Türk Müslümanlığı

Otoriterliğe yatkın siyasal yapılar için muhalefet siyasetten yok edilmesi gereken bir düşmandır. Bu tutumu meşrulaştıran anlayış, Fatih Kanunnamelerindeki, “Devletin devamı için kardeş katli vaciptir” ifadesidir. Bu ifade devletin her tür hukuk ve ahlakın üzerinde olduğunu gösteriyor. Devleti dini ilkelerin dışında ve üstünde tutan bir anlayışın ürettiği bir sonuçtur bu. Bu sonucun üretilmesinde tasavvuf kaynaklı Müslüman anlayışın etkisi vardır.

Türk Müslümanlığı tartışmaları özellikle 28 Şubat gibi darbe dönemlerinde yoğun olarak gündeme gelen ve tarihsel derinliği olan bir sorun alanıdır.

Kuşku yok ki, Türk ulusalcılığı Türkiye modernleşmesi sürecinde kendine özgü, daha doğrusu kendini onaylayan bir dini anlayış geliştirmek istemiştir. Bu arayışın yeni bir kimlik oluşturma süreciyle ilgili olduğu açıktır. Dine ait temel metinlerin Türkçeleştirilmesi, İbadet dilinin Türkçe yapılması, Ezanın Türkçe okunması gibi uygulamalar bu arayışın uzantılarıdır.

Türk Müslümanlığı tezi, Arap ve Fars Müslümanlığına karşı Türk tecrübesinin İslam’ın ruhuna daha uygun olduğunu kabul eden bir zihinsel temelden kaynaklanıyor. Bu temel özellikle Ahmet Yesevi’nin şahsında temsil edilen Orta Asya tasavvuf kültürüne yaslanıyor.

Orta Asya tasavvuf kültürü, keşf, ilham ve sezgiyi, fıkhın önüne koyan bir anlayışa sahiptir. Büyük ölçüde de İslam dışı kültürler ile İslam’ın bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıçta Sultanların keyfi ve adaletsiz yönetimlerine ve toplumda ortaya çıkan bozulmalara bir tepki olarak ortaya çıkan tasavvuf giderek felsefileşmiş ve yabancı kültürlerinde etkisiyle kendine özgü bir dini anlayışa dönüşmüştür.

Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana özelinde ortaya çıkan Türk Müslümanlığı, son tahlilde kurulan ulus devlete fıkıhsız bir din yaratma talebine cevap olarak ortaya çıktı. Çünkü fıkıh dinin sosyolojisidir ve büyük ölçüde dindarların hukukunu belirlemektedir. Dinin gündelik hayata müdahalesini önlemek için, toplum ve gündelik hayatı düzenleyen fıkhın birinci planda olmadığı bir dini anlayışa ihtiyaç vardır. Alevilik, Bektaşilik ve Mevlevilik gibi tasavvufi akımlar, Türk Müslümanlığı için elverişli akımlar olarak değerlendirilmiş ve Türk Müslümanlığının teorik çerçevesi bu akımlar üzerinde meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Tasavvuf anlayışı özellikle Orta Asya’dan göç eden Türkmen dervişler eliyle Anadolu topraklarına girdi. Anadolu’da bu anlayış kendine özgü bir din anlayışı yarattı.

