“On yıllardır” demek az gelir, yüz yıllardır kâfir karşısında Müslüman izzetini koruyan, enbiyadan nefes taşıyan duruşlara hasret kaldık. Düşmandan para, silah, insan sayısı itibariyle fazlamız var, eksiğimiz yok. Her şeyimiz var ama galiba imanımız yok. Hani pek çok Müslüman Allah’ın, “Ey iman edenler, iman edin…” (Nisa, 136) buyruğuna şaşırır da türlü anlamlar verirler ya. İşte bu ayet de savaş sayesinde bugün cam gibi şeffaf hale gelmiştir.
Evet, Allah “iman edin!” yani “emîn olun, korkmayın, siz güçlüsünüz, eğer müminseniz!”, kafirlerden korkmayın, sadece Benden korkun, kâfirlerde yürek yok, sizinle savaşamazlar, arkalarını döner kaçarlar vd. diyor ya. İşte bizim bu buyruklara imanımız yok galiba ki kâfirin küfrü karşısında gözlerimiz büyüyor, yüzümüze ölüm baygınlığı geliyor. Bari bununla kalsak iyi. Bir de tutup kâfirle savaşanlara dil uzatıyoruz, dilimizi sivriltiyoruz kardeşlerimize. Kâfire yapmadığımız tekfiri Müslüman kardeşlerimize yapıyoruz. Küffâra karşı alabildiğine merhametli, müsamahalı, hoşgörülü, müminlere karşı o oranda sert, şedîd, acımasız, galîz, küfürbaz ve hırçınız. Bizim cihadımız da bu işte.
Buna şaşırmıyoruz çünkü bu memlekette pek çok insan ‘Fetö’ tozu yuttu. Hoşgörü nifakı iz bıraktı.
Allah’a ne kadar hamd etsek azdır ki, nihayet beklediğimiz duruş Filistin’den, Lübnan’dan, Yemen’den ve İran’dan geldi. İran İslam Devrimi ilk günden beri çok hayırlar üretti ama bu sonuncu hayır hepsinin zirvesi oldu. İran büyük şeytan ABD’nin onca kışkırtmalarına rağmen onların tahrikine kapılmadı, savaşı ABD-İsrail haydudunun başlatmasını bekledi.
-İran 40 gün kadar süren savaşta destan yazdı. Dünya Müslümanlarının umudunu yeşertti.
İsrail adındaki kuduz beslemenin haritadan silinmesi söylemdi, eylem oldu. İran, fişi çekilmiş bir İsrail’in ömrünün azami 24 saat olduğunu bütün dünyaya gösterdi. İsrail bir hiçtir, büyük ve orta boy şeytanlar olmasa. Bu cümledeki ‘olmasa’ şartı, şeytanları gözümüzde büyütelim diye söylenmedi. Şu anda İsrail ABD ve başkaları tarafından korunmaktadır. Ama kuduzun da bir ömrü vardır. ABD’nin İsrail’i sırtında daha fazla taşıyamayacağı bir gün mutlaka gelecektir. Ve daha önemlisi, Amerika’nın da bir mîadı vardır. Amerika’nın yenilmez-yıkılmaz olduğunu düşünmek birçok bakımdan Allah’ı inkâr etmekle eş anlamlı olur.
-İran İslam Cumhuriyeti ABD’ni güçlü yapan şeyin, ona bu gücü atfeden, topraklarında bu haydut devlete askerî üsler, radar tesisleri, havaalanları açan sözde Müslüman ülke yönetimleri olduğunu, zihinlerindeki fikrî tümörleri temizleyebilmiş Müslüman topluluklar karşısında ABD’nin kâğıttan kaplan olduğunu bütün aleme gösterdi.
-7 Ekim süreciyle Hamas’ın başardığını 28 Şubat süreciyle İran halkı yaptı ve nice az toplulukların nice çok topluluklara Allah’ın izniyle galip geldiğini tekerrür ettirdi. İranlı mücahidler Müslümanlardan 20 kişinin iki yüz kişiyi, yüz kişinin bin kişiyi yenebileceğini (Enfal, 65-66) gösterdi. Allah’ın bu vaadlerini münafıkların havsalası, ayetlerin indiği gün almamıştı, bugün de almamaktadır. Münâfık cephesi bu son savaşta İran’ı taş devrine döndüreceğini söyleyen necis Firavuna inandı ama Allah’ın vaatlerine inanmadı. İranlı kardeşlerimizin kâfir orduları karşısındaki tutumu ise, “İşte Allah ve Rasûlünün bize vaat ettikleri! Allah ve Rasûlü doğru söylemiş” (Ahzap, 22) teslimiyetinden başkası olmadı.
