Son günlerde yaşadığımız ülkede bazı cemaatlere suç örgütü adı altında bir dizi operasyonlar yapıldı. Yapılan bu operasyonlar Türk kamuoyunda ve İslami vakıf ve derneklerde şu veya bu şekilde bazı tartışmaları da gündeme getirdi. Hal böyle olunca özellikle münafıklar tarafından İslam’ın hanesine bir eksi daha yazıldı kanaatindeyiz. Haşa Allah’ın dini hiçbir zaman münafık veya kafirlerin istemesiyle herhangi bir eksiklik göstermez ve hiçbir gücün de İslam’ı karartmaya, eksiltmeye gücü yetmez. Ancak sonuçta İslam cemaat dinidir ve tüm insanlığa hitap eder ve ümmet olmamızı ister. İslam’ın mesajı doğası gereği çağları aşan evrensel bir din olduğu için dünyanın herhangi bir köşesinde Müslüman’ım diyen insanlar tarafından meydana gelen yanlış bir uygulama, yapılanma, hizipleşme veya cemaatleşmenin işlemiş olduğu sapkın/münker bir amel birileri tarafından doğrudan İslam’ın hanesine kaydedilmektedir. Bazı hiziplere kısaca değinelim.
Süleymancılık: Süleyman Hilmi Tuna’nın başlattığı bu oluşum Medreselerin kapatılmasıyla ve şartların da zorlamasıyla bir ivme kazanır ve çalışmanın kökleri ta 1930’lara kadar uzanır. 1951’den itibaren ise Süleyman Hilmi Tuna bu yapılanmaya kurumsal bir kimlik kazandırır. Bu kurumlar yasal ve sisteme entegre olduğu için laik devlet hiçbir zaman bunlara öte git dememiştir ve hatta güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Halbuki Osmanlıdan miras kalan medreselere tahammül edemeyip kapatan laik sistemin ta kendisidir. Ama işin garibi Süleyman Hilmi Tuna’nın Kur’an kursları açmasına sebep olan ve o alanda çalışmasına müsaade eden çelişkili devlet yine aynı laik ve demokratik devlettir. Peki, şimdi 2026 yılında ne oldu? Eğer bu adamlar gerçekten suç örgütüyse neden bu zamana kadar göz yumuldu ve Alihan Kuriş denen adam bu kadar büyütüldü. Eğer göz yumuldu ise bunun sorumlusu gelmiş geçmiş tüm hükümetler.
Özellikle 1960’lardan itibaren Avrupa’ya açılan bu örgüt veya cemaat her neyse işlenen tüm suçları son bir ayda işlemedi herhalde? Yani ortada bir suç varsa bu suçu işleyenler, görmeyenler veya göremeyenler de en az onlar kadar suçlu. Hele de televizyon ekranlarına her gün abone olmuş ve her şeyi bilen her şeye yorum yapan o uzmanlar yok mu? Bunlarda aslında devlet ve suç örgütü kadar suçlu. Bu zümre sonuç üzerinden konuşmayı çok severler. Çünkü dün ‘hocam’ veya ‘beyefendi’ dedikleri adam bugün hapse girmiştir ve toplum tarafından ipi çekilmiş ve aforoz edilmiştir. Keşke Alihan Kuriş’in ne halt olduğunu daha önce araştırıp yazsalardı ve bilmeyenleri uyarsalardı. Bu güruhun hali gerçekten çok acınası bir durumdur.
