Müslümanların açmazları, kendi medeniyet değerlerinin başka medeniyetler, düşünceler içinde bir yerlere konumlandırmak. Konumlandırma yetmiyor söz konusu yabancılıklar, yabancı düşünceler İslâm dairesi içine alınıyor. O zaman da zihinsel çarpıklıklar oluşuyor.
İslâm kurumları ve kavramlarıyla bir bütündür. Birbirini tamamlar. Bu bütünlük kendi içinde sahih, yani geçerlidir.
Bazı şeyleri ifade etmede zorlanıyoruz. Halkı Müslüman olan bir toplum, yaşayışı, tarzları ve kendine ait olmayan bir düşünce yapısı içinde kendisine bir yerin biçilmiş olmasının çarpıklığındadır. Faizci, acımasız bir sistem olan kapitalizm ile özdeşleşme veya özdeşleştirilmesinin çarpıklığı.
Tesettürlü bir kapitalizm, faizli, kredi kartlı bir sistem içindeki Müslümanların hâli. Kadınlar bizi bağışlasın. Onların tesettürlerini ve tesettürsüzlüklerini tartışmıyoruz. Her tercih bireyin kendi seçeneğidir. Kapitalizmin muhafazakârlığı desek tuhaf mı olur? Ne fark eder ki. Kapitalizmin koruma altında olması, ya da kapitalizmin Müslümanların tutsak olması aynı şeydir. Onun içinde bir deviniş olur.
Hani şöyle de denir. “Derin Devlet” diye bir tanımlama var. Genellikle de bunun arkasına sığınılarak, işin içinden sıyrılmaya bakılıyor. Aslında yapılan bu olumsuz işlerin tamamı belli bir elden, güçten kontrol altındadır. Bunun adı da derin devlettir. Bir yapı kendini korumak adına içte, kimsenin bilmediği tanımlayamadığı bir güçten söz edilir. Dıştan bakılınca karanlık eylemlerin merkezidir de. Kimi tehlikeleri bertaraf etmek için acımasız bir güç sahibidir. Cinayetler, karşıt çatışmaların oluşturulması, kesimlerin birbirine düşürülmeleri, ideolojik gerilimlerin tırmanışına nedenler oluşturması gibi bir sürü şeyden söz edilebilir buna kimi zaman gladiyo dendi, kimi zaman karanlık odalar, kimi zaman çeteler vs.
Müslümanların kapitalizmi sahiplenmeleri, onun içinde var olmaları ve hatta kendilerine düşen paydan yararlanmaları bir kaçış. Müslümanlar için ticaret helâldir, ticaret yapmak geçerlidir. Bu İslâm’a göre böyledir. Ama orada bir sınırlama vardır. Faiz haramdır, emek ve onun karşılığı helâldir, haktır. Sömürüye dayalı bir ticaret ise yasaktır. Gerek ulusların sömürüsü, gerek bireylerin sömürüsü, hiç fark etmiyor.
Kapitalist sistem kendisini korurken Müslümanlara ait olan kavram ve değerlerle de kendini koruma altına alır. Örneğin demokrasi bir oyundur. Bu oyunun kuralları da sistemlere göre değişkendir. Bir Müslüman kapitalizm için mücadele eder ve o uğurda çatışır ve ölürse şehittir. Demokrasi şehidi kavramında olduğu gibi. O sistemin koruyucularının tamamı bu uğurda canlarını veriyorlarsa şehittirler. Çünkü ölenler Müslüman, Müslüman oldukları için de uğruna öldükleri sistemin ne olup olmadığı önemli değildir.
Asıl şehitlik Allah rızası için yapılan mücadelede ölenler içindir. Din, Müslümanlar, ona bağlı kurumlar ile.
Demokrasilerde, derin güç kontrol altındadır. Bu da sermaye ile sermaye sahipleriyle örgütlenir. Onların hiçbir koşulda kaybetmeleri söz konusu değildir. Örneğin bankalar yıl içinde büyük kazançlar elde ederler. Bankalar faiz kurumlarıdır. Bankanın koruması, güvenlik elemanı soyguncular tarafından öldürülürse ölen kişi şehittir.
Sokaklarda nereden bakılırsa bakılsın şehitler furyası vardır. Elbette insan iradesi dışında büyük felaketler sonucu ölenler masumdur, onlar şehitlik gibi bir durumu hak ederler. Yaşanan büyük depremde olduğu gibi. Kimi masum insanların zulmedilerek öldürülmeleri gibi.
Her sistemi ve yapıyı kendi içinde değerlendirmek gerekiyor. İnsanlar hacıdır, namazlıdır, kadınları tesettürlüdür diye sistem kapitalizm ile yönetiliyorsa, ki bu da bir yönetim biçimidir o sistem Müslümanlaşmaz. Kapitalizm kapitalizmdir, materyalisttir, sömürücüdür, emek hırsızıdır. Müslümanlar o sistemin şehidi, o yönetim tarzının da şehidi olamazlar.
Ali Haydar Haksal/Milli Gazete
