‘Devrim İhracı’, İran İslam Devrimi’nin dünyaya kazandırdığı kelimelerden biridir. Önce İran Devrimi, Humeyni’nin kapkara bedeni bütün ufukları kapatacak şekilde çizilen karikatürlerle öcüleştiriliyor, sonra da İran’ın bu öcü devrimi en başta yakın komşuları (bunların en başında Türkiye) olmak üzere ihraç etmeye çalıştığı, tüm dünyaya ihbar ediliyordu.
Bu gibi haberlerin hiçbir halis niyet taşımadığı ortadadır. Her şeyden önce Devrim (domates gibi, patates gibi) ihraç edilecek bir malzeme değildir. Lakin herhangi bir düşünce ya da ideoloji doğal olarak yayılmak ister. Fikir, yayılma istidadındadır. Yayılan fikir gayet tabiidir ki ilk olarak komşuya uğrar. Komşuda kabul görür veya görmez, bu ayrı bir meseledir. Ama siyasi düşünceyi kabul edecek ya da reddedecek olan halktır. Buna halk karar verecektir. Halk da ilim, fikir ve hareket adamlarının çağrısı ile uyandırılacak (inzar edilecek)tir.
İslam söz konusu olduğu zaman, cahillerin ‘devrim ihracı’ dedikleri şey özde, İslam’ın tebliğidir. İslam’ın tebliği Allah’ın emri, Rasûllerin sünnetidir. Bu büyük Sünnet Rasûllerden bütün müminlere miras kalmış en kıymetli vazifedir. İslam’ın, toplum hayatını ve siyaseti ele geçirmek maksadıyla tebliği demek olan, Darul İslam’dakiler tarafından ‘ihracı’, Darul Küfürdekiler tarafından ‘ithali’ bütün müminler için farzdır.
İslam sadece belirli bir kavme ve ülkeye gönderilmiş bir din değildir. İslam hiçbir sınır tanımaz. Duvarları, engelleri aşar gelir. Allah nasıl âlemlerin Rabbi ise, mülk O’na aitse, Allah’ın dini de alemlere şamildir ve din Allah’ındır. İslam’ın yayılmasını kimse durduramaz. Bugün ‘Devrim İhracı’ yaygarasını yaparak, bir şey ‘dediğini’ sanan cahiller Rasûlullah’ın tebliğine şahit olsalardı, onu da devrim ihraç etmekle suçlayacaklardı.
İran, İslam Devrimini ihraç etmek istemişse, demek ki hırsızlık, rüşvet, adam kayırma, fuhuş, faiz, her köşe başına bir put dikmeyi vd. murad etmemiştir. Kaldı ki devrimi ‘ithal’ etmek isteyen ülkelerin Müslümanları da haram olan hiçbir şeyi kabul etmezlerdi. Farzı muhal, İran İslam Devrimini ihraç etseydi, bundan sadece Allah rızasını elde edecekti, tek kazancı bu olacaktı. Fakat bu iş tabi ki bu kadar basit bir mesele değildir. Bugün yeryüzünde (siyasi duruş, el-velâ vel berâ anlamında) ikinci, üçüncü ‘İran’lar olsaydı, en başta İsrail hiç kurulamazdı, kurulsa bile Gazze’yi kevgire döndüremezdi, hapishanelerinde Müslümanlara akıl almaz işkenceleri yapamazdı, ABD denilen büyük şeytan on bin km. öteden gelerek İslam beldelerini hallaç pamuğuna çeviremezdi. Kısacası üç tane İslam Ülkesi olsaydı, dünyanın gidişatı bambaşka olurdu.
İçinde yaşadığımız, Müslümanlara ait olmaktan gasp edilip, Allah’sız bir yaşam tarzına teslim edilmiş bulunan ülke İslam’sızlıktan yanıp kavrulmaktadır. Bir ülkede İslam olmayınca, orası cehenneme dönüşmektedir.
İran, cahillerin ‘molla devrimi’ diye küçümsedikleri İslam Devrimiyle küresel haydut düzenini yırtıp atmış, söz konusu düzenin, bütün dünya halklarının gırtlağını sıkan haydut kurumlarını çöp tenekesine fırlatmış, bu kapitalist/zalim ‘hür dünya’ şeytanlarına meydan okumuştur. Bütün bunları mesela Türkiye de yapmış olsaydı, ortaya çıkacak güzellikleri tasavvur bile edemezdik. Bakın, hayali bile cihan değmektedir.
Mekke kâfirleri Allah’ın, üzerlerine gökten taş yağdırması pahasına, Kur’an’ın Allah katından gelmediğini iddia (ve temenni) ediyorlardı. Bir de Mekke’nin fethinde bütün müşrikler İslam’ın gücüne teslim olmalarına rağmen, Bilali Habeşi’nin Kabe’nin üzerinde ezan okuduğunu ve İslam’ın galebesini gördüklerinde, “babam gerçekten iyi bir adammış ki bugünleri görmedi!” mealinde serzenişte bulunmuşlardı. Yani Mekkeliler, iyi ki Mekke İslam’ı daha önceden kabul etmedi diye Allah’a hamd ediyorlardı.
İran’ın devrim ihraç etmek istediğini düşünerek korkuya kapılan, başarılı olamadığını düşününce de sevinenler, müşrik babaları Mekke’nin Rasûlullah’a fetih ve teslim olduğunu görmeden öldüğü için Allah’a şükreden müşriklere benzemektedirler. Halbuki İslam, “size hayat verecek olan” (Enfal, 24) vasfıyla Rasûlullah’ın tebliğ ettiği dindir. Bize laik-demokratik, ebter bir Kemalizm düzeni değil, Kur’an ve Sünnet demek olan İslam hayat vermektedir. Bir gün İslam’ın bu memleketi, müşfik bir ana kucağı gibi sarıp sarmalayacağından hiçbir kuşku duymamaktayız. Cahiliye hep İslam korkusuyla yaşayacaktır ama korkunun ecele faydası yoktur. Allah böyle murad etmektedir. Allah’ın muradını canları ve malları pahasına gerçekleştirmek isteyen kullar elbette gelecektir. Allah’ın muradı önüne asla geçilemez.
İran’ın devrim ihraç etme niyetini yüz kızartıcı suç gibi pazarlayanlar ABD-İsrail ve NATO tarafından Epstein dosyasının temsil ettiği çocuk/ırz düşmanlığını ihraç girişimlerine hemen hiç söz etmemektedirler. Devrim ihracı edebiyatı yapanlar BM, NATO, İMF, DB ve benzeri Siyonist sömürü kurumları karşısında dilsiz şeytan olmaktadırlar.
İslam Devrimi ihracından sızlananlar, zımnen İslam’dan rahatsızlıklarını açığa vurmakta, bu ülkeye İslam gelmesin de ne gelirse gelsin demektedirler. Bunlar Türkiye’nin küresel haydut düzenine müttefik yapılmasından memnundurlar. Halbuki İslam ‘ihraçla’ ya da ‘ithalle değil, tebliğle gelir. Darul küfür, tebliğle Darul İslam olur. Allah bu ülkeyi yeniden Darul İslam yapmak için bizim amelimizi görmeyi murad etmektedir.
Akıbet demokratların değil, müminlerindir.