Filibeli Ahmet Hilmi bu Müslümanlığın analizini şöyle yapmaktadır: “Türkler gayet mükemmel namaz kılan bir kavimdir. Fakat onların ibadetlerinde kelimenin yüce manasıyla çok din aranmamalıdır… Türklerde namaz günlük vazifelerdendir. Kendiliğinden anlaşılır ki, bu vazife elbise giymek, işini yapmak, yemek yemek ve uyumak vazifeleri gibi yerine getirilir. Eskiden beri alışılmış bir adet takip edilir. Ne halde bulunulursa bulunsun ve hal ne kadar elverişsiz olursa olsun namaz kılınır. Bir şahıs az nazik bir hikâye anlatır. O sırada müezzin ezan okumaya başlar. Hikâye anlatan hikâyeyi keser, namazını kılar, sonra hikâyesine kaldığı yerden devam eder… Bir tacir yalan söyler, aldatır, sonra namaz kılar, sonra yalan söylemeye ve insanları kandırmaya devam eder… Bir paşa vahşice bazı zulümler veya cinayet için emirler vermekle meşguldür; ezan okunduğunu işitir, gayet huzurla seccadesini yayar, sakalını sıvazlar, rahat olduğu kadar muhteşem bir sima ile namazına başlar. Namaz kılındıktan sonra zalimane talimatını vermeye devam eder. Çünkü namazı ile vicdanının hiçbir alâkası yoktur ve hiç kimse bunda hayret edilecek bir şey görmez, hiç kimse bundan arlanmaz, herkes kılınması gereken zamanlarda namazını kılar ve bununla her şey olmuş bitmiş olur…” (Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi; Tarih-i İslam, s. 535-536)

Bu anlayış büyük ölçüde sosyal hayat ile inancın arasını iyice açmakta, inancı sosyal hayattan ayrı bir bilgi olarak değerlendirmektedir. Orta Asya’dan gelen tasavvufi anlayış kendine özgü bir siyaset de üretmiştir kuşkusuz. Osmanlı yönetimi siyasal merkez için tehlike göstermeyen tasavvufi yapıları devletin siyasetinde destekleyici bir aparat kullanmıştır.
Kuşku yok ki, bu tasavvufi yapıların devletin siyasetine karşı çıkmaları beklenemezdi. Çünkü örgütlenmeleri şeyhe kayıtsız şartsız itaatten besleniyordu. Bu anlayışı devlete tercüme ettiğimizde karşımıza otoriter siyasal yapılar çıkar. Siyaset, her zaman insanın Tanrılaşması gibi bir otoriterliğe açıktır. Bunu önlemek için gücü olabildiğince dağıtmak gerekir. Siyasal sistem gücü dağıtan bir kurumsallaşmayı gitmek zorundadır. Ancak ne yazık ki, Türkiye siyasal aklı dini ve tarihsel geçmişi itibarıyla otoriterliğe bir hayli yatkındır. Bu yatkınlıkta tasavvuf kültürünün oluşturduğu terminolojinin de büyük etkisi vardır.

Otoriterliğe yatkın siyasal yapılar için muhalefet siyasetten yok edilmesi gereken bir düşmandır. Bu tutumu meşrulaştıran anlayış, Fatih Kanunnamelerindeki, “Devletin devamı için kardeş katli vaciptir” ifadesidir. Bu ifade devletin her tür hukuk ve ahlakın üzerinde olduğunu gösteriyor. Devleti dini ilkelerin dışında ve üstünde tutan bir anlayışın ürettiği bir sonuçtur bu. Bu sonucun üretilmesinde tasavvuf kaynaklı Müslüman anlayışın etkisi vardır.

Kuşku yok ki, Türkiye siyasetinin otoriterliğe yatkın bir anlayışa sahip olmasının çok sayıda dini, sosyolojik ve tarihsel nedeni vardır. Tasavvufun oluşturduğu itaat kültürü de bu kaynakların arasında ön sıralarda gelmektedir. Tasavvuf literatüründeki “gassalın elindeki meyyit gibi olmak” deyimi müridin şeyh karşısındaki konumunu gösterir. Bu anlayışı siyasete tercüme ettiğimizde ortaya lidere kayıtsız şartsız itaat kültürü çıkmaktadır. Türkiye siyasetini büyük ölçüde etkisi altına alan bu anlayış, ister istemez lider kültü etrafında oluşmuş bir siyasal anlayışa neden olmaktadır. Bir anlamda siyasal partilerin liderleri kendilerine itaat edilmesi gereken kutsal varlıklara dönüşmektedir.

Siyasetin otoriterlikten arınması için tasavvuf kültüründen kaynaklanan itaat kültürünün etkisini kırmak gerekmektedir. Bu kültürün etkisi kırılmadığı sürece hukuk devleti oluşturmanın imkanı yoktur.

Yusuf Yavuzyılmaz / Her Taraf