeleri böyle okuyanlar bana göre vahiyden değil tam tersine her türlü kutsallıktan arındırılmış saf beşeri değerler ırmağından kana kana içenler veya içirilenlerdir. Hal böyle olunca bu güruha göre üç yıl sonra Gazze ve Gazeliler yenilmiştir, yıkılmıştır, yakılmıştır ve tamamen yok olmuştur. Bu aynı zamanda Samiriliğin uzantısı olan bir Yahudi mantığıdır.

Bugün Gazze’de bizim ve diğer tüm Müslümanların da kabul ettiği ve vicdanının sızladığı bir hakikat var elbette. Çünkü katledilen sabi çocukları, sakat bırakılan binlerce insanı, iffetli annelerin feryadını, izzetli babaların çaresizliğini, çekilen acıları ve ayaklar altına alınan Müslüman mahremiyetini ve yok edilen tarihi, diğer insanlar gibi Müslümanlar da görüyor ve şahit oluyor. Ama bütün bu katliamlara rağmen bağrımız taş basıp diyoruz ki; Gazze ve Filistin asla mağlup değil. Mağlup olan birileri varsa onları ashab-ı uhdud kıssasındaki gibi izleyen ve onların hakkında ileri geri konuşan ama zerre miktar kılını kıpırdatmayan ve maddi-manevi hiçbir yardım yapmayan ve yapamayan zavallı Müslümanlardır. Yani yıkılan Gazzeli değil adı Müslüman olan bunca kalabalıktır ve bizleriz.

Dememiz o ki, Gazze’de çok şey değiştiği gibi, aynı Gazze dünyanın gidişatını da kökten değiştirdi desek abartı olmaz. En başta Gazze kendi münafıklarını aşikâr etti. Gazze kendisine dost olduğunu söyleyen ikiyüzlü devletleri ve devlet başkanlarının tümünü ifşa etti. Bu yüzden dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak da. Tüm dünya kâfirleri, münafıkları ve onların satılmış işbirlikçileri Gazze’ye tuzak kurdular. Kurulan tuzağın farkında olan Kassam Tugaylarının yiğit evlatları bence tüm kralların tahtını salladı, bu yüzden hepsi de diken üstündeler. Çünkü ekonomileri altüst oluyor, petro-dolarların akıbeti karanlık ve iktidarları sona doğru yaklaşıyor. Bugün eğer İran – ABD/İsrail veya Suudi Amerika lakaplı Suud yönetiminin – Yemen’le savaşı varsa bunun tek sebebi Gazze kıyamı ve Gazzeliler’in şerefli direnişi sayesindedir. Çünkü bu coğrafyadaki gelişmeler birbirine gebedir, dolayısıyla bir hadise diğerinin doğum habercisidir.

Gazze gibi küçük bir beldeden yükselen bu kadar büyük bir kıyam ve başkaldırı ateşi birilerini yakacağa benziyor. ‘Gazze’de yükselen İslam sancağı ve buna bağlı olarak dünyadaki diğer gelişmelerden ne anlamalıyız?’ diye bir soruyla devam edecek olursak; cevaben vallahi vahyin o adalet ve merhamet karışımlı kokusunu uzaktan da olsa tatlı bir esintiyle beraber ta ciğerlerimizde hissediliyor dememek elde değil. Bu koku bir bahar meltemi eşliğinde tüm dünyayı sarıyor ve uyandırıyor sanki. Bu esintinin fitilini Gazze’nin izzetli ve şerefli evlatları ateşledi. Onlar istedi, Allah da onlara nasip etti, fakat çok ciddi bedel ödediler ve hala da ödemeye devam ediyorlar.

