Trollerin Görevi: Dikkat Gaspı

Mücahit Gültekin, özellikle Gazze, İran ve Yemen'de devam eden savaşlar sırasında yaratılan algı operasyonları ve Müslümanların durumunu eleştiriyor.

Bir mücadelenin başarılı olabilmesi için temel şartlardan biri “neye dikkat göstereceğini” doğru tespit edebilmektir. En az onun kadar önemli bir başka şart daha var: Neye dikkat “göstermeyeceğini” bilmek! İkincisini başaramayan ilkini asla başaramaz.
Eleştirel düşünme literatürünün en sevdiğim kavramlarından biri “eleştirel göz ardı etme” (Critical ignoring) kavramıdır; eleştirel görmezden gelme de diyebiliriz. Eleştirel düşünme bir konuyu, bir olayı, bir durumu “dikkatle incelemeyi” gerektirir. Bu ise yoğun bir psikolojik ve zihinsel çaba harcamak demektir. Eleştirel göz ardı etme kavramı ise bunca bilgi yığını içinde “neyi görmezden geleceğimize” karar verebilmektir. Diğer bir ifadeyle zihinsel ve psikolojik enerjimizi “amacımızı besleyecek” bir şekilde kullanmaktır.
Bugünkü savaşımızın en önemli cephelerinden biri hatta en önemlisi işte bu cephedir: Dikkatimizi kim yönetiyor?
Trollerin ve trolleşmiş hacı-hoca, akademisyen ya da aydınların temel görevi halkın dikkatini iktidarın çıkarları doğrultusunda yönetmektir. Aslında onlar halkın neye dikkat göstermesi gerektiğiyle ilgilenmezler; neye dikkat “göstermemesi” gerektiğiyle ilgilenirler. Çok canlı, çok vurucu, çok dramatik tartışmalar başlatırlar. Bir bakarsınız ki, 30 yıl önceki bir videoyla çıkarlar karşınıza; bazen yıllar önce atılmış bir twitle, bazen bir kitaptan çekip çıkardıkları birkaç cümleyle…
Tabirimi mazur görün ama bir sürünün önüne atılmış kemiği kapmak için hırlayan köpekler gibi, biz o gündemle didişirken, asıl görmemiz gereken, asıl dikkat etmemiz gereken mevzunun cahili kalırız. Bazen bu tartışmalar haftalar, aylar, yıllar sürer. Herkes öyle bir bedel öder ki, kimsenin başka bir mevzuyla uğraşacak enerjisi kalmaz.
İktidar demek halkın dikkatini yönetebilme gücü demektir. İktidar, senin tefsir dersinde, sohbetinde, seminerindedir. Ve her şeyden önce neyi soracağını değil, neyi sormayacağını belirler. Neyi öğreneceğini değil, neyi öğrenmeyeceğini belirler!
Dikkat, iktidarın tekelinde olmalıdır. İşte bu troller ve trolleşmiş kişilerin de memur edildikleri konu budur. İktidar bunlara “himaye, imtiyaz ve statü”, bunlar da iktidara –ki çok ihtiyacı vardır- “rıza” ve “meşruiyet” sağlar: Sordurmayarak, göstermeyerek, örterek.
İşte bu örtüyü kaldıran, sorulmaması gerekeni soran her kim varsa o suçludur: Yerine göre vatan haini, yerine göre terörist, yerine göre ajan!
Metin Cihan’ı hatırlıyor musunuz?
Şu gemilerin nereye gittiğini soran adam.
Ya şu SOCAR’ın önüne giden gençleri… Hani şafak operasyonuyla evlerinden alınan üniversite öğrencileri var ya, işte onlar.
Peki ya TRT World’da sordukları sorulardan dolayı yaka-paça dışarı atılanları…
İşte bunların suçu trollerin kurduğu tezgahtan alışveriş yapmamaktır.
Onlar dikkat edilmemesi gereken şeye dikkat etme suçu işlemişlerdir.
Halbuki mezhep tartışması yapmalıydık örneğin: 1400 yıl önce olmuş olaylardan kendi aramızda yeni savaşlar çıkarmalıydık. Birbirimizi boğazlamalı, birbirimize sövüp saymalı, her birimiz bir diğerimizden kurtarılmış bölgeler var etmeliydik.
Böyle yapmalıydık ki, giden gemiler sorulmasın, ABD üsleri konuşulmasın. İktidarın ticaretine halel gelmesin.
Ha, eğer görülmesi gereken kendiliğinden görünüyorsa orada da devreye girecek olan yine trollerdir. Görünen şeyi nasıl göreceğimizi de onlar öğretir. Trump’ı mehter marşıyla karşılamaktan nasıl destan yazılacağını öğreten de onlardır.
*
Aksa Tufanı çok şeyi değiştirdi. Tekrar etmeye gerek yok, netice malum: Gazze’nin geleceği Trump’ın başkanlığını yaptığı bir güruha devredildi.
Eskiden samimiyete inanırdım. Samimiyet çözer her şeyi derdim. Şimdi buna inanmıyorum. Basireti olmayan bir samimiyetten daha büyük bir bela yokmuş meğer.
Mescid-i Aksa işgal altındayken şu yapılan mezhep-meşrep kavgalarından hangisi samimiyetsiz? Bu kavgaları örgütleyenleri demiyorum, bu kavgaları yapanlardan bahsediyorum.
Biz bu akibeti hak ettik kardeşlerim. Biz dikkati gasp edilmiş bir ümmetiz. O yüzden kendi aramızda kavga etmeye yazgılıyız. Dünyanın en sefil halidir bu: Mescid-i Aksa işgal altındayken tarihin derinliklerden kavgalar çıkarmak.
Hiç düşündünüz mü: Onca yıl gemiler İsrail’e vızır vızır işlerken Filistin için kurulmuş dernekler, vakıflar neredeydi? Neyle meşguldüler?
Artık anlıyorum ki, direnmek ne sadece bir cesaret ne de sadece bir samimiyet işi. Her şey dikkatle başlıyor; neye dikkat etmeyeceğini bilmekle başlıyor.
Mücahit Gültekin