“Bundan Başka Bir Kur’an Getir veya Bunu Değiştir”

Köklü Değişim yazarlarından Yılmaz Çelik, Yunus Suresi 15. ayeti günümüz bağlamında ele alarak çok haklı tespitlerde bulunuyor.

[وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُؕ قُلْ مَا يَكُونُ لٖٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسٖيۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّٖٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖي عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ]

Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bize kavuşacaklarına inanmayanlar, ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!’ dedilerOnlara şöyle de: ‘Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yokturben ancak bana vahyedilene uyuyorumEğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.’” (Yunus 15)

Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve SellemRabbinden kendisine indirilen tertemiz vahyi insanlara açık ve meydan okuyucu bir şekilde tebliğ ediyorduKur’anputperestliğiataların körü körüne taklit edilmesiniinsanların Allah’ın yanında başka varlıklara kulluk etmesiniservetin belirli ellerde toplanmasınıyetimlerin ve yoksulların ezilmesiniölçü ve tartıda yapılan hileleritoplumsal adaletsizliklerikibri ve sınıfsal üstünlük anlayışını eleştiriyorduBu durumMekke aristokrasisi için şimdiye kadar alışık olmadıkları derecede sarsıcı bir meydan okumaydıMesele sadece birkaç putun eleştirilmesinden ibaret değildi.

Fakat bu meydan okuma karşısındaözellikle yönetimi elinde bulunduran ve seküler bir zihniyete sahip olan Mekkeli aristokratlar büyük bir rahatsızlık duydularBu rahatsızlığın sebebiKur’an’ı beğenmemeleri ya da onun edebî yönünü yetersiz bulmaları değildiBilakis onları asıl rahatsız eden şeyKur’an’ın dinî inançlarınıtoplumsal statülerini ve Mekke’deki güç düzenini sorgulamasıydıÇünkü onların kurduğu düzendekimlerin saygın kabul edileceğikimlerin söz sahibi olacağıhangi geleneklerin sürdürüleceğitoplumsal ve devletlerarası ilişkilerin nasıl şekilleneceğiservet ve nüfuzu elinde tutan bu aristokratlar tarafından belirleniyorduBu durumgünümüzde sömürgeci ABD ve Avrupa güçlerinin devletlerarası ilişkileri belirlemesi ve İslam beldelerinin başındaki yöneticilerin tayininde etkili olmasıyla benzerlik arz etmektedir.

Mekkeli müşriklerin HzPeygamber’e, “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.” demeleriaslında bir tür uzlaşma teklifi olarak değerlendirilmelidirZira bu sözün arka planında, “Bize tamamen karşı çıkmabu Kur’an’ı bizim kabul edebileceğimizekonomik ve toplumsal düzenimizle uyumlu bir hâle getir” düşüncesi yatıyorduBir başka ifadeyle onlardinlerini ve kurdukları düzeni bütünüyle ortadan kaldırmayacak bir orta yol bulunmasını istiyorlardıÇünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu hükümleronların kabul edebileceği sınırları aşıyor ve mevcut toplumsal otoriteyi sorguluyordu.

Dolayısıyla müşriklerin talebiözünde “Mesajını bizim düzenimizi sarsmayacak ve yıkmayacak şekilde değiştiruzlaşılabilir bir hâle getir.” anlamına geliyorduOnların bu tutumuşu anki “orta yolcu” demokratlara ne kadar da benziyor değil miAncak Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellemonların bu teklifine şu kesin cevapla karşılık verdi:

[قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِي ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّDe kiOnu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu değildirBen ancak bana vahyedilene uyarım.”

Bu cevapvahyin ortaya koyduğu temel ilkeyi açıkça göstermektedirVahiyinsanların siyasîekonomik veya toplumsal beklentilerine göre değiştirilemezNitekim Kur’aninsanlara sadece bazı dinî ritüeller öğretmiyoraynı zamanda hayatın ölçülerini belirleyen mevcut anlayışların yanlış olduğunu bildiriyor ve Allah’ın hükmünün esas alınmasını emrediyorduBu sebeple müşriklerin itirazıyalnızca bazı inanç esaslarına değilKur’an’ın hayatı yeniden şekillendiren bütüncül çağrısına yönelikti.

İşte geçmişte yönetimi elinde bulunduran Mekkeli aristokratların vahiy ve İslam karşısındaki tavrı ile günümüz kapitalist düzen sahiplerinin tavrı ne kadar da birbirine benzemektedirO dönemde müşriklerin vermek istediği “Kur’an’ı bizim düzenimizle ve sistemimizle uyumlu hâle getir” mesajıgünümüzde kapitalist sistemin liderliğini yapan sömürgeci kâfir ABD’nin ve onun yörüngesinde hareket eden liderlerin vermek istediği mesajla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.

Bugün de aynı şekilde;

Küresel sistemle uyumlu ve barışık bir İslam!

Liberal serbest piyasa ekonomisiyle uyumlu bir İslam!

NATO’cu bir İslam!

BM ile uyumlu bir İslam!

Dünya Ticaret ÖrgütüDünya Sağlık Örgütü ve IMF ile uzlaşmacı bir İslam!

Kapitalizm ve onun aparatları olan laiklikdemokrasi ve Cumhuriyet ile sorunu olmayanbilakis bu sistemleri talep eden bir İslam!

Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri kerih görmeyenbilakis onlara karşı muhabbet besleyen bir İslam!

ABD’nin mimarlığını yaptığı Mekke İttifakı’nı göklere çıkaran bir İslam!

Sömürgeci kâfirlerin politikalarıyla uyumlu hareket edenkâfir ABD’yi ve Trump’ı dost gören bir İslam!

Kâfirlere ve onların sinsi ve şeytani planlarını uygulamada yardımcı olan liderlere sevgi besleyen bir İslam!

İktidar sahiplerini sorgulamayanmuhasebe etmeyenonların cürümleri ve zulümleri karşısında ses çıkarmayanbilakis onların her dediğine eyvallah diyenonları hoşnut etmeye çalışan bir İslam!

İşgalci Yahudi varlığı ile barışık yaşayan bir İslam!

Amerikan menşeli iki devletli çözümü kabul eden bir İslam!

Gazze Barış Kurulu ile uyumlu bir İslam!

Reel politik siyaset anlayışıyla sorun yaşamayan bir İslam!

Ulus devlet anlayışını kabul eden bir İslam!

Diplomatik başarıyı/ihaneti meşru gören bir İslam!

İzzet ve şerefi Allah’ın dininde değil de kâfirlerin yanında arayan liderleri kabul eden bir İslam!

İslam’ı yaşa ama siyasete karıştırma”, “İslam’ı bireysel ibadet olarak kabul ederiz ama hukukî ve toplumsal hükümlerini kabul etmeyiz”, “Kur’an’ın bazı hükümleri modern dünyaya uygun değildirbunları değiştirin diyen bir İslam!

Elbette bu tür söylemleri çoğaltmak mümkündürİşte sömürgeci kâfirlerin görmek istediği İslam anlayışı da budurUzlaşmacımevcut düzenle barışık ve onun temel esaslarını sorgulamayan bir İslam

Ne var ki günümüzde bazı camia ve topluluklar dabilerek veya bilmeyereksömürgeci kâfirlerin bu anlayışına hizmet etmekte ve onların değirmenine su taşımaktadırlar.

Pekibir Müslümanın bu tür söylemler karşısındaki tavrı nasıl olmalıdır?

Bir Müslümanın tavrıMekkeli müşriklerin “Mesajını bizim dünya düzenimize uyumlu hâle getir.” teklifine karşı Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ortaya koyduğu tavır olmalıdır:

[قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِي ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ] “De kiOnu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu değildirBen ancak bana vahyedilene uyarım.”

[قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ] “De ki: Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım.”

Dolayısıyla müminin tavrı; vahyi insanların beklentilerine, egemen sistemlerin taleplerine veya toplumsal baskılara göre değiştirmeye çalışmak değil, hiçbir eksiltme ve ilavede bulunmadan ona teslim olmak ve ona tâbi olmaktır. Çünkü mümin için ölçü insanların rızası değil Allah’ın rızasıdır; belirleyici olan da beşerî sistemler değil, vahyin ortaya koyduğu hükümlerdir.

 

Yılmaz Çelik

Köklü Değişim