Duada Dirilmek

Bugün dini, kokuşmuş hayatlarının önünde bir engel olarak görüp para, mevkii ve nefislerini putlaştıran seküler bireylerin, duaya olan ihtiyaçlarını ululuk atfettikleri nesneler üzerinden karşılamaya çalıştıklarını görmekteyiz.

Dua insanın, sadece ihtiyaçlı hale geldiğinde ya da acziyete düştüğünde yöneldiği bir çağrı değildir aksine aldığımız nefes kadar ihtiyaç duyduğumuz bir ibadet ve bizi Allah’a yakınlaştıran en etkin ve en kestirme yoldur. Halimizi, zayıflığımızı, ihtiyaçlılığımızı Yüce Yaratıcı’ya arz etme gereksinimimizin bir sonucudur dua. İnsanı Yaratıcı’sına yakınlaştıran dua bir ibadettir ve bunun bir adabı bir şekli vardır. Yani duaya durduğunuzda Allah’ın huzurunda olduğunuzun ve halinizi ona arz ettiğinizin farkında olup edebe riayet etmek zorundasınızdır. Sesinizi yükseltmenize gerek yok zira Yüce Allah tahayyül edemeyeceğiniz kadar yakınınızda ve sizi görüyor, sizi duyuyor.

Her ne kadar materyalist sistem insanın ihtiyacını maddeyle sınırlasa da tarih boyunca en ilkel gruplardan en gelişmiş toplumlara kadar herkesin bir dua ve tapınma geleneği olagelmiştir ve bu akış hep devam etmektedir. İnsan fıtratının derinliklerinde yer alan, dua, tapınma ve ibadet sorumluluğunu doğru yöne tevcih etmediğinde ise yön değiştirip farklı arayışlara sürükleniyor ve özünden uzaklaşmaya başlıyor. Nitekim ağlama duvarı, günah çıkarma seansı, meditasyon, türbelere gidip dilekte bulunma geleneği, kutsanan ağaçlar, taşlar, fal okları ve nazarlıklar insanın tapınma, sığınma ve dua ihtiyacının yanlış yönlere kaymasının bir sonucudur.

Bugün dini, kokuşmuş hayatlarının önünde bir engel olarak görüp para, mevkii ve nefislerini putlaştıran seküler bireylerin, duaya olan ihtiyaçlarını ululuk atfettikleri nesneler üzerinden karşılamaya çalıştıklarını görmekteyiz. Hamdolsun bilinçli Müslümanların hayatlarında böyle bir sapkınlık görülmemiştir zira kutsal kitabımız Kur’an’da nebilerin dualarına yer verilmiş ve kulların hallerini Allah’a arz ederken nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiği noktasında yön gösterilmiştir. “Dua müminin silahıdır” buyuran Resulullah ise duanın adabı ve nasıl yapılması gerektiği noktasında tavsiyelerde bulunmuştur.

İnsan zerre kadar bir virüsle dahi başa çıkamayacak kadar dayanıksızdır ki, bunu bilen
Rabbimiz duayı bir imkân olarak bahşetmiş ve insanı dua ile güçlendirmiştir.

Nitekim bugün ruh hekimleri de bunu doğruluyor ve sıkça dua eden bireylerin ruhsal sorunlara karşı daha dirençli olduklarını ifade ediyorlar fakat ne yazık ki seküler kültürün atmosferini soluyan bireyler sadece acziyete düştüklerinde duaya duruyorlar. Oysa halini Yaratıcı’sına arz eden kişi yalnız olmadığının farkına varır ve kendini güvende hisseder. Dua onun deşarj olmasını sağlar ve ruhen güçlendirerek olaylara karşı dirençli hale getirir.

Risale-i Kudsiye’de sığınma ile ilgili şu tanımlama yapılmıştır: “Sığınmak iki şekilde olur; bir maddi varlıklara yani yaratılanlara sığınmak vardır. Mesela bir gurup çocuk oynarken içlerinden bir tanesi diğerini kızdırıp sonra korkudan anne veya babasının yanına koşsa bu bir sığınmadır. Bir insanın bir ağacın arkasına saklanması ya da eve girip kapıyı kilitlemesi de bir sığınmadır. Bir de manen sığınma vardır ki bu sığınma Allah-u Teala Hazretlerine olur.”

Hayatın tüm alanlarında etkin olan dua bize kim olduğumuzu, ne olduğumuzu hatırlatır ve farkındalığımızı artırarak hatalarımıza karşı kalkan olur. Dua Allah’ın bahşettiği bir değer, bir güç ve imkândır. Eğer güne dua ile başlamışsak, korku, kaygı, stres, umutsuzluk ve yalnızlık hissine kapılmaz, kendimizi güvende hissederiz.

Nerede ya da hangi şartlar altında olursak olalım Allah’ın hiçbir zaman terk etmeyeceğini bilir ve yalnızlığa kapılmayız.

Bir ücrete tabi değildir dua, bunun için özel bir mekâna ihtiyaç da yoktur, dua sadece özel vakitlere has bir ibadet de değildir. İstediğimiz zaman ve istediğimiz yerde duaya durabilir ve Allah’ın rahmetini bütün benliğimizle hissederek hayatı daha verimli hale getirebiliriz.

Fatma Tuncer/Milli Gazete