Tebrikler Kadir!

“Ustabaşım ‘Açık Öğretim İş İdaresi’ni kazandığımı duyunca çok sevinecek” diyor. Nasıl duygulanıyor, anlatamam. Böyle şeyleri ne kadar anlatırsan anlat, insanlar anlamamakta direniyorlar. Tebrikler sevgili gençler! Tebrikler Kadir!

Psikoloji alanında akademik çalışmalarıyla ünlü bir profesörümüz, “Başörtülü psikolog, başörtülü psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanı olması meslek etiğine aykırıdır” diye bir laf edebiliyor.
Üstelik kurduğu cümlenin sadra şifa bir tarafı olmayacağını bile bile.
Acaba neden?

Gerekçe son derece bildik: “Nötr olamazlar!”
Ne menem bir şeydir ki bu nötr olmak hep belli bir kesimden bekleniyor.
Başörtülü isen, saçınla sakalınla muhafazakâr bir kılık ve kisveye sahipsen nötr değil tarafsındır(!)
İyi de neye göre ve kime göre?

Bu nasıl bir meslek ahlâkıdır ki genel ahlâka aykırıdır?
Bir psikolog ya da psikiyatristi taraflı-tarafsız yapan giydiği kıyafet ya da başına örttüğü örtü nasıl olabilir?
Eğer böyle ise giymediği benzeri kıyafet veya takmadığı başörtü de bir insanı kendisi gibi olmayana karşı pekâlâ taraf veya karşıt yapabilir.

Psikologların terapi esnasında dini ya da siyasi simge takmaması gerektiğini söyleyen mantık terapi alanın başörtülü olması konusunda ne buyurur acaba?
Bu nasıl bir saplantıdır ki yıllar yılı bir arpa boyu yerinden oynamaz ve bu durumun istikrar olduğu konusunda kendini inandırır!

Sayın profesörün yaklaşımı neresinden baksan elinde kalıyor. Hatta eline almaya çalışırken dağılıveriyor.
Bunca yıldır en okumuşlarımız bile yerinde sayıyor, yazık!
En zorlu dersleri geçip kılık kıyafetten sınıfta kalıyoruz!
Gerçi bu tiplerin karneleri her zaman hep aynıdır:
Antipati: 100
Empati: O (Sıfır!)

TEBRİKLER KADİR!

Kısa vadeli sevinçlerle sürüyor hayatımız.
“Yendim”, “kazandım”, “başardım” kelimelerinin motor gücüyle teselli buluyoruz.
Yaşadığımız hayatın katlanılmazlığını kaderimize monte etmeye çalıştığımız ufak tefek promosyonlarla aşmaya çalışıyoruz.

“O kaybetti, ben kazandım!”, “Beklediğim oldu!”, “Tam istediğim buydu!”
Pazartesi sabahına üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklandığı haberiyle uyandık. “Oğlum, kızım şurayı kazandı”, “Yeğenim bilmem hangi bölüme girdi”… tarzı sevinçli haberleri sosyal medyada paylaşan paylaşana. Komşumuzun oğlu Kadir iki senedir üst üste dershanelere gidip hazırlanıp girdiği sınavda Açık Öğretim İş İdaresi bölümünü kazanmış! Bunu da Kadir’in annesinin Facebook sayfasından öğrendik.
İlginçtir, “Şükürler olsun Rabbim!” diye başlayan bu paylaşımı hiç beğenen çıkmamış. Herkese inat üst üste iki kere beğendim.

Kadir’in yüzü gülüyor.
Bu sonuç Kadir ve annesinin dışında kimseyi memnun etmemiş gibi.
“Size ne?! Kardeşim, çocuk mutlu ya kazandığı yerden, sizi ne ilgilendiriyor?!” diye bas bas bağırıyorum içimden.
Oğulları marka üniversitelerin çok tercih edilen bölümlerini kazanan anneler internetten kazandı sonuç belgesini paylaşıyor. Facebook ahalisi adeta yıkılıyor.
Sadece kazanan gençlerde derin bir sessizlik var!
Kazı-kazan oynamış havası içerisindeler. Sanki tırnaklarıyla kazımışlar da altından böyle bir şey çıkmış gibi.

Bu muştulu günün yarını hakkında bir bilgileri olmadığından başlarına gelen şeyi hayra yormaya çalışıyorlar. Hepsi o kadar!
Kadir’le yolda karşılaşıyorum. Belli ki işe yetişmeye çalışıyor. Beni görünce yavaşlayıp duruyor, sıkıca kucaklayıp tebrik ediyorum. Aydınlatma Cihazı imal ediyorlarmış, işimden memnunum diyor. “Ustabaşım ‘Açık Öğretim İş İdaresi’ni kazandığımı duyunca çok sevinecek” diyor.
Nasıl duygulanıyor, anlatamam.
Böyle şeyleri ne kadar anlatırsan anlat, insanlar anlamamakta direniyorlar.
Tebrikler sevgili gençler! Tebrikler Kadir!

Hüseyin Akın/Milli Gazete