Eğer bu düşüncemizi abartılı bulup bir itirazınız veya bir şüpheniz varsa, Kur’an’ı çok ama çok okuyun. Ardından da Aksa Tufanı Komutanı ve şehitlerinden Muhammed Zeki Hamed’in “Tufan Sancağı Altında” kitabını okuyun. Orada göreceksiniz Gazze’nin ve Gazzelilerin büyük bir zafere nasıl bir iman ve amel bütünlüğünde imza attıklarını. Ve orada göreceksiniz, dua ile eylemin nasıl iç içe geçip bütünleştiğini. Eğer biz de merhum şehidimizin Siyonistlere ve azgın Yahudilere baktığı yerden bakarsak, onları gözümüzde büyütmek yerine onların şeytani planlarını anlamaya çalışırsak, işte o zaman Gazze’nin galip olduğunu anlarız. Ve Kur’an’ın sık sık uyardığı gibi kâfire ve küfre Allah’ın bak dediği yerden bakar, gör dediği yerden de görürsek işte o zaman üstün gelecek olanlar muvahhidler olacaktır. Bütün mesele Allah’ın bize biçtiği rolü doğru anlayıp, oyunu Allah’ın kurallarına uygun oynamaktır.

Evet, Gazze’de ve akabinde tüm dünyada çok şeyler değişti, Allah’ın izniyle daha da değişecektir. Bize düşen görev tarihin doğru tarafında saf tutmaktır. Dün Gazze’de gerçekleşen kıyamdan ötürü Aksa Tufanını kötüleyenler, bu günde İran’ı ve Yemen’i suçlamaya başladılar. Dün Suudi Arabistan’ı vahhabi diyerek yere vuranlar, bugün Şii Husilere olan kinlerinden ötürü Suudcu oldular. Peki, yarın Türkiye ile Suudi Arabistan karşı karşıya gelse (Bunun olmasını asla istemeyiz) Araplara hangi suçlamaların olacağını biliyor musunuz? Saldırının ABD güdümündeki Suudiler tarafından yapılmasına rağmen, suçu Husilere atan ve Husilere terör örgütü muamelesi yapan ırkçı, mezhepçi bir zihniyetten başka ne beklenir ki? Hani hatırlayın Husiler İsrail’in kalbini vururken ve onlar fare gibi sığınaklara kaçışırken herkes onları övüyor ve takdir ediyordu. Şimdi ne oldu?

 Sırf ABD ve İsrail istedi diye apar topar Mekke ittifakını oluşturanlar yanlış yaptıklarını elbet bir gün anlayacaklardır. Yine İsrail devletini,  kafirleri, Siyonizmi ABD’yi değil de sadece Netanyahu’yu hedef alıp höykürmek ve sadece onu şeytan ilan etmek tam bir ikiyüzlülüktür. Ama insanımız adeta hipnotize edilmiş olduğu için görmüyor göremiyor. Mesele Netanyahu denen iblis değil, mesele İsrail denen bir kanserin o temiz topraklardan sökülüp atılmasıdır. Yine mesele ABD denen büyük şeytanın İslam coğrafyasından sökülüp atılmasıdır. Ama kim müttefik olduğu ortağını atabilir ki. Heyhat ABD’ye zerre miktar söz söylenmez ve söylenemez oldu. Halbuki ABD bizim dostumuz değil düşmanımız olan küfrün elebaşı.

Yukarıda söylediğimiz gibi büyük şeytan ABD Husilere yapılan bu övgüyü kırmak ve Müslümanlar arsında yeni bir fitne oluşturup kutuplaşma meydana getirmek için Ensarullah’ı Müslümanların eliyle ümmetin gözünde şeytanlaştırmaya çalışıyor ve başarılı da oluyor. Bizim Müslüman camia ise her zaman olduğu gibi aç kalan kambur balina misali bu zokayı yutmaya hazır bekliyor ve yutuyor. Ama her ne olursa olsun Gazze’nin, Kassam’ın ve Hamas’ın yaktığı bu meşale sönmeyecek Allah’ın izniyle. Yapmamız gereken tek şey gücün değil hakikatin yanında olmak. Güçlü sandığınız küfür imparatorluğu elli yıldır abluka altında olan bir devleti dahi çökertemedi. Yukarıda değindiğimiz gibi son model silahlarıyla bir avuç inanmış Gazzeli genci yenemeyen dünya Siyonistleri iki milyar Müslüman’ı asla yenemez ama Gazzeliler gibi dik ve şerefli durursak. Mutlak doğru Allah’a aittir.