İBLİS’İN ŞURASI

 Muhammed İkbal

Farsça’dan Çeviren: Mikail BAYRAM
Kriter/Eylül 1976
İblis’in yardımcı ve avaneleri olan şeytanlar, İblis’in başkanlığında bir istişare meclisi akdederek, gelecekte uygulamayı düşündükleri felsefi doktrinleri, Dünyadaki mevcut düzenleri ve bu düzenlerin karşı karşıya bulundu­ğu tehlikeleri gözden geçirmektedirler. Bu arada kendi­lerine korku ve dehşet verici ve şeytani siyaset ve pren­sipleri temelinden sarsıp, iktidarlarını yıkabilecek, mey­dana gelmesi muhtemel olaylardan bahsetmekte ve bu tehlikeli olayların önemi ve sonucunun ne olacağını ve bu olaylara karşı alacakları tedbirleri görüşmektedirler.
Şeytanlardan biri Cumhuriyet rejiminin tehlikesinden bahsederek bu tehlikenin önemini belirtmek için söze başladı; “Bu rejimin, insanların gerçeği bulmalarına vesile olacağından korktuğunu”belirtti.
Diğer biri ona, “Bir de aristokrasi var ama bundan kork­maya gerek yok. Çünkü (bu rejim) krallık rejiminin şekil değiştirmesinden başka bir şey değildir ve krallığı bu kılı­ğa büründüren biziz. Çünkü insanların uyanmaya başladı­ğını ve kendi durumlarının ne olduğunu, nasıl yönetildiğini anladıklarını gördük. Krallık rejimine karşı daha büyük bir ayaklanma olacağından korktuk. Bunun üzerine insan­lara oyuncak olsun ve bir zaman da onunla vakit geçirsinler diye ‘Aristokrasi’ rejimini önlerine koyduk ve başkan ve liderlerin mübalağalı unvanlarını da kaldırmış olduk. Şüp­hesiz krallık sadece kudret ve otoritelerin muayyen bir şahısta toplanması veya belli bir şahsın sadece otoriteyi elinde tutmasından ibaret değildir. Bilakis sabit olan şah­sın başkalarının üstünde otorite kurup, servet ve mallarına musallat olmasıdır. Bu tasallut ister bir millet üzerinde, ister bir fert üzerinde bulunsun; durum değişmez. Nitekim Batı’daki rejimlerden (bazılarını) dikkatle inceleyecek olursan, göreceksin ki, dış görünüşleri ne kadar parlak ve göz kamaştırıcı ise de, iç dünyaları Cengiz Ha­nın ruhu kadar karanlıktır” dedi.
Diğer bir şeytan; “Mademki sömürü, insanları kul edinme ruhu onlarda da var, önemli değildir; fakat sayın Şura üyeleri ünlü Yahudi Karl Marks’ın ortaya attığı muaz­zam fitne ve anarşi ruhu ve Peygamber olmadığı halde ta­raftarlarının kutsallığına inandıkları ‘Kapital’ adlı eseri hakkında ne düşünüyorlar. Acaba onun dünyada nasıl bir anarşi, kargaşalık ve nasıl bir inkılap meydana getirdiği; köle ve işçileri, efendi ve patronlar aleyhinde ayaklandıra­rak efendilik ve patronluk müessesesini temelinden nasıl yıktığından haberleri var mı?”
Bir diğer şeytan, -şura reisini muhatap alarak-; “Sayın Başkan hazretleri, her ne kadar Avrupa liderlerinin zat-ı ali­nizin sadık müritleri olduklarını biliyorum; bununla bera­ber benim onların akıl ve ferasetlerine itimadım yoktur. Evet, biz birtakım prensip ve kaideleri ortaya atıp haşaratı harekete geçiren, dilencileri bile krallara karşı ayaklandıran ve bütün işleri allak bullak eden şu İranlı Yahudi’nin taklitçisi Mazdek’in meydana getirdiği komünist hareketine göz kulak olmadık. Şimdi ise, işler çığırından çıkmış, önlenmesi güç bir durum almıştır. Komünizm fesadı her tarafı sarmış bulunuyor. Yeryüzü bu olayın ya­rattığı anarşi ruhunun korkusuyla titreyip durmaktadır.
Sayın Başkan, yönetmekte olduğunuz şu dünyada; size kar­şı bile büyük bir darbe meydana gelerek, dünyanın düzen ve ölçüleri tamamen değişebilir!”
Bu sözler üzerine Şura Başkanı olan iblis söze başladı:
“İblis’sem, Dünyanın yuları benim elimdedir. Nasıl dilersem öyle yönetirim. Bir zamanlar olduğu gibi Avrupa Mil­letlerinin köpekler gibi birbirlerinin canına düşmeleri, kurtlar gibi birbirlerini parçalamaları ve benzeri acaib hadiselerin yeniden vuku bulması için Avrupa’nın siyasi liderleri ve kilise keşişlerinin kulağına bir takım kanun ve kaideler okumam yeter.
Komünizm hakkında söylediklerinize gelince; insan fıtrat ve kabiliyetinin fertler arasındaki farklılığını, Mazdek diyalektiğinin -başka bir deyişle- Komünistlerin materya­list felsefesinin ortadan kaldıramayacağı hususunda size teminat verebilirim. Bu bakımdan ben insanlıktan çıkmış, Allah’ın tardettiği komünistlerden, beyinsiz ve ahmak uşaklarından asla korkmamaktayım. Ben, sadece ve sadece daima hayat kıvılcımına sahip ve toprağında gizli bir istiklâl ruhu bulunan; toplumunda halâ başını yumuşak yastığa koyup rahat uyku yerine yü­zünü toprağa koyup sabahlara kadar yorgun yanağından toprağa gözyaşı döken insanların bulunduğu bir millet var; işte o milletten korkuyorum, anlıyor musunuz?
Gelecekte, önüne geçilmesi imkansız olan hareketin komünizm olmayıp; bilakis İslâm olduğu hususu, aklı ba­şında ve basiret sahibi herkes tarafından rahatlıkla anla­şılır. Hepsi bu. Ben bu milletin Kur’an’dan uzak düştükle­rini, başka milletler gibi para, pul ve servet toplamakla meşgul olduklarını biliyorum. Keza ben, İslâm bilginleri ve cehalet karanlıklarında yüzen şeyhlerin dağınık ve fikri perişanlık içinde bulunan Doğu’yu kurtarabilecek bir ‘Yed-i Beyza’ya sahip olmadıklarını da çok iyi anlıyorum. Onla­rın, şu karanlık dünyayı aydınlatabilmekten çok uzak olduk­ları aşikârdır. İşte korktuğum tek şey, tehlikeli ikaz ve uyarma gayretleri ve cereyan eden hadiselerin şu uyuyan milleti uyandırıp, Muhammed’in (A.S.) yoluna yönelte­ceğidir.
 