-İran üzerine yedi başlı ejderha edasıyla saldıran ABD sert kayaya tosladığını anlayınca, savaşı bitirmek için kafası kopmuş tavuk gibi palazlandı. ABD’nin Epsteinci necis Başkanının en usta olduğu alan yalandır. Yalan propagandayla, tehditle, küfürle İran’ı yeneceğini sandı ama ABD neredeyse İsrail’den oluyordu.
-Gazze cihadında yaptığımız değerlendirmeler İran’ın cihadına da aynen uymaktadır. İranlı Müslümanlar Kur’an’ı yeniden tefsir etmeye Gazzeli kardeşlerinin bıraktığı yerden devam ettiler. Kur’an’ın cihad ayetleri adeta silah kuşandılar. Ayetlerden kimisi Tel Aviv’e giden bir füzeye, kimisi düşmana sıkılan (Allah’ın, “siz atmadınız, onu biz attık” buyurduğu) mermiye, kimisi Allah’ın “Sizin görmediğiniz” dediği gaybî ordulara dönüştü.
-Allah’ın kâfirlerle ve münâfıklarla savaşmamızı, kâfirlerden değil, sadece Allah’tan korkmamızı, savaşta haddi aşmamamızı, kâfirlere tavizkar olmamamızı, müminlere şefkatli ve mütevazi olmamızı, Allah’ın düşmanlarını korkutmak için besili atlar hazırlamamızı vd. emreden ne kadar ayeti celilesi varsa, hepsi bu savaşta ete-kemiğe büründü. Halkları farklı gerekçelerle suçlayanları İran’ın Müslüman halkı utandırdı. Kuduz İsrail’den ateşlenen füzeler İran halkını dağıtmadı, topladı; korkutmadı, yüreklendirdi; sindirmedi, daha da cevval yaptı. İranlı kardeşlerimiz yağan yağmura karşı şemsiye tutuyorlardı ama ABD-İsrail’in füzelerine şemsiyesiz çıktılar… İran’dan ateşlenen füzeler ise İsrail’de Yahudileri sığınaklara tıkıyordu. Aslandan ürküp kaçan yabani merkepler gibiydiler o günlerde. Füze aynı füze, bomba aynı bomba. Can aynı can. Ama hedefin birinde insanlar füze sağanağının altına koşarken, diğerinde ise fareler misali, girecek delik aradılar.
-Allah “De ki: Hak geldi bâtıl zail oldu, bâtıl zaten yok olmaya mahkumdur.” (İsrâ, 81). “Bilakis biz hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsın ki bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size.” (Enbiyâ, 18) ayetleriyle hakkın yüceliğini ve asîlliğini, bâtılın dayanılmaz tabansızlığını en veciz şekilde açıklamıştır. Şimdi Allah rızası için söyleyelim: İran’ın bu savaşta yaptığı, bâtıl ABD, bâtıl AB ve bâtıl İsrail’i vurmak, ABD-İsrail’den, duyurmaktan utanç duyacakları kadar askeri öldürmek, İsrail’e, kendisinin Gazze’de yaptıklarını yaşatmak, ABD’ni adeta arkasına bile bakmadan savaş alanından kaçırtmak olmadı mı?
İşte Allah’ın buyurduğu üzere hak böyle gelmekte, bâtıl böyle yok olmaktadır. Hak kendiliğinden değil, hakkın adamlarıyla (Müslümanlarla) gelmektedir. Beraberinde hakkın geldiği (hakkı getiren) bugün İranlı Müslümanlardır, yarın bir başkası olur. Allah cihadı, şehadeti, gazi olmayı, ölmeyi ve öldürmeyi dilediğine nasip eder. Bugün küffarla tek başına mücadele etme şerefi İran’a bahşedilmişse, bundaki yanlışlık nedir?
Biz, Allah’a iman eden bütün müminler Allah’a dua edelim: Rabbimiz içimizden, Allah’ın adını yüceltecek, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayacak, İranlı Müslümanlar gibi, düşmanın füzelerinin kendilerini meydanlara topladığı yeni nesiller göndersin. Amin.
(Bu makale İktibas Dergisi Mayıs 2026 sayısında yayımlanmıştır.)