Süleymancı denen bu adamları sadece uzaktan tanıdık, haklarında bildiklerimiz yakîn bir bilgiye dayanmıyor. Ama üzerinde fazla durmak istemediğimiz zihin yapılarını ve izledikleri usulü bildiğimiz kadarıyla hiçbir zaman sevmedik. Çalışmalarını ise genel hatlarıyla hiçbir zaman nebevi hareket metoduna uygun bulmadık. Çünkü nebevi hareketi uygulayan tebliğciler/alimler usul ve yöntem olarak çalışmalarını şeffaf yürütür ve gizli ajandası olmaz. İslam’ın siyasetini, iktidar ve devlet olma talebini insanlara yaptığı tebliğde açık açık söyler. Yani partilerin oy potansiyelini elinde tutan ve hükümet ortaklığı yapan sözüm ona cemaatlerden dün Fetö bugün Süleymancılar gibi yapıların takip ettiği bir metot İslami olmaktan uzaktır. Mesela bugün menzil cemaati de İslami olmaktan uzaktır ama kimse dil uzatmaz ve uzatamaz ama yarın ne getirir ne götürür Allah bilir, bakarsın ki bu sefer de herkes menzilcilere küfrediyor. Bunları yazarken sistem tarafından dost veya düşman ilan edilen hiç kimse bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren tek şey olaylara Müslümanca bakabilmek.
Düne kadar hiçbir sorgulama yapmadan evlatlarının elinden tutup bu yapılara teslim eden mütedeyyin aileler ise acınası başka bir durum. Keşke toplumumuz İslam’ı Allah’ın kitabından ve doğru yerlerden öğrense de hiç birimiz bu hallere düşmeseydik. Sonuçta İslami bilinci olmayan insanların bu yapılanmalara olan teveccühü bu saçma oluşumları/kurumları/tarikatları ortaya çıkarıyor. Bunun birinci sorumlusu ise laik devlettir. Çünkü devlet itaat ister, itaat etmeyeni ise asi olarak tanımlar, hizaya getirmek ve sisteme entegre etmek için o güne kadar asi adamın işlemiş olduğu tüm dosyaları arşivden indirir suçlunun önüne serer. Bu gelişmeler yaşanırken devlet oynadığı oyunu başarıyla oynar ve kamuoyu önünde anında aklanır paklanır ve adalet dağıtıcısı olarak toplumun hafızasına kazınır.
Kuytulcular: Furkan Vakfı başkanı Alpaslan Kuytul’u sadece medya ve bazı dostların bildirdiği kadarıyla ve bir iki videosunu da yarım yamalak izleyerek tanıdığımızı söylersek doğru söylemiş oluruz. Daha önce de tutuklanıp hapse giren ve 22 ay yattıktan sonra serbest bırakılan ve hatta ceza aldığı davadan beraat eden Kuytul sert açıklamalarıyla tanınan bir şahsiyettir. Biz Müslüman olarak bilmediğimiz şeyleri söylemekten Allah’a sığınırız. Hakkında bildiklerimiz sadece medyanın servis ettiği haberler kadardır. Medya ise bugün için verdiği haberlerle Hucurat Suresinin 6. ayetine denk düşmektedir. Dolayısıyla Kuytul’un doğru veya yanlış yolda olduğunu anlamamız biraz zaman alacaktır. Bunu Kuytul’u beğendiğimiz için değil tam tersine Maide suresi 8. ayetine ters düşmemek için söylüyorum. Unutmamalıyız ki Müslüman ve adı Furkan (Hakkı batıldan ayıran) olan bir vakfın başkanıysanız attığınız her adım, söylediğiniz her söz İslam’ı ve Müslümanları bağlar. Onun içindir ki biricik önderimiz ve yol göstericimiz Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğdeki usulünü görmezden gelemeyiz.
Sonuç yerine: Özellikle Fetö olayında Müslümanlar bir kırılma yaşadı. Şahsen Fetö bize göre İslami bir yapı olmamasına rağmen birileri haklarında kötü bir söz söylemeye çekinir ve hayırla yad ederdi ki, buna hükümetten tutunda birçok yazar çizer ve hatta abartı demeseniz Türkiye’nin tamamına yakını Fetullah Gülenciydi. Nihayet 15 Temmuz 2026 da Fetö’nün ihaneti ortaya çıktı ve küfür de yarışanlar yarış parkur’unda yerlerini aldı. Devletin 40-50 yıl yetiştirdiği, rol verdiği, beslediği, hocam deyip şişirdiği, devlet yönetimine ortak ettiği adam bir gecede hain oldu, Fetö oldu. İtirazım o ki daha önce kullanılan ve çok işe yarayan bu adam veya ait olduğu yapı neden daha önce görülmez veya görülmek istenmez? İşte bizim halkımız bunu hiç mi hiç sorgulayamıyor. Bir düşünün 15 Temmuz 2016’dan bu yana aradan geçen on yılda kim kazandı kim kaybetti? Kim kaybedecek, tabii ki Müslümanlar kaybetti. Allah’ın dinine ve Müslüman Guruplara/cemaatlere güven duyacak adam kalmadı ki çocuğunu İslami vakıflara veya derneklere göndersin de çocuklar İslam’ı öğrensin.
Yani Fetöcüler, Süleymancılar, Kuytulcular veya falancılar sonuçta yapılan tüm yanlışların bedelini Allah’ın tertemiz dini olan İslam ve tevhidî düşünen Müslümanlar ödüyor. Bu işin kazananına gelince laik, demokratik Kemalist sistemden başkası olmuyor ve her geçen gün insanlar İslam’dan daha da uzaklaşıyor. Birilerinin işlediği zulüm, tuğyan, hırsızlık, tefecilik, sömürü gibi çirkin şeyler neden İslam’a mal edilir ki, bunu anlamak gerçekten imkansız.
Elinizi vicdanınıza koyun ey insanlar! Hala İslam’ı doğru anlama zamanı gelmedi mi? Neden aldatıcı şeytanın aldatmasına hala aldanıyor, onun vaat ettiği dünyalığa kanıyor ve batıla teslim oluyorsunuz. Hadid suresi 16. ayetinde buyurduğu gibi: “İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi…?” Buyruğunu tekrar hatırlayalım. Unutmayalım ki Allah’ın dininden başka tutunduğunuz her düşünce, her ideoloji, her parti yok olmaya Mahkumdur. Kur’anı anlama ve kalplerimizin ürperme zamanı çoktan geçti. Dolayısı ile bugün doğru diye yapıştığınız ne varsa yarın elinizden çıkıp gidecek kalıcı olan tek hakikat Allah’ın bizim için beğendiği İslam, Gözümüzün nuru Kur’an ve bunları pratiğe aktaran Allah Rasulünün o muhteşem siyeridir.
Hala yanlışlardan bir yanlış beğenmeyelim. Allah bize parçalanmayın sadece Allah’ın ipine sımsıkı yapışın dedikçe Müslümanlar hala saçma diyebileceğimiz fikir akımlarına eğilim gösterebiliyor. Dünyadaki olup bitenleri dahi doğru okumaktan aciz kaldık. Hakikat bu kadar açık olmasına rağmen bizim İslam’ın siyasetini bilmeyişimiz her alanda bizi köreltmiş durumda. Ne cemaatleri, ne siyasi partileri ne de kafirin at koşturduğu dünyamızı yeteri kadar tanımıyoruz. Kafire dost, Müslüman’a düşman muamelesi yapabiliyoruz. Bunu en açık kanıtı İran’ı Filistin’i Hamas’ı düşman ABD ve İsrail’i dost bilen nice ahmakların etrafımızda olduğudur. Yeryüzünün tek kurtuluşu İslam’ın iktidara gelmesiyle mümkündür. Ne Fetö, ne Süleymancılık, ne de Alpaslan Kuytul gibi yapıların gündemde tutulması sizi aldatmasın. Güneş balçıkla sıvanmaz bir gün her şey aşikar olur. Bizi tek ilgilendiren şey Allah’ın dini İslam’ın bütün ihtişamıyla çağlara meydan okumaya devam ediyor oluşudur. Çünkü arkasında Alemlerin Rabbi Allah var. Bu yüzden bize düşen görev İslam’ın çağırdığı esenlik yurduna topluca koşmak.
Selam ve dua ile.
