Seçilmiş Türk Irkına Vadedilmiş Topraklar

İslam ile şereflenmiş Türk'ün zihnine, doğuştan seçme şansının olmadığı bir mukadderatla övünç hissi doldurduğunda, seçilmiş olduğuna inanacak ve bu kibir onda şeref ve haysiyet bırakmayacaktı, öyle de oldu.

‘Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz!’ emrine şeksiz şüphesiz, efendi efendi itaat eden asil kanlı elit Türk; cebren ve hile ile lağvedilmiş ilk meclisten sıyrılarak, Ata’larının açtığı muasır yola ram olmaya hazırdılar. Yollarında duran dikenleri biraz olsun temizlemişler, hilafet, şeriat, muktesebat yanlılarını, emellerinin basamağı olan ikinci meclisten bari uzak tutmayı başarmışlardı.

Malumun ilamı en önemli darbeyi vurarak, Lozan’da verilen söz gereği hilafet kaldırıldı ve dünyadaki müslüman beldelerle ümmet bağı kopartılmış oldu. Sonrasında devrimlerle halkın İslam ve şiarlarıyla olan ilişkilerine yapılan saldırılarla da toplumun hafızası, geçmişi, kültürü ile irtibatı kesilmeye çalışıldı.

On yılda on milyon genç yaratmakla övünen rejimin derdi; toplumu kafatasçı, ırkını din edinen, liderine tapan, paganist geçmişine öykünen bireyler yetiştirmekti.

İslam ile şereflenmiş Türk’ün zihnine, doğuştan seçme şansının olmadığı bir mukadderatla övünç hissi doldurduğunda, seçilmiş olduğuna inanacak ve bu kibir onda şeref ve haysiyet bırakmayacaktı, öyle de oldu.

Öyle ki, Kur’an araplara indi, peygamber onlara geldiyse bizi ilgilendirmez küstahlığı; anıtkabiri kıble, içinde yatanı yarı ilah/peygamber, yazdığı nutkunu da kutsal kitabı haline getirmiştir.

Bu kendinden gayrısını beğenmeme hali tanıdık gelmedi mi? Yahudiler de böyle inanmıyorlar mı? Şimdilerde Gazze’yi yakıp yıkan, müslümanları katleden Siyonistler de benzer mantıkla hareket etmiyor mu?

Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı ile düşmana karşı mücadele verilip de elde kalan toprak parçasının, ancak kendisi gibi olan Türk’e vadedildiğine inanan güruh, her fırsatta kendinden gayrısına düşman kesiliyor. Aynı havayı solumaya dahi tahammülü yok. Hiçbir sebep yokken fitne çıkartıyor, Provokasyon yapıyorlar.

Gazze’nin yasını tutmaya çalışırken, terör olaylarının patlak vermesini bile fırsat bildiler(tam da bu sıralarda ortalığın karışması manidar!). “Bırakın topraklarını satan araplar için ağlamayı, kendi askerlerinize ağlayın.” deyiveriyorlar. Kendileri üzüldüler mi? Şimdi bir açık yakaladık deyip olayın üzerinde tepinirken, acaba saldırıların neresindeler?

Durumlarında, sayfalarında, hesaplarında bayrakları göndere çekenler, ulu önderlerinin fotoğraflarını paylaşanlar, pagan destanlardan fırlamış ‘kurt’ figürüyle ritüel yapanlar, nasıl da kuzu kuzu oyuna geliyorlar. Kırmızı çizgimizdir dedikleri illiştirilmiş inançları içerisinde güdüldüklerinin farkında olmayanlar, halis Türk oldukları sanısı ile körkütük sağa sola saldırıyorlar.

Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanıyorlar. Ya da durduk yere gürültüyü kendileri çıkarıyorlar. Azınlıkta da olsalar fosilleşmiş amentülerini kabul ettirmeyi, gündem etmeyi, devamlı konuşulmasını sağlayabiliyorlar.

Onlar için ortam alabildiğine müsaitleşti. Muhafazakâr iktidara çok şey borçlular, tabi muhafazakarlaşan seçmene de. Zira Kemalizm can çekişirken, belki de ölmüşken tekrar hortlamasını sağladılar. Muasırlıksa, modernlikse, demokratlıksa, laiklikse istedikleri, partinin tüzüğü ve çizgisi ile teminat altında zaten. En büyük endişeleri despot bir şekilde toplumu dönüştürememekti, ne yazık ki yumuşatarak, sevdirerek, razı edilerek, meşru hale getirerek zaten başarıldı.

Hülasa rejimin çarkları tıkır tıkır işliyor. Düşmanlaştırıyor, sevdiriyor, birbirine kırdırıyor, hısım ediyor, olmadı hasım ediyor, kendine saldırı olduğunda tüm bu hiziplerin kendine yardım ettiğini, edeceğini biliyor. Bu cendereden kurtulmadan yeryüzünün başka mazlumlarına elimiz ermeyecek. İçimizdeki işgalcinin eşkalini bilerek başlamalı.

Venhar