Ben size biçarelerin hamisi, ırz ve namusların koruyu­cusu, şeref ve haysiyet dini, cömertlik ve kahramanlık, mücadele ve cihat dini; her türlü kölelik ve kul edinmeyi ortadan kaldırarak her çeşit sömürgeciliği ve araçlarını yok eden; yöneten ve yönetilen arasında bir fark gözet­meyen, hiçbir güç ve kuvvete üstünlük tanımayan; her tür­lü yolsuz kazancı önleyecek serveti pisliklerden ayıklayan; servet ve arazi sahiplerini Allah’ın olan servet ve malın yed-i eminleri olarak değerlendiren Muhammed’in (A.S.) dinin­den sakınmanızı tavsiye ederim.
Bu dinin, ‘Yeryüzü Allah’ındır. Kral ve sultanların de­ğildir’ düsturunu haykırttığı andan itibaren; fikir, aksiyon ve ilim dünyasında meydana getirdiği inkılâptan daha muaz­zam ve güçlü bir inkılâp düşünmek mümkün müdür? Bu bakımdan elimizden geldikçe ve gücümüz yettikçe bu din ve düzenin insanlardan gizli kalmasına çalışınız.
Hal-î hazırda Müslümanların, Rablerine itimatlarının bulunmayışı ve dinlerine olan iman ve güvenlerinin olmayışı ne kadar güzel! Hele ilm-i kelam ve ilahiyat konularına kafa yormaları, Allah’ın kitabını ve ayetlerini tevil ile meşgul olmaları ne kadar memnuniyet vericidir.
Elinizden geldikçe, Müslümanların kulak ardını tokat­layın; çünkü eğer onların kulakları açılırsa sadece ezan ve tekbirleri bile bizlerin tuzak ve hilelerini alt-üst eder ve dünya düzeninin bütün bozukluklarını ortadan kaldırabilir! Ayrıca Müslümanlardaki cehaletin mümkün mertebe uzun sürmesine ve fecr-i sadıklarının gecikmesine çalışınız
Kardeşlerim, Müslümanların hayat mücadelesinde geride kalmaları için onları çalışmaktan alıkoyunuz. Bizler için Müslümanların, başkalarının kulu olması, dünyadan el-etek çekmesi ve kıymet vermediği dünyayı başkalarına terk etmesinde büyük hayır vardır. Eğer bu millet, dinle­rinin; kendilerini bu dünyanın nazım ve koruyucusu olarak kabul ettiğini ve bu ideali onlara verdiği gibi bir şuura va­rırlarsa, o zaman vay bizlerin haline!”

 Celal Sancar

(İktibas Dergisi, Cilt 2, Sayı 35)