JAKOBENİNE DE “ÖZGÜRLÜKÇÜSÜNE” DE LÂ DİYORUZ!

 Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın laiklik çıkışı ve sonrasında muhalefet ve iktidar çevrelerinden bu konuda yapılan değerlendirmeler ve çıkışlara binaen, internetteki kişisel paylaşım sayfamda yayınladığım notlarımı, Diyanet’le ilgili bir paylaşımımı da ekleyerek dikkatlerinize sunmak istedim.

28 Şubat sürecinde jakobeni gösterilip şimdilerde “özgürlükçüsüne” razı edilmek istendiğimiz laiklik tuğyanı konusunda yazdığım notları, bugünden geriye doğru sırasıyla paylaşıyorum:
İktidar çevrelerince dillendirilen “özgürlükçü laiklik” mefhumu belli ki Kemalist çevreleri teskin etmeye yönelik bir manevra olmanın ötesinde, “Yeni Türkiye”nin temel ideolojik yaklaşımını ifade ediyor.

Bugünkü (2 Mayıs 2016) Yeni Şafak’ta Yasin Aktay’ın yazısı, iktidar çevrelerinin laiklik konusunda çoktan ikna edildiklerini gösteriyor.
Bundan sonra yukarıdan aşağıya İslami çevrelerin “ikna” sürecine geçilecektir. Tıpkı 2010’daki referandum sürecinde olduğu gibi önce kanaat önderleri ikna edilecek ve onlardan kitleyi ikna etmeleri istenecektir.

“Merhale fıkhı” maalesef son yıllarda hep olduğu gibi yine Müslümanların aleyhine böylece işleyecektir.

(Not: İkna olmayanlara, sözünü değiştirmemekte sebatkar olanlara, sabredenlere selam olsun!)
Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a kızıyoruz, laiklik tuğyanına sahip çıktıkları için. Lakin sorunun temelinde, halkın da pratikte yöneticileriyle farklı olmaması yatıyor. Yapılan son kamuoyu araştırmaları, halkın kendisini ezici oranda Müslüman olarak nitelemesine rağmen, yüzde 15-20’ler dışında ülkede İslam’ın toplumsal/siyasal hükümlerinin hakim kılınmasını istemediğini gösteriyor.

Bu durumda, yöneticilere de, bu halka da sadece şunu söylemek gerekiyor:
Madem ki hayatınızı bir bütün olarak Allah’ın hükümlerine göre düzenlemekten yana değilsiniz, madem ki laiklik tuğyanına sahip çıkıyorsunuz, o halde İslam’a gölge etmeyin başka ihsan istemez. İslam’la ilgili yorum yapmayın, konuşmalarınızda ayet-hadis kullanmaya kalkışmayın, sizden başka bir şey beklemiyoruz.

Meş’um 28 Şubat sürecinde jakoben laikliği gösterdiler diye şimdi muhafazakar demokrasinin ılımlı laikliğine razı olacak değiliz. Biz meselelere öncelikle akidevi açıdan yaklaşırız ve akidevi açıdan jakoben laiklikle ılımlı laiklik arasında zerre miskal fark yoktur. Her ikisi de Alemlerin Rabbine haşa had bildirmeye kalkışmaktır, apaçık tuğyandırlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç gün içinde:
– Laiklik konusunda meş’um Mısır konuşmasına da atıf yaparak yaptığı açıklamalarla CHP ve diğer laik kesimleri…
– İHL’lilerin “Kutlu Doğum” programında yaptığı ayetli, hadisli konuşmayla ise İHL’lileri ve diğer dindar kesimleri mest ve memnun etti.
Politikacılık böyle bir şey galiba. Her tarafı memnun ve idare edeceksin J
Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın yegane hak dini olan İslam’la, muharref-bâtıl dinlere eşit mesafede olan bir devletin canı cehenneme!
Rabbimizden, laikliği savunanlara kesin red:
“Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle iman eden bir topluluk için, hükmü Allah’tan daha güzel olan kimdir?”
(Mâide Suresi, 50)
Suriye’de Baas diktası ile efendileri işgalci Rusya ve İran’ın bedenlerimizi parçalayan bombaları…
Filistin’de siyonist işgal rejimi ile efendileri ABD-İngiltere’nin bir asra yaklaşan işgal ve süregiden katliamları…
Türkiye’de ise, akidemizi ifsad ve iğfal etmeye yönelik jakoben ve ılımlı laiklik taraftarlarınca sürdürülen propaganda bombardımanı…
Hepsine, akidemiz ve ona dayalı İslami kimliğimizle sonuna kadar direneceğiz.
Kişiler değil fakat devlet laik olurmuş. Zira devletin dini olmazmış! Öyle diyor devletlular.
Oysa bu tam anlamıyla bir demagojidir. Bir devlet Allah’ın hükmüne göre yönetiliyorsa İslam devletidir, küfrün hükümlerine göre yönetiliyorsa küfür devletidir, şirk devletidir.
CHP, Âlemlerin Rabbi Allah’a tuğyan ideolojisi olan laiklik konusundaki tesellilerinin, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın İsmail Kahraman’ın söylemlerine sahip çıkmaması olduğunu açıkladı.

Açık ve net soruyorum:
Kendileri Akparti’nin bâtıl sistem içi bâtıl siyasetine angaje ve entegre olduğu gibi, yıllardır Türkiye Müslümanlarını da bu bâtıl siyasete angaje etmek için demagoji üstüne demagoji üreten Hamza Türkmen’in, Mustafa İslamoğlu’nun, Ahmet Ağırakça’nın, Mehmet Güney’in ve benzeri isimlerin tesellisi nedir?

Bu isimler girdikleri bu bâtıl yoldan ne zaman tevbe edip Rabbimizden af, Müslümanlardan özür dileyeceklerdir?
(Not: Bu sayfayı takip eden kardeşlerimiz, kişilerle ilgili pek yorum yapmadığımı bilirler. Ancak mesele Türkiye Müslümanlarının iman ve istikamet meselesi olduğundan bu sefer açık olarak isimler üzerinden bir eleştiri ve çağrı yapmayı gerekli gördüm.)

CHP’nin tesellisi, laiklik adlı tuğyana Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın da sahip çıkmış olması.
Bizim de tek tesellimiz; hesap gününün, cennet ve cehennemin varlığı.
Akparti laik bir anayasa yapacağını bizzat Davutoğlu’nun ağzından ilan etmiş bulunuyor. Biz, Allah’ın hükümlerini esas almayan bir anayasayı da, onu yapacak ve uygulayacak mercileri de meşru görmüyoruz.
Dünün anlı şanlı kimi “tevhidi öbek”lerinin haber sitelerine bakıyoruz ve maalesef, Erdoğan ve Akparti sözcülerinin “Laikliğe zinhar dokunmayız, biz zaten Mısır’da bile laikliği tavsiye ettik” yollu açıklamaları karşısında dut yemiş bülbülü oynadıklarına şahit oluyoruz.
Ne oldu, “merhale fıkhı”nız mı çöktü?
“Kamuya açık bir alanda sigara içenleri üzecek açıklama Diyanet’ten geldi. Çünkü Diyanet’e göre; içtiğiniz sigaranın dumanı sigara içmeyen birini etkiliyorsa o kişiden helallik almanız gerekiyor.”

İyi güzel de, Diyanetçilere sormak lazım:
Onyıllardır camilerde laik devlete uyumlu “Ali namaz kıl ve işine bak”, “Ayşe inançlı iyi insan ol, vatana-millete faydalı ol” gibi vaaz ve hutbelerle uyuttuğunuz, tevhid nedir, şirk nedir, tağut nedir, la nedir, illallah nedir anlatmadığınız bu toplumdan siz ne zaman helallik alacaksınız?

Çok mu zor bir soru oldu?