Müslümanları Kaybetmeyi Önemsemeyenlerin İstikballeri Olmaz

Halkı Müslüman veya halkından Müslüman olan bir ülkede laikliğe iman etmiş demokrat sağcı ve solcu politikacılar; her dönem için, kullanacakları, kullanıp da bir kenara atacakları birtakım Müslümanlar bulabiliyorlarsa, bu ülkede İslâmi mücadele verdiklerini iddia eden Müslümanların kıyametleri kopmuş demektir.

İslâm’ı ve Müslümanı birlikte görmek gerekir. İslâm’ın olduğu yerde Müslüman olur, Müslümanın olduğu yerde bir tek İslâm uygulanır. Batının kanunları, değerleri karşısında eziklik kompleksine kapılıp İslâmî kanunları reddedip Müslümanları hor ve hakir görüyorsunuz, kendi istikbaliniz ve istiklalinize karşı savaşıyorsunuz demektir.

Geçmişte Mısır müftüsü Muhammed Abduh’un “Batı’ya gittim, İslâm’ı gördüm ama Müslüman yoktu; Doğu’ya döndüm, Müslümanları gördüm ama İslâm yoktu” ifadelerini bir tespitten ziyade Batının değerleri karşısında olumsuz bir etkilenmenin dışa yansıyan hali olarak anlamak gerekir.

Ebû Müslim Horasanî (rh.a.) Emevîlerin yıkılışı ile ilgili şu ibretlik tespitte bulunarak der ki: “Onlar şerlerinden emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak için düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakın tutulan düşman dost olmadı. Ama uzak tutulan dostları düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder ol.” Yaşadığımız bugünler, Ebû Müslim Horasanî (rh.a.)’in bu sosyolojik tespitinin haklılığını ortaya koyan tefsiri günlerdir. Galiba bu tespitten ibret almak, ders çıkarmak ve kulağa küpe yapmak birçoğumuza nasip olmamıştır. 

Allah yolunda Rabbanî hedefleri gerçekleştirmek için kendinizi “dostları çoğaltmak, düşmanları azaltmak zorunda” hissetmiyorsanız, kaybetmeye mahkûmsunuz. Dostlarınızı düşmanlarınıza feda ediyorsanız, zaten siz kaybedilmişlerden sayılıyorsunuz. İşimiz bitene kadar yanımızda tuttuğumuz insanları işimiz bittiğinde bir kenara iter, başkalarını dost edinmeye kalkışırsak, başkaları bize dost olmadıkları gibi, hazır dostlarımızdan da oluruz. Tarih dersinden, tecrübe öğretmeninden bunu öğreniyoruz. Tarih dersini, tecrübe öğretmenini sakın hafife almayalım. “Tecrübe bir taraktır; hayat onu insana kel olduktan sonra verir!

Halkı Müslüman veya halkından Müslüman olan bir ülkede laikliğe iman etmiş demokrat sağcı ve solcu politikacılar; her dönem için, kullanacakları, kullanıp da bir kenara atacakları birtakım Müslümanlar bulabiliyorlarsa, bu ülkede İslâmi mücadele verdiklerini iddia eden Müslümanların kıyametleri kopmuş demektir. Müslümanları Lâ dinilere sermaye yapmak, dinin iktidarına engel olmaktır. Şunu bilelim ki; Allah’ın arzında herhangi bir dünyevi hesap içerisine girmeden, hiçbir menfaat beklemeden ve sırf ihtiyacımız olduğu için bize omuz veren, elimizden tutan, hatta amacımıza ulaşmamız için çaba sarf eden dostlarımızı, işimiz bittikten sonra unutmamız, bir kenara koymamız, gâvur âşıklığımızın alâmeti, zilletimizin de garantisi olacaktır.

Allah’ın arzında Allah için beraber yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değiştiriyorsanız; yolunuzu da, davanızı da ve dostlarınızı da kaybetmişsiniz demektir. Sırat-ı müstakimde sabit kalmamız hususunda yolda bulduklarımız ve beraber yola çıktıklarımız bizim sınavlarımızdır. Beraber yola çıktıklarımız yoldan çıkmışlarsa, düşmanı görünce yola yatmışlarsa, yol arkadaşlarına tekme atmışlarsa, menfaatlerinin bittiği durakta inip bizi taşlamaya başlamışlarsa; “it ürür, kervan yürür” kararıyla kendi yolumuza devam etmeliyiz.

Allah yolunda hedefimize doğru ilerlerken bize engel olmak isteyenler bizi ne kadar kırarlarsa kırsınlar, biz cam gibiyiz; kırıldıkça keskinleşiriz. Mesele İslâm’ın ve Müslümanların maslahatı ise, bütün hesaplarımızdan vazgeçer orada birleşiriz. Biz Müslümanlar birleştikçe gürleşiriz. Müslüman, hep Müslüman önceliklidir. Lâ dinilerde gözü olmaz. Çünkü bu dünyada günahkâr da olsa Müslümandan güzeli olmaz.

“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve “Şüphesiz ben Müslümanlardanım” diyen kişi ve kimselerden daha güzel sözlü kim olabilir?

İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet Sûresi/ 33-34)

Allah’tan gelmiş olan dine inanan, Allah’ın dinin hâkimiyeti için çalışan ile dinsizliği yaygınlaştırmaya ve amir kılmaya çalışanları birbirlerine karıştıranlar, iman ile küfrü, iyilik ile kötülüğü birbirine karıştıranlardır. Bir Müslümanı kaybetmeyi, bir dünyayı kaybetmek kadar önemsemiyorsak; bu dünyada hayat boyu önemsenmeyen insanlar olarak yaşamaya mahkûm oluruz. Dinsizleri benimseyenler, Müslümanları önemsemeyenlerdir. Müslümanların bütün abidleri, âlimleri sizin yanınızda bir tek mason kadar, farmason kadar, faizci kadar değer taşımıyorlarsa, itibar ve iltifat görmüyorlarsa, istikbalinizin ve istiklalinizin katili bizzat sizsiniz. Allah rızası için dine ve ümmete hizmet yolunda ilerlerken, benimsememek, önemsememek yüzünden Müslümanları kaybetmek, bütün mücadeleleri kaybetmektir.

Lâ dinileri sevindirmek için Müslümanları gereksiz görüp önemsemeyenler, hayat boyu önemsiz kalmaya mahkûm olanlardır. Müslümanları önemsemeyen Müslümanların, Müslümanlara düşmanlık edenler tarafından idare olunmalarının ana sebebi budur. Asrımızda Müslümanın Müslümana yaptığı kötülüğü gâvur yapmamıştır. Müslümanları değerden ve itibardan düşürdüğümüz oranında dine ve dindarlara düşman olanları o oranda güçlendirmiş oluruz.

Mustafa Çelik/Yeni Akit