Umran’ın bu sayısı Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin değerlendirilmesi ile başlıyor. Dosya konumuz ise geçmişin hatırlanma biçimleri üzerine. Andre Gide, ‘Hatıra yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır’ der. Alacakaranlık yıllarda ve onun ardından yayımlanan hatıralar bir yanıyla Türkiye’nin modernleşme sürecinin hangi evrelerden geçtiğini ortaya koyan, bir yönüyle de bu süreçte inşa edilen toplumsallıkları ve cemaat bağlarını yenileyip canlandıran bir etkinlik oldu. Gerek söyleşilerde gerekse kitap düzleminde karşılaşılan hatırlama biçimlerine yakından bakıldığında hesaplaşma ile menkıbeler arasında gidip gelen bir söylemin baskın olduğu hemen fark edilecektir. Önemli siyasal ve toplumsal değişimlerin yaşandığı iki binli yıllarda yayımlanan hatıraların bir kısmının söyleminin varolan siyasi tartışmalarla çakışmasından dolayı da geçmişin hatırlanmasının siyasi veçhelerini gözler önüne serdi. Zaten geçmişi hatırlama ve anlatma deneyiminde şimdiki zamanın hegemonyasının olmaması düşünülemez. Bu yüzden Italo Svevo “Bugün, geçmişi orkestra şefinin müzisyenleri yönettiği gibi yönetir” sözü bu gerçeği çarpıcı bir biçimde ortaya koyar. Geçiş koşulları baş gösterince hatıralar üzerinden söylemler de kamusal dolaşıma girdi.

“Geçmişi hatırlamak, ortak olan hususlar kadar bireysel olanların kaydedilmesini sağladığından dolayı ahlaki ve politik bir eylemdir. Elbette bu, anlatılan her şeyi hakikat olarak telakki etmeyi gerektirmez. Türkiye’deki İslâmi mücadelenin nereden gelip nereye gittiğini görmek bakımından hatıratlar büyük önem arz ediyor. En iyi biçimde tarihin yeniden kurulması olarak adlandırılabilecek özgül bir pratikten söz ediyoruz. Bu sayımızda hafızayı bireysel olmak kadar yazılı kültürel bir depo olarak da gördüğümüzden hatırat kitaplarının bu yönü üzerinde durmayı gerekli bulduk.
Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle” diyor Umran’ın önsözünde…
