Kafirlerin Refah İçinde Gezip Dolaşmalarına Aldanmamak

Kur’an dünya hayatına ve mala kalıcı değil geçici olarak baktığı için nimetlerin temiz ve helal olanından faydalanmayı öğütler. Ama müslümanları sürekli uyarır ve kalıcı olan esenlik yurduna çağırır.

لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذٖينَ كَفَرُوا فِى الْبِلَادِ۝

İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın! (Ali İmran: 196). Ayeti kerimenin ilk muhatabı Hz. Muhammed (sav) olmakla beraber aslında asıl hitabın tüm Müslümanlar olduğunu unutmamak lazım. Bu sesleniş Kur’an’ın kendine has üslubu ve hitap şeklidir. Kur’an Müslümanlarda gördüğü birçok olumsuz düşünce ve davranışları düzeltirken ilk muhatap olarak genelde Rasûle yönelir. Ama asıl hedef kitle tüm insanlar ve İslam ümmetidir. Tabiri caizse kızım sana söylüyorum gelinim sen anla kabilinden.

Özellikle günümüzde kafirlerin diyar diyar dolaşamayacakları, turistik olarak gezip göremeyecekleri hiçbir belde yok. Hatta onların bırakın bedenlerini ideolojileri, düşünceleri, kültürleri bile diyar diyar dolaşmaktadır. Bu onların elde ettiği refah ve nimetler onlar hak ettiği için değil, tam tersi küfürlerinden dolayı helak olmaya doğru gidişlerinin önünün açılması içindir. “Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşlarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz.” (isra: 16)

Aslında konumuz olan Âli İmran 196. ayete dikkatli bakarsak, sanki bugün nazil olmuş ve bugüne bir şeyler söylüyor olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Fakat insan her devirde aynı insan olduğu için ayeti kerimenin kastı o güne de bu güne de geçerlidir. Böyle olmakla beraber biz daha çok ayetin bugün bize ne söylediğine odaklanmak zorundayız. Bu ayet her okunduğunda insanın aklına gelen ilk şey turizm ve ticaret sektörü oluyor. Ceplerine koydukları üç kuruşluk kağıtlarla (döviz) sömürdükleri ve diyar diyar dolaşarak yok denecek pahaya mazlum hakların mallarını yağma etmelerine ne demeli?

Dünyanın hangi fakir ülkesine bakarsanız bakın oranın ezilen mazlum/masum halkı Allah’ın arzında seyahat edip gezip dolaşamaz. Buna gücü yetmez, hatta bulunduğu şehri dahi ekonomik sıkıntılar sebebiyle yeterince tanıma fırsatı bulamaz. Emperyalist kafirlerin sömürüsü nedeniyle aç karınlarını dahi doyuramayan bu yığınlar sanki kadermiş gibi yoksulluğun pençesinde kıvranmaktadır. Bu durumu müslümanlar görmeli, sorgulamalı ve haksızlığa karşı mutlaka bir şey yapmalı, bu müslüman olmanın bir gereğidir ve müminlerin üzerine borçtur.

Ancak bizim inandığımız değer, edindiğimiz ahlak ve aldığımız terbiye onların refah içerisinde diyar diyar dolaşması, hatta basit halk otobüsüne biner gibi diğer gezegenlere seyahat etmeleri dahi bizi imrendirmemeli. “Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.” (Hicr:88) “Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.” (Taha: 131).

Kur’an dünya hayatına ve mala kalıcı değil geçici olarak baktığı için nimetlerin temiz ve helal olanından faydalanmayı öğütler. Ama müslümanları sürekli uyarır ve kalıcı olan esenlik yurduna çağırır. Kanaatimiz odur ki yukarıya aldığımız Hicr ve Taha’da geçen iki ayet konumuzu daha da anlaşılır kılmıştır. Söz konusu iki ayeti kerime de kafirlere imrenilmemesini müminlerden özellikle istemektedir. Çünkü talip olduğumuz şeyler çok farklı. Biz Allah’ın rızasını gözetir cenneti umarız. Kafirlerin hedefi ise dünyayı cennete çevirip refah içerisinde şımarmak ve dünya da ebedi kalmak: “Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.”  (Şura: 